Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/241 E. 2025/4491 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/241
Karar No
2025/4491
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/272 E., 2024/966 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/184 E., 2021/56 K.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin kurduğu iş ortaklığı ile davalı arasında, Yenimahalle 610 15... parsel ... Yanı ... Merkezi ve Çevre Düzenlemesi Yapımı işi ile ilgili olarak 29.07.2013 tarihli yüklenici sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme ile müvekkillerinin 6 adet bina yapımı ve 180.000 m² çevre düzenlemesi yapımı işini üstlendiğini, işin bedelinin 28.400.000,00 TL olduğunu, müvekkilinin taahhüdü altındaki işe başladıktan sonra davalı idarenin 30.05.2014 tarihli yazısı ile ana binanın kısmi olarak uygulamasını durdurarak işin diğer kısımları olan küçük yapılar ve rekreasyon alanı içerisindeki yer alan çalışmalara devam edilmesini talep ettiğini, 07.07.2014 tarihli yazısı ile de sözleşme konusu işin Ankara 5. İdare Mahkemesinin 2011/953 Esas, 2014/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilen ... Çiftliği 1/10.000 ölçekli Nazım İmar Planı-Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı kapsamında kalması sebebiyle yargı sürecinin beklenilmesinin uygun olacağı yönündeki Başkanlık olur yazısını müvekkiline gönderdiğini, akabinde müvekkilinin şantiye sahasına kurduğu bazı tesisleri kaldırmasını istediğini, davalı İdarenin 13.07.2015 tarihli yazısı ile “taraflar arasındaki sözleşmenin uygulanabilirliği açısından iş durdurma halinin devam etmesinin gerek belediye gerekse yüklenici lehine olmadığından bahisle sözleşmenin karşılıklı fesih yolu ile sona erdirilmesi" talebinde bulunduklarını, sözleşmenin müvekkilinin herhangi bir kusuru nedeniyle feshedilmediğini, davalı İdarenin bahse konu işin yapılacağı arazinin imar planları ile ilgili olarak 2011 yılında dava açtığını, ancak sanki böyle bir dava ve iptal riski yokmuş gibi dava konusu işi ihaleye çıkardığını, davalı idarenin plan iptali kararı verildikten sonra da zararın artmasını önlemeye çalışmadığını, sözleşmenin fesih ve tasfiye iptal kararından yaklaşık bir yıl sonra başlayarak müvekkilinin zararının artmasına sebebiyet verdiğini, hukuka aykırı imar planı, bu imar planı aleyhine açılmış davalara rağmen işin ihalesini yapan İdarenin tamamen kusurlu olduğunu, müvekkilinin tüm zararlarını karşılamakla yükümlü olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL sözleşme ifası amacıyla yapılan tüm giderler (sözleşme ve teminat mektubu giderleri, personel araç ve ekipman ile imalat bedelleri finans giderleri vs.), fesih sebebiyle 10.000,00 TL mahrum kalınan kazanç giderleri olmak üzere toplam 20.000,00 TL’nin fesih tarihi olan 30.06.2015 tarihinden itibaren ticari avans reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, ... ve ... Daire Başkanlığının yazısına istinaden 03.04.2014 tarihinde yer tesliminin yapıldığını, 04.04.2014 tarihinde ihale dosyasındaki projelerin ve 09.04.2014 tarihinde de revize projelerin onaylı bir nüshalarının yükleniciye teslim edildiğini, ... Çiftliği Müdürlüğünün 08.04.2014 tarihli yazıları ile Ankara 5. İdare Mahkemesinin 2011/879 sayısı ile açılan davalarda yürütmeyi durdurma kararı verildiğinden bahisle, planla ilgili yapılacak işlemlerle ilgili yürütmeyi durdurma kararına karşı yapılan itirazların neticesinin beklenildiğinin ifade edildiğini, gerek ... Çiftliği Müdürlüğünün 08.04.2014 tarihli yazısı içeriği ve gerekse yargı sürecinin davam etmekte olması nedenleri ile bu aşamada yargı sürecinin beklenilmesinin uygun olacağının düşünüldüğünü, iş durdurma onayının yükleniciye bildirildiğini, durum tespit tutanağının düzenlendiğini, alanda herhangi bir imalatın gerçekleştirilmediğini,13.07.2015 tarihli yazı ile fesih olurunun yükleniciye tebliğ edildiğini, sözleşmenin karşılıklı fesih yolu ile sona erdirilemeyeceğinin anlaşıldığını ve bu durumun alınan fesih kararını tek taraflı fesih durumuna getirdiğini, tazminat talep edilebilmesi için zarar ile kusur arasında mevcut bir illiyet bağının bulunması gerektiğini, oysa dava konusu olayda müvekkili İdarenin herhangi bir kusurunun olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi 11.02.2021 tarihli kararı ile davanın kabulüne, 797.172,79 TL menfi zararın ve 757.333,33 TL müspet zararın dava tarihi olan 29.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı İdareden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 11.02.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 12.05.2022 tarihli kararı ile,"...Somut uyuşmazlıkta davalı tarafından yapılan ihale ve taraflar arasında imzalanan sözleşme öncesinde, sözleşme konusu yer ile ilgili imar planının iptali amacıyla açılmış Ankara 5. İdare Mahkemesinin 2011/953 Esas sayılı davasının bulunduğu hususu sabittir. Nitekim yargılama sonunda imar planının iptaline karar verildiği, anlaşılmaktadır. Mahkemece yargılama aşamasında 3 farklı heyetten bilirkişi raporu alınmış, birinci bilirkişi heyeti sözleşmenin feshinde tarafların her ikisinin de kusurunun bulunduğunu, bu nedenle davacı yüklenicinin bir tazminat talep edemeyeceği kanaatini bildirmiş, 2. ve 3. bilirkişi heyeti ise yüklenicinin fesihte bir kusuru bulunmadığı kanaatini bildirmiş, mahkemece 2. ve 3. bilirkişi heyetinin görüşü doğrultusunda yüklenicinin bir kusurunun bulunmadığı kabul edilerek son rapor doğrultusunda, davacı lehine tazminata hükmedilmiştir. Sözleşme konusu yer ile ilgili olarak, idare mahkemesinde açılmış imar planının iptali davası olmasına rağmen, davacı yüklenici söz konusu sözleşmeyi imzalamıştır. Yüklenicinin sözleşme öncesinde basiretli bir tacir gibi hareket edip, sözleşme konusu yerin imar durumunu, taşınmaz üzerinde takyidat olup olmadığını, taşınmaz üzerinde inşaat yapılmasına engel teşkil edebilecek hususların bulunup bulunmadığını inceleyip değerlendirmesi ve sonucuna göre, ihaleye girip girmeyeceğine, sözleşme imzalayıp imzalamayacağına karar vermesi gerekir. Bu konudaki yükümlülüğünü yerine getirmeyen yüklenicinin fesihte hiçbir kusurunun olmadığını kabul etmek hukuken mümkün değildir. Fesihte yüklenicinin de kusuru vardır. Davacının kendisi de kusurlu olduğundan ve de talebin imalat alacakları bulunduğu iddiasına dayalı olmayıp, tazminat talebine ilişkin olduğu gözetildiğinde, sözleşmenin feshinde kendisinin de kusuru bulunan davacı lehine bir tazminata karar verilemez. Sözleşmenin feshinde tarafların ortak kusurlu oldukları anlaşılmakla, davacı lehine tazminata hükmedilmesi isabetli olmamıştır" gerekçesiyle "davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/184 Esas, 2021/56 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine" karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 12.05.2022 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce; sözleşme konusu işin yapılacağı alana ilişkin 1/10.000 ölçekli nazım imar planı (NİP) ve koruma amaçlı nazım imar planı (KANİP) ve eklerinin Ankara 5. İdare Mahkemesinin 10.02.2014 tarih ve 2011/880 E., 2014/105 K. sayılı kararı ile iptal edildiği, bu iptal nedeniyle dava dışı ... Çiftliği Müdürlüğünün davalı belediyeye sözleşme konusu yere ilişkin tapu tescil belgelerini veremediği, bu nedenle davalı belediyece yapı ruhsatının alınamadığı, bu şartlarda yapım işinin gerçekleşmeyeceği gerekçesiyle davalı belediyece 01.07.2015 tarihinde sözleşmenin feshedildiğinin dosya kapsamından anlaşıldığı belirtildikten sonra, "İmar planının iptali istemiyle Ankara 5. İdare Mahkemesine 2011 yılında dava açılmış, davalı belediyece yapılan ihale sonucu davacı ile yapım işi için 29.07.2013 tarihinde sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme ve ekleriyle ihale evraklarında sözleşme ve ihale tarihinden önce açılan iptal davası ile ilgili bir bilgi ve kayıt bulunmamaktadır. Davalı belediyece de yüklenici iş ortaklığının iptal davasından haberi olduğu iddia ve ispat edilmiş değildir. Davalı belediyenin sözleşmenin imzalanmasından sonra 07.07.2014 tarihinde sözleşme konusu işin yargı sürecinin beklenilmesinin uygun olacağını belirterek, işin durdurulmasını yüklenici iş ortaklığından istediği, davalı ... tarafından idare mahkemesinde açılan iptal davası ile ilgili daha önceki bir tarihte yükleniciye bilgi verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı belediyenin kendi kusuruyla sözleşmenin feshine sebebiyet verdiği anlaşıldığından, davacının talep edebileceği tazminatların belirlenerek uzman bilirkişi kuruluna hesaplama yaptırılıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uyulan bozma ilamındaki gerekçeler doğrultusunda, bozma ilamı sonrasında alınan bilirkişi heyeti raporu ile sabit olduğu üzere, davacıların menfi zarar kapsamında, idareye tahsis edilen ve dava dışı bir şirketten kiralanan araçların kira bedeli ve trafik cezası 69.067,08 TL, personel giderleri 263.320,99 TL, damga vergisi 269.232,00 TL, sözleşme karar pulu 161.596,00 TL, KİK payı 14.200,00 TL, şantiye mobilizasyonu oluşturulmasına yönelik zemin çalışmaları için harcanan 15.04.2014 tarihli ve B24199 sıra numaralı faturada belirtilen 1.525,72 TL ile, 17.05.2014 tarihli 87762 sıra numaralı faturada belirtilen 18.231,00 TL olmak üzere toplamda 797.172,79 TL'lik harcamaları bulunduğu, davacıların olumlu zarar mahiyetinde kâr kaybı talep ettikleri,Yargıtay bozma ilamı sonrasında alınan bilirkişi heyeti raporunda, davacıların talep edebileceği kâr kaybının miktarının kesinti yöntemine uygun olarak 757.333,34 TL olarak hesaplandığı, bilirkişi heyeti raporunun dosya kapsamı ile uyumlu, Yargıtay bozma ilamını karşılar ve denetime elverişli nitelikte bulunduğu için hükme esas alındığı, davacıların tacir olup, TTK. 19. maddesi uyarınca avans faizi uygulanması mümkün ise de, talebin yasal faize ilişkin olması ve dava tarihi öncesi davalı tarafın temerrüde düşürülmediği dikkate alınarak, alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulandığı belirtilerek, davanın kabulü ile, 797.172,79 TL menfi tazminat ve 757.333,33 TL müspet tazminat olmak üzere toplamda 1.554.506,12 TL'nin dava tarihi olan 29.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı İdareden alınarak, davacılara verilmesine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; a.Bölge Adliye Mahkemesince istinaf aşamasında tanzim ettirilen bilirkişi raporunun hükme esas alındığının belirtildiğini, fakat bilirkişi raporunda davacının müspet zarar talep edemeyeceği tespiti bulunmasına rağmen müspet zarara da hükmedildiğini, bu durumun usul ve yasaya aykırı olduğunu,

b.Bilirkişi raporuna karşı yaptıkları dayanaklı itirazların ve bir kısım bilgi belge temini ve inceleme taleplerinin hiçbir şekilde nazara alınmaksızın, ek rapor tanzim ettirilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu,

c.11.02.2018 tarihli bilirkişi kök raporunda davalı İdare'de herhangi bir karşılığı olmayan ve belgesine rastlanmayan işçi alacakları olarak ifade edilen 263.320,99 TL'nin nereden ve nasıl hesaplandığının anlaşılamadığını, yüklenici tarafından ibraz edildiği düşünülen personel gideri hesaplamaları, SGK dökümleri ve işçilerin kimlik bilgileri konusunda bir tespit bulunmadığını,

d.04.07.2014 tarihi itibari ile iş durdurması yapılan bir yapım işinde, basiretli bir tacirin Ekim 2014'ten Temmuz 2015 tarihine kadar beton santrali kiralamasının, İdareden olası bir menfaat sağlamaya yönelik olduğunu beyan etmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup,menfi ve müspet zararın tazmini istemine ilişkindir.

1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Mahkemece hükmüne uyulan Dairemizin 15.02.2024 tarihli 2022/3634 Esas, 2024/624 Karar sayılı ilâmında davalı belediyenin kendi kusuru ile sözleşmenin feshine sebebiyet verdiği belirtilmiş olup, fesihte davalı İdarenin haksız olduğu sabittir. Yine bozma ilâmında, davacının talep edebileceği tazminatların belirlenerek uzman bilirkişi kuruluna hesaplama yaptırılıp, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği açıklanmıştır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 112. maddesi hükmünce borç hiç veya gereği gibi ifâ edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan ... zararını gidermekle yükümlüdür. Yine aynı Kanunun 125. maddesi, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifâ ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifâdan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararını isteyebilmedir.

Müspet zarar; sözleşme tam olarak ifâ edilmiş olsa idi alacaklının malvarlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla; sözleşme sebebiyle cebe girmesi gereken paranın, girmemesi sebebiyle meydana gelen zarardır. Bu niteliği gereği müspet zarar daima ileriye dönük olup, bir beklenti kaybıdır. Kısaca, akdin hiç veya gereği gibi ifâ edilmemesinden ... zarardır. Örneğin, kira geliri kaybı, geciken ifâ sebebiyle ifâya bağlı ceza, seçimlik ceza, eksik işler bedeli, kâr kaybı müspet zarar kapsamındaki alacakları oluşturmaktadır.

Menfi zarar ise; sözleşmenin karşı tarafınca yerine getirileceğine olan güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan zarardır. Kısaca bu zarar, alacaklının sözleşme yaptığı için uğradığı, sözleşme yapmamış olsa idi uğramayacağı zarar olup, sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamaların tamamının, başka bir anlatımla karşı tarafın mal varlığına girmese bile o sözleşme sebebiyle cepten çıkan paradır. Menfi zarar borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi yüzünden sözleşme hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkar. Bu husus 6098 sayılı TBK'nın 125/son maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmıştır. Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararının tazmini söz konusudur. Menfi zarara, dava masrafları, noter masrafı, karar pulu, personel gideri vb kalemler örnek olarak verilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça seçimlik haklar arasında bulunan müspet ve menfi zararın birlikte istenmesi mümkün değildir.

Bu anlatımlar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; taraflar arasındaki sözleşmede müspet ve menfi zararın birlikte talep edilebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkemece hükme esas alınan 04.09.2024 tarihli bilirkişi raporunda, müspet ve menfi zarar hesabı yapılmış olup, davalı ... vekilince verilen bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, menfi zarar kalemleri içerisinde bulunan işçilik (personel) giderlerine ilişkin olarak esaslı ve gerekçeli itirazlarda bulunulduğu halde, mahkemece bu itirazlar karşılanmamış ve itirazla ilgili bilirkişilerden ek rapor alınmamıştır.

Bu durumda davalı belediyenin menfi zarar kalemleri içerisinde yer alan işçilik giderleri ile ilgili itirazları yönünden bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak, menfi zararın yeniden belirlenmesi, bu belirleme neticesinde müspet ve menfi zararlardan hangisi daha fazla çıkarsa bu miktara hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

VII. KARAR 1.Yukarıda 1. paragrafta açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Yukarıda 2. paragrafta açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/241, K. 2025/4491, T. 25.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-hukuk-dairesi-2025-241-e-2025-4491-k-43c3c67cbe60