Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2026/7824 E. 2026/8562 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
5. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/7824
Karar No
2026/8562
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/469 Esas, 2026/346 Karar KARAR : Düzeltilerek yeniden esas hakkında verilen karar

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonucunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait ... ili, ... ilçesi, ... köyü 253 parsel sayılı taşınmazın kenarından geçmekte olan derenin yatak değiştirmesi nedeniyle müvekkilin taşınmazını kullanamadığını, bu nedenle kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat ve ecrimisil isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; 09.10.1956 gününden önce idarelerin kamulaştırma yapmaksızın el koyduğu taşınmazların kamulaştırılmış sayılacağının kabul edildiğini ve 13.01.1961 tarihinden itibaren 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açma hakkı tanındığını, dava açmakta hak düşürücü sürenin dolduğunu, idari yargının görevli olduğunu, davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, ecrimisil yönünden de zamanaşımının dolduğunu, dava konusu taşınmaz üzerinde idare tarafından herhangi bir proje ve çalışma yapılmadığını, taşınmaz ve çevresi ile ilgili kurumlarına taşkın koruma amaçlı herhangi bir talep olmadığını, kamulaştırmasız el atma veya müdahale bulunmadığını, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan sorumluluğun idarelerine düşmediğini, husumetin hatalı yöneltildiğini, nehrin içinde olduğunu bile bile isteye isteye satın alındığını, kötü niyetin mevcut olduğunu, taşınmazın ilk tapulanma zamanında bile dere yatağı olduğunu, taşınmaza el atılmadığını, ecrimisil talebinin de reddinin gerektiğini, davacının taşınmazı kullanılıyor gibi devlet destekli yardım aldığını, öncelikle davanın reddedilmesi gerektiği aksi kanaate bulunması halinde toplulaştırma işleminin sonucunun beklenmesi gerektiği ileri sürmüştür.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin görevli olmadığını, taşınmaza herhangi bir kamulaştırmasız el atılmanın olmadığını, dava konusu taşınmazın, evveliyatında dere yatağında ve dere mutlak etki alanında kaldığını, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, davanın açılmasında hukuki yarar olmadığını, arazi toplulaştırması sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini, maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, idare tarafından dava konusu taşınmaz üzerinde herhangi bir proje, çalışma yapmadığını, husumetin hatalı yöneltildiğini, dava konusu taşınmazın tamamının tescilinden önce de dere yatağı içerisinde kaldığını, A ve C harfleri ile gösterilen alanların dere yatağından etkilenmiş gibi değerlendirilip A ve C harfleri alanları dahil edilerek hatalı olarak hesaplama yapıldığını, dava konusu taşınmazda dere yatağı mevcudiyeti 1956-1983 tarihleri arasına denk geldiğinden taşınmaz şu anki niteliği ile değil, ilk el atıldığı tarihteki nitelikleri ile değerlendirilerek vekâlet ücretinin de buna göre belirleneceğini, ecrimisil talebinin de reddinin gerektiğini, davacının taşınmaz kullanılıyor gibi devlet destekli yardım aldığını, uygulanan kapitalizasyon faiz oranının davaya konu taşınmazın bulunduğu yöreye, bölgeye, muhite göre uygun düşmediğini, üretim masraflarının resmi verilere aykırı şekilde alındığını, objektif değer artışı kullanılmaması gerektiğini ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya içerisindeki kadastro tutanağına göre dava konusu taşınmaz 1974 yılında tesis kadastrosu ile senetsizden edinildiği, dosya kapsamında bulunan ve uzman fotoğrometri bilirkişi tarafından değerlendirilen raporuna göre, dava konusu taşınmazın 1974 tarihinde yapılan tapulama tutanağı öncesine ait 19 57... tarihli hava fotoğrafında dere yatağı veya dere etki alanında kaldığı, kadastro ediniminden önce ve sonra aynı nitelikte olduğu, niteliğinde herhangi bir değişiklik olmadığı, bu durumda kadastro tespitinden önce meydana gelen dere yatağı ve dere etki alanı nedeniyle kullanılamamasında davalı idarenin sorumlu tutulmasına ilişkin illiyet bağının bulunmaması nedeniyle davanın reddi yerine kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmediğinden davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun 19 57... tarihli hava fotoğraflarından yapılan incelemede dava konusu parselin tarla vasfında kullanıldığını, 19 57... tarihlerinde parselin dere yatağı olduğu veya dere etki alanında kaldığı şeklinde düzenlendiğini, dava konusu taşınmazın kadastro edinimi 1974 yılında olduğunu, 1957 yılına ait hava fotoğrafında taşınmazın bir kısmının dere yatağı bir kısmının da dere etki alanında kaldığını, taşınmazın 1957 yılındaki bozulmada davalı idarenin sorumluluğu olmayabileceğini, ancak aynı raporda 1983 yılında, 1957 yılına ait hava fotoğraflarından taşınmazın farklı kısımlarından bozulmaların olduğu, farklı kısımlarının dere yatağı farklı kısımlarının da dere etki alanında olduğu şeklinde beyan edildiğini, kadastro ediniminden önceki hava fotoğrafları (1957 yılına ait) ile kadastro ediniminden sonraki hava fotoğrafları (1983 yılına ait ) arasında tamamıyla farklılık bulunduğunu, 1983 yılına ait hava fotoğraflarında dere yatağı haline gelen ya da derenin etki alanında olan kısımlardan idarenin sorumlu olduğunu, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği 1974 tarihinden önce derenin etki alanında olmadığı kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten sonra derenin etki alanına girdiği veya dere yatağı haline geldiğinin sabit olduğunu, aslında kadastro tespitinin kesinleştiği tarihinin de hava fotoğraflarının da gereksiz olduğunu, önemli olan taşınmazın dava tarihinde dere etki alanında kalıp kalmadığı veya taşınmazın dere yatağına dönüşüp dönüşmediğin önemli olduğunu ileri sürerek kararı temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dava konusu ... ili, ... ilçesi, ... köyü 253 parsel sayılı taşınmazın kadastro sonucu (20.000 m², çayır) dava dışı ... adına senetsizden (20 yılı aşkın zamandır nizasız, fasılasız zilyetliğinde olması nedeniyle) tespit edildiği, kadastro tespit tutanağının itiraza uğramadan 16.01.1974 tarihinde kesinleştiği, davacının 29.04.2020 tarihinde satış ile malik olduğu anlaşılmıştır. 3. Dosyadaki mevcut hava fotoğrafları incelendiğinde; kadastro öncesinde 1957 yılında ... Deresinin hem taşınmazın kuzeyinde hem de taşınmazın ortasından geçecek şekilde yatak oluşturduğu ve taşınmazın hem dere yatağından hem de dere etkilenme alanından dolayı tarıma elverişsiz hale geldiği anlaşılmıştır. Bu nedenle dava konusu taşınmaz tapu kaydı oluşmadan çok daha önce dere ve dere yatağı vasıflı imar ihyası yapılmamış tescil harici alan niteliğindedir. Taşınmaz bu niteliğini tapu kaydının tesis tarihi olan 1978 yılında ve sonrasında da korumuştur. Buna göre 1957 yılından bu yana taşınmaz üzerinde tarımsal faaliyette bulunulmadığı ve fiziki kullanımında değişiklik olmadığı anlaşılmıştır. 4. Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, uyuşmazlığın bu niteliği itibarıyla tescil harici ve tarım dışı nitelikteki taşınmazın kullanılamamasından kaynaklı zararın varlığından söz edilemeyeceği gibi davalı idarenin eylemi ile zarar arasında illiyet bağı da söz konusu olmadığından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2026/7824, K. 2026/8562, T. 06.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-5-hukuk-dairesi-2026-7824-e-2026-8562-k-1bc6fe8a543e