Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/3645 E. 2026/920 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3645
- Karar No
- 2026/920
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/447 E., 2025/323 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve ayrıca ek sözleşme yapıldığını, yüklenicinin sözleşmede kararlaştırılan sürede sözleşmeye uygun bir şekilde arsa sahibine düşen 5 dükkan ve 15 büronun iskânını almış bir şekilde teslim edemediğini, sözleşmeye göre 5 dükkan ve 15 büronun müvekkillerine teslim edileceğinin kararlaştırılmasına rağmen ruhsatta büroların mesken olarak gösterilmesi nedeniyle iskân alınamadığını, müvekkillerinin satış yapamadıklarını, nüfus müdürlüğünden yerleşim yeri kaydı yapamadıklarını, sözleşmeye göre gecikme halinde her bir bağımsız bölüm için rayiç kira bedelinin ödenmesinin kararlaştırıldığını, bu nedenlerle gecikme nedeniyle şimdilik 17.400,00 TL kira ve uğranılan zarar için 12.600,00 TL tazminini talep etmiş, 23.05.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle istemini bilirkişi raporuyla hesaplanan toplam kira bedeli 364.584,00 TL'ye çıkartmıştır.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; yüklenicinin edimini tam olarak yerine getirdiğini, eksik imalât ya da teslim etmemenin söz konusu olmadığını, inşaatın 22.01.2007 tarihinde teslim tesellüm belgesi ile sözleşme şartlarına uygun şekilde tamamlandığını, dairelerin bir kısmının iş yeri olarak iskânının alınması gerekirken tamamının konut olarak iskân ruhsatının alınmasının belediye görevlisi ve inşaat işlerini takip eden inşaat mühendisi ... ...’ın hatalı işlemlerinin sonucu olduğunu, ayrıca arsa sahiplerinin kendilerine ait bağımsız bölümleri kullandıklarını, işyeri ve daire olarak kiraladıklarını, herhangi bir zararları olmadığını, aksine kâr elde ettiklerini, haksız ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 2010/334 Esas, 2011/454 Karar, 09.09.2011 tarihli kararı ile sözleşmenin ifâ ile sonuçlandığı, eksiklik zararının kanıtlanamadığı, belediyedeki hatadan davalı yüklenicinin sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 2010/334 Esas, 2011/4 54... .09.2011 tarihli kararının süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemiz (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 2012/6570 Esas, 2013/1978 Karar, 25.03.2013 tarihli kararı ile Belediyeden 12.05.2005 tarihinde inşaat yapım ruhsatı alındığı, ancak daha sonra belediye encümen kararıyla inşaatın onaylı mimari projeye göre olması gereken zemin üstü katların büro yerine sehven konut olarak ruhsatlandırıldığı anlaşıldığından inşaat ruhsatının iptâline karar verildiği, bu hali ile inşaatın yasal olmadığı, sözleşme uyarınca iskân alınmış olarak teslim zorunlu olduğundan fiilen teslim olsa da yasal olmayan inşaatın sözleşmeye uygun tamamlandığından söz edilemeyeceği, öte yandan dava dilekçesinde eksik iş ile kira tazminatı yanında sözleşmenin feshinin de istendiği, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 106/2. maddesindeki seçimlik haklara göre, birbiri ile çelişen fesih ve ifâ istemleri açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu, mahkemece yapılması gereken işin, inşaatın mevcut hâli ile iskân alıp alamayacağı hususunun belediyesinden sorulması, iskân alabilecek ise bu konuda davalı yükleniciye yetki ve süre verilmesi, yüklenici tarafından yasal hale getirilemez ise, davacılara 1086 sayılı HUMK'un 179. maddesi uyarınca davadaki birbiriyle çelişen taleplerin açıklattırılarak sonucuna göre iskân belgesi almaları için gereken masraflar ile varsa diğer eksiklikler ve gecikmeden kaynaklanan kira kayıpları da bilirkişiye hesaplattırılarak hüküm altına alınması işlemlerinden ibaret olduğu belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
2. Mahkemenin 2014/4 Esas, 2018/148 Karar, 23.05.2018 tarihli kararı ile inşaatın mevcut hali ile iskân alamayacağının belediyeden gelen müzekkere cevabı ile anlaşıldığı, davalının da kendisine verilen süre içerisinde inşaatı yasal hale getirmediği, davacı vekilinin bilirkişi raporu doğrultusunda ıslah dilekçesi sunduğu anlaşılarak davanın kabulü ile ecrimisil olarak 364.584,00 TL bedelin kabulü ile bu miktarın 30.000,00 TL'sine 02.06.2010 tarihinden itibaren, 334.584,00 TL'sine ıslah tarihi olan 23.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 2014/4 Esas, 2018/148 Karar, 23.05.2018 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemiz (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 2018/4304 Esas, 2019/753 Karar, 25.02.2019 tarihli kararı ile davalının sair temyiz itirazlarının reddine, bozmadan sonra davacı vekilinin beyan dilekçesinde bağımsız bölümlerin geç teslimi nedeniyle kira tazminatı talebinde bulunduğu, mahkemece de kira tazminatına hükmedildiğinden ve karar davacı tarafından da temyiz edilmediğinden uyuşmazlığın da bu çerçevede yani kira tazminatı verilip verilemeyeceği noktasında toplandığı, mahkemece tüm bağımsız bölümler üzerinden kira tazminatına hükmedilmiş ise de tapu kayıtlarından bir kısım bağımsız bölümlerin davadan önce satılmış olduğu, bazı bölümlerde de abonelik tesis edildiğinin anlaşıldığı, bu hususta gerekli araştırmanın yapılması gerektiği, davacıya düşen dairelerle ilgili abonelik tesisinin belirlenmesi, fiili teslim olgusunun araştırılması, abonelik tesisi var ise bu tarihin de dikkate alınması, satılan daireler var ise gözetilmesi ve satış tarihini geçmemek üzere kira tazminatı konusunda ek rapor alınması gerektiği, içtihad birleştirme kararı uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılamayacağının gözetilmesi ve ıslah yapılmamış gibi karar verilmesi gerektiği, bu durumda dava açılırken harca esas değerin 30.000,00 TL olmasına rağmen bozmadan sonra yapılan ıslah dikkate alınarak davanın ıslah edilen miktar üzerinden kabulüne karar verilmesinin de hatalı olduğu belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
3. Mahkemenin 2020/71 Esas, 2022/230 Karar, 23.09.2022 tarihli kararı ile bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde; bozma ilamı doğrultusunda ek rapor alındığı, davacıların payına düşen davaya konu Antalya ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 655 Ada, 21 no.lu parselde bulunan 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19... no.lu bağımsız bölümlerin talep edilen genel toplam ecrimisil bedelinin 265.177,00 TL olduğu kanaatine varıldığı, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gözetilerek dava açılırken harca esas değer 30.000,00 TL olduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabul kısmen reddine, ecrimisil olarak 30.000,00 TL'nin dava tarihi olan 02.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 2020/71 Esas, 2022/230 Karar, 23.09.2022 tarihli kararının süresi içinde taraflar vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2023/367 Esas, 2023/2011 Karar, 24.05.2023 tarihli kararı ile tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, bozmadan sonra ıslah yapılabileceği kabul edilerek bu yönde değerlendirme yapıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerektiği, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun genel değerlendirmelerin yapıldığı "c" bendinde 14 no.lu bağımsız bölümün 11.02.2008 tarihinde satış gördüğü, bu nedenle teslim edilmesi gereken tarihten satış tarihine kadar olan dönem için hesaplama yapılması gerektiği belirtilmiş olmasına karşın hesaplamanın yapıldığı paragrafta 01.12.2006-02.06.2010 tarihleri arasındaki dönemin hesaplanmasının hatalı olduğu, 14 no.lu bağımsız bölümün 01.12.2006-11.02.2008 tarihleri arasındaki kira tazminatının hesaplanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
4. Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş olup, ıslah dilekçesi esas alınarak ek bilirkişi raporu alındığı, inşaatın mevcut hali ile iskan alamayacağının belediyeden gelen müzekkere cevabı ile anlaşıldığı, davalının da kendisine verilen süre içerisinde inşaatı yasal hale getirmediği, bunun üzerine keşif yapılarak davacıların iskân belgesi almak için gereken masrafları ve gecikmeden kaynaklanan kira kaybı alacağı istemine ilişkin şartların oluştuğu anlaşılmakla, davacının kira alacağına ilişkin taleplerinin kısmen hüküm altına alındığı, bu noktada davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def'î öne sürdüğü, eldeki davanın 02.06.2010 tarihinde açıldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle de dava açılış değerini aşan miktar yönünden zamanaşımının işlemeye devam ettiği, taleplerin beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ecrimisile ilişkin taleplerin 01.12.2006-02.06.2010 tarih aralığına ilişkin olduğu, buna karşılık ıslah dilekçesinin 23.05.2018 tarihinde sunulduğu anlaşılmakla, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ıslah geçerli kabul edilse de ıslaha karşı zamanaşımı def'ine itibar edilerek ıslaha konu miktarın zamanaşımına uğradığının kabul edildiği, bu nedenle dava açılış değeri ile bağlı kalarak davanın kısmen kabulü ile ecrimisil olarak 30.000,00 TL'nin dava tarihi olan 02.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde;
a. Islah talebinin usulüne uygun ve zamanında verildiğini, bozma ilamı ile ıslah talebinin uygun görüldüğünü, bozma ilamına da uyulduğunu, müktesep haklarına uygun şekilde karar verilmesi gerekirken, mahkemece verilen 30.04.2025 tarihli 2 nolu ara kararı ile zamanaşımının reddine ilişkin karardan vazgeçildiğini, davalı vekilinin zamanaşımı def'inin reddine karar verilerek ıslah dilekçesinde belirtilen miktar esas alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi yönde karar verilmesinin hatalı olduğunu,
b. Davalı yüklenicinin ağır kusurlu olduğunu, Türk Borçlar Kanununun 147. maddesine göre, yüklenici ağır kusurlu olduğu için zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu,
c. Islah talebinin süresinde verilmediği belirtilerek itibar edilmediği halde ıslah dilekçesinde belirtilen miktar esas alınarak davalı lehine ücreti vekalete hükmedilmesinin kanuna ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu beyan etmektedir.
2. Davalı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; davalının yükümlülüğünün ön iskân yani binayı iskâna hazır hale getirmek olduğunu, belediye yazı cevabına göre ön iskân tarihinin 08.01.2007 tarihi olduğunu, bilirkişi raporunda her bir bağımsız bölüm açısından aboneliklerin alındığı ve başkasına devrolduğu tarihe kadar gecikme tazminatı hesabı yapılmışsa da bağımsız bölümlerin bireysel aboneliğin alınabilmesi için binaya elektrik bağlantısının 26.02.2007 tarihinde yapıldığını, esasen 26.02.2007 tarihi itibariyle bağımsız bölümler için ferdi abonelik alımına ve bağımsız bölümlerin kullanımına engel bir durum kalmadığını, 26.02.2007 tarihi sonrasına ilişkin hesaplanan gecikme tazminatlarına bu nedenle itiraz etmelerine rağmen haklı itirazının dikkate alınmadığını, kabul anlamına gelmediği ihtirazı kaydıyla 20 adet bağımsız bölüm için aylık 340,00 TL'den 2 aylık gecikme tazminat ederinin 13.600,00 TL olup, davacının ferdi abonelikleri geç almasından davalıya kusur yüklenemeyeceğini, bu nedenle davacı lehine hükmedilen 30.000,00 TL'lik gecikme tazminatının fazladan ve yersiz olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca geç teslimden ... zararın tazmini istemine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 nci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraflar vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı harçların temyiz eden davacılara ve davalıya yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
- KARŞI OY -
Somut uyuşmazlıkta öncelikle zamanaşımı konusunu kısmi dava yönünden değerlendirmek gerekir. 818 sayılı BK 133. (TBK 154) maddede dava yoluyla mahkemeye başvurulmuş ise yani dava açılmışsa zamanaşımının kesileceği düzenlenmiştir. Bu maddenin de yorumunun sonucu olarak yerleşik yargısal uygulamalarda dava açılmakla ancak dava dilekçesindeki miktar için zamanaşımının kesileceği ve sadece dava açılan miktar için dava tarihinde temerrüt olgusunun gerçekleşeceği kabul edilmektedir. Yargısal uygulamalar bu yönde süregelmiş ise de 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararı çıkmış olup, yerleşik uygulamadan dönülmesi gerekip gerekmediğinin bu karar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Sözünü ettiğimiz 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında "kısmi davada, dava konusu miktarın kısmi ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin artırılması halinde, artırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceği belirtilmiştir. Bu karar zamanaşımı ile ilgili değilse de İçtihadı Bileştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol gösterici olduğu unutulmamalıdır. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesinde de geçerli olacaktır. Yol göstericilik konusunda kararın tüm gerekçeleri değil; ana sonuçla bağlantılı ve bu sonuca hangi hukuksal nedenlerle varıldığını gösteren temel gerekçeler esas alınmak suretiyle bir sınırlama getirilmesi de içtihadı birleştirme kararlarının mahiyetine uygun bir sonuç olacaktır. Kaldı ki Yargıtay Kanunu 45/5. maddede içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlayacağı düzenlenmiş olduğundan benzer konular için de bu içtihadı birleştirme kararının uygulanması bir zorunluluktur. 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesi; ıslahla miktar artırımının ek dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi olduğudur. Bu temel gerekçenin varlığı; kararda yer verilen "...Ek dava ile kısmi dava arasında paralellik mevcut ise de ıslahla ilgili sorunların yine ıslah müessesi kapsamında sonuçlandırılarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle dava değerinin artırılması kısmi ıslah kapsamında olduğundan süregelen davanın devamıdır ki yeni bir dava ve ek dava olarak kabul edilemez. Artırılan tutar için harç yatırılması bir usul işlemidir; yeni bir dava açıldığı şeklinde yorumlanamaz..." biçimindeki açıklamalarda ve "...bu amaçla verilen bir ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki istem ve ferilerini ortadan kaldırmayacak, sadece istenilen alacak rakamını değiştirecektir. Hal böyle olunca ıslahla artırılan tutar, yeni bir dava olmadığından, ilk dava dilekçesinde yer alan bütün unsurlar faiz istemi de dahil olmak üzere, ıslahla artırılan kısım için de uygulanabilir olmalıdır..." şeklinde yapılan açıklamalarda açıkça görülmektedir. Bu ifadeler kararın; sonuç kısmıyla da uyumlu ana ve en temel gerekçeleridir. Bu karar temel gerekçesinden soyutlanarak yorumlanıp uygulanamayacağına göre, ıslahla miktarın artırılması halinde, bu miktar değişikliğinin, zamanaşımının kesilmesine neden olup olmadığı, zamanaşımını kesecek bir işlem ise hangi tarihte zamanaşımının kesileceği konusunda da kararın bu ana gerekçesinden yararlanılmalıdır. Bu yararlanmanın gerekliliği uygulama ve öğretide de kabul edilmekte ve şöyle açıklanmaktadır: İçtihadı birleştirme kararları bakımından her ne kadar sadece sonuç kısmı bağlayıcı olsa da sonuç kısmı ile gerekçenin sıkı irtibatı nedeni ile kararda varılan bağlayıcı sonucun anlamlandırılabilmesi, bağlayıcılığın gerekçeye genişletilmesi ile mümkündür. (Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi (Sevinç 1977), s. 33-34; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü (Demir 2001) C. V, s. 4961. Aynı yönde Yargıtay HGK, 24.11.1965 T., 685/428, Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi, s. 34. Benzer şekilde Yargıtay 4. HD, 06.02.1973 T., 1972/5259 E., 1973/1036 K., Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku (Nesil 2000) s. 65.; ..., Mahkeme İçtihatları Yoluyla Medenî Usûl Hukukunun İnşası, Doktora Tezi sf: 216). İçtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcılığının kapsamının belirlenmesinde de karara etki eden gerekçenin dikkate alınması gerekir. Zira, içtihadı birleştirme kararları somut bir olayın çözümü bakımından değil; hukuk dünyasında anlamlandırılması ya da uygulanması bakımından soruna yol açan kurala yönelik soyut bir ilkenin ortaya konulmasına hizmet eder (..., Mahkeme İçtihatları Yoluyla Medenî Usûl Hukukunun İnşası, Doktora Tezi sf: 216).
Bu içtihadı birleştirme kararı ile ıslahla miktar artırımı ek dava olarak görülmemiş ve sadece dava dilekçesinde yazan miktarın değiştirilmesi, diğer bir ifadeyle bu miktarın düzeltilmesi olarak görülmüştür. Bu kararın sonucu olarak miktar artırımına ilişkin yapılan ıslahın da artık ek dava olarak görülmesi mümkün olmayıp dava dilekçesindeki miktar kısmının düzeltilmesi olarak kabul edilmesi gerekir. Düzeltilen dava dilekçesi olduğuna göre davacı tarafından ıslahın teşmil edildiği tarih de ilk dava tarihi olacaktır. Dava tarihine teşmil edilecek şekilde bir ıslah gerçekleştiğine göre, ıslahla artırılan miktar için de dava tarihinin artık ilk dava tarihi kabul edilmesi ve dava açılmakla zamanaşımının kesileceğine dair BK 133/1 bent 2 (TBK 154/1-bent 2) hükmünün ıslah edilen miktar için de ilk dava tarihi esas alınarak uygulanması gerekir. Islahla miktar artırımı dava veya ek dava sayılmadığı için BK 133/1 bent 2. madde gereğince zamanaşımı kesilmez ise de yukarıda da belirttiğimiz üzere bu ıslah dava dilekçesindeki miktarın değiştirilmesi ve düzeltilmesi olduğundan ıslahla artırılan yeni istem için de zamanaşımının ilk dava tarihinde kesilmiş sayılması gerektiği sonucuna varılmalıdır. Dava konusunun tümüyle değiştiği tam ıslahta zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplananacağı doktrin ve uygulamada tümüyle kabul edilir iken dava konusunun değişmediği ek dava dahi sayılmadığı konusunda açık gerekçe içeren ve bu gerekçeyle sonuca giden içtihadı birleştirme kararına rağmen, ıslahla miktar artırımında zamanaşımının ilk dava tarihine göre hesaplanmaması da çelişkili bir uygulama ve yorum olacaktır. Diğer yandan aynı usul işlemi olan ıslahla miktar artırımı temerrüt faizi yönünden ek dava sayılmaz iken diğer yandan zamanaşımı için ek dava sayılmış olacaktır. Bu ise aynı usul kurallarının değişik maddi hukuk taleplerinde farklı uygulanması, farklı yorumlara tabi tutularak farklı sonuçlara varılması anlamını taşıyacak ve başka bir boyutta olmak üzere ayrı bir çelişki oluşturacaktır. Açıkladığımız nedenlerle ıslahla artırılan kısım için zamanaşımının ıslah tarihine göre hesaplanması gerektiği şeklindeki yerleşik uygulamadan 24.05.2019 tarihinde verilen 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı bir içtihadı birleştirme kararında varılan sonucun temel gerekçesini oluşturan medeni usul yorumları karşısında artık dönülmesi ve zamanaşımının dava veya ek dava sayılmayan ıslahla miktar artırım tarihine göre değil, davanın açıldığı ilk tarihe göre hesaplanması gerekir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; 24.05.2019 tarihli içtihadı birleştirme kararı karşısında ıslahla miktar artırımı ek dava sayılmadığı ve dava dilekçesindeki miktarın düzeltimi kabul edildiği için, artırılan kısım için dahi zamanaşımının ilk dava tarihine göre belirlenmesi gerekirken, ıslah tarihinin esas alınması yerinde değildir. Dava tarihi esas alındığında, ıslah ile artırılan kısım için zamanaşımı dolmamıştır. Bu durumda zamanaşımı definin reddine karar verilerek ıslaha konu miktar yönünden işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.