Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2025/6603 E. 2026/569 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 5. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6603
- Karar No
- 2026/569
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/1026 Esas, 2025/74 Karar KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 4650 sayılı Kanun'la değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın göl alanı olarak tapudan terkini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı idare vekili dava dilekçesinde; Diyarbakır ili, ..., ... tapuya kayıtlı 2 44... parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın göl alanı olarak tapudan terkinini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın tarım arazilerinin son derece kıymetli olduğu bir bölgede yer aldığını, davacı idarece satın alma için teklif edilen taşınmaz ve meyve ağaçlarına ilişkin bedellerin piyasa rayiç bedelinin çok altında olduğunu, dava konusu taşınmaz başında yapılacak keşif esnasında özellikle bölgedeki sulu tarım arazilerinden yılda iki kez ürün alındığının tespit edilmesi gerektiğini, gerçekçi olmaktan uzak veriler yerine uzman bilirkişinin arazinin yapısına, önemine, köyde yetiştirilen ürünlere ve bunlara ilişkin gerçek verim miktarları ile ürünlerin gerçek piyasa değerleri esas alınarak taşınmazın değerinin belirlenmesi gerektiğini, yapı ve eserlerin de niteliklerine göre gerçek değerlerinin hesaplanmasını talep ettiğini, ayrıca ekonomik anlamda çiftçinin tamamen toprağa bağlı oluşu, tarım arazilerinin azlığı ve nitelikleri dikkate alındığında yöreye uygun kapitalizasyon değerinin tespiti ile hesaplamanın buna göre yapılması gerektiğini beyan etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 09.09.2019 tarihli ve 2018/339 Esas, 2019/106 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne ve kamulaştırma bedelinin tespiti ile davalılara hisseleri oranında ödenmesine, dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile baraj gölü sahası içerisinde kalması sebebiyle davacı idare lehine tapudan terkinine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 09.09.2019 tarihli ve 2018/339 Esas, 2019/106 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 24.05.2022 tarihli ve 2020/1566 Esas, 2022/1697 Karar sayılı kararı ile arazi niteliğindeki taşınmazın sulu vasfında, kapitalizasyon faiz oranı %4 olarak uygulanmak suretiyle arazi yapısına uygun olarak buğday, buğday samanı, mısır ve sebze münavebesi alınarak net gelir yöntemine göre olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınarak dava tarihi itibarıyla davaya konu taşınmazın sonuç metrekare değerinin 29,86 TL/m² olarak tespit edilerek zemin üzerinde bulunan ağaçlara maktuen değer verilerek ve taşınmaz üzerinde bulunan yapılara Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2016 Yılı Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliğ fiyatlarından faydalanılarak, yapılar için yaş ve niteliklerine göre uygun yıpranma oranlarının uygulanmak suretiyle yapı değerinin hesaplanarak kamulaştırma değerinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 24.05.2022 tarihli ve 2020/1566 Esas, 2022/1697 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda; kamulaştırılan taşınmaz üzerine inşa edilen yapıların hava fotoğrafları ve uydu görüntülerinden de yararlanılmak suretiyle, teknik analizleri yaptırılıp, gerektiğinde tanık anlatımlarından da faydalanılarak kesin olarak hangi tarihte (ay, gün ve yıl olarak) yapıldığı belirlenip, ilan tarihinden sonra yapıldıklarının tespiti halinde bedeline hükmedilmemesi, ilan tarihinden önce yapıldıklarının tespiti halinde ise kıymet takdir tutanağında ev için 111,94 m² %12 yıpranma payı,%10 eksik imalat, wc için 4,7 m², %12 yıpranma payı, % 20 eksik imalat, tandır için ise 5,7 m², %12 yıpranma payı uygulandığı, ancak yapılar hakkında bedel tespiti yapılmadığı, dosya içerisindeki ilk bilirkişi raporunda; idare tarafından herhangi bir tespit yapılmadığı, keşif esnasında tespit yapıldığı ve uydu görüntüsünde yapının mevcut olunmadığı ancak parsel içerisinde bağ evi niteliğinde yapı görünümü olduğu, tek katlı100 m² olarak ve yıpranma payının % 6 olarak tespit edildiği, 30.04.2019 tarihli bilirkişi raporunda ise davacı idarece sadece 1 adet tandır tespiti var olduğu; ancak bilirkişilerce Z+1 katlı (50,85 m²+30 m² toplam 80,85 m²) yapı tespit edildiği, uydu görüntüsünde de mevcut olduğu, %12 yıpranma payı uygulandığı ve 16,67 m² tandır için yıpranma payı %12 uygulandığı, tüm raporlar arasında yapıların tespiti ve alanları açısından çelişki olduğu dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapıların dosyada bulunan fotoğraflar ile uydu fotoğrafları esas alınarak kıymet takdir raporu ile hükme esas alınan raporlar arasındaki farklılıkların nedenleri de açıklanmak suretiyle ek rapor alınması gerektiğinin düşünülmemesi ayrıca dava konusu taşınmazın üzerinde bulunan yapı yönünden, kıymet takdir raporunda eksik imalatlar nedeniyle ev için %10, wc için %20 değer azalışı verildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise yeterli gerekçe belirtilmeden eksik imalat oranı belirlenmediği anlaşıldığından kıymet takdir raporu ile hükme esas alınan bilirkişi raporu arasındaki eksik imalat konusunda çelişkinin de giderilmesi amacıyla ek rapor alınması gerektiğinin düşünülmemesi hatalı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda kullanılan ...Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin Tarım ve Orman Bakanlığının Tarımsal Maliyet Sistemi (TAMSİS) veri tabanında yer almayan denetimden geçmemiş veriler olması nedeniyle mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu, bu veriler ortalama değerleri içermediğinden yapılan hesaplama ile kamulaştırma bedelinin taşınmaz değerinden daha fazla hesaplandığını, 2016 yılı ...Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerinin geriye dönük son 5 yılın verilerinin ortalama üç kat üzerinde olduğunu, dava konusu taşınmaz büyük bir arazi olduğundan tamamında sebze ürünlerinin üretilmesi mümkün olmadığı gibi 500 m²den büyük arazilerde sebze münavebesinin uygulanabilmesi için hal faturalarının bulunması gerektiğini, taşınmazın kuru tarla vasfında olduğunu, bağ, badem ve dut gibi ürünler için sulu ve kuru olmak üzere iki farklı maliyet cetveli oluşturulması gerekirken, bu yönde herhangi bir ayrıma gidilmediğini, net gelir analizinde esas alınan verimlerde en az son üç ya da beş yılın ortalamasının alınması gerektiğini, kapitalizasyon faiz oranının % 8 alınması gerektiğini, kamu yararı kararının son ilan tarihindeki uydu fotoğraflarında görülmeyen ürün ve mütemmim cüzler için bilirkişilerce hesaplama yapıldığını, taşınmaz üzerindeki omca henüz verime yatma döneminde olduğundan, verim verme yaşına gelmeyen ağaçların değerlendirilmesinde kullanılan maliyet yönteminin kullanılması gerektiğini, yapı bedellerinin yüksek olduğunu, dava konusu taşınmazın tamamı ekili olmadığı hâlde, tamamının bağ ve bahçe olarak kabul edilmesinin bilimsel verilere ve mevzuat hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Dairenin bozma sebeplerinin hayatın ne doğal akışıyla ne maddi gerçeklikle ne de hukukla uyuşur hiçbir yönünün bulunmadığını, bu sebeple aradan geçen zaman da gözetilerek kullanılmayan taşınmazlarda 9 yıl sonra yapılan keşifte yapıların yıpranma ve değer düşüklüğüne uğradığı yönündeki tespitlerin mülkiyet hakkının da ihlali anlamına geldiğini, makul oranda objektif değer artışının uygulanması gerektiğini, dosyadaki bilirkişi raporunda hava fotoğraflarının tarihi net olarak belirtilmediğini, dava konusu taşınmazda kamulaştırma kararının 09.08.2011 tarihinde alındığı; kamulaştırma kanunu gereği bu kararın ilanından itibaren 5 yıl süre ile taşınmaz üzerinde yapılacak yapıların kamulaştırma hesabına dahil edilmeyeceğinin herkesçe bilindiğini, dava tarihinin 27.09.2016 olduğu dolayısıyla 5 yıllık sürenin sona erdiği tarih olan 09.08.2016 tarihine kadar davacı kurumca davanın açılmamış olmasının mülkiyet hakkının kısıtlanması durumunu ortadan kaldırdığını, dolayısıyla dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan yapıların kamulaştırma hesabına dahil edilmemesinin hukuka ve kanuna açıkça aykırı olduğu gibi mülkiyet hakkının da açık ihlaline sebebiyet verdiğini, Dairenin bozma kararı sonrasının yerel mahkemelere yükleyeceği iş yoğunluğunun ve ayrıca maddi külfetin de düşünülmediğini, usul ekonomisi ilkesinin ve makul sürede yargılanma ilkesnin de göz ardı edildiğini, ayrıca dosya 2016 yılında açılmış olup kamulaştırma bedeli de bu yıla göre hesaplandığını, her ne kadar 2942 sayılı Kanun'a göre kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla hesaplanacak olsa da bu husus aradan geçen sürede yaşanan enflasyon karşısında müvekkillere ödenmesi gereken kamulaştırma bedelinin değerini yitirdiği ve yasal faizin bu hususta yeterli olmadığı gözetilerek bu anlamda Bölge Adliye Mahkemesinin faiz yönünden Anayasa Mahkemesinin 2017/34445 Başvuru No ve 16.03.2023 tarihli kararı doğrultusunda makul ve yaşanan enflasyona uygun bir oranda faize hükmetmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurmasının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak davacı idare ile davalı tapu maliki arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti istemine ilişkindir.
2. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında fark kamulaştırma bedeline dava tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere yasal faiz uygulanması gerektiği hâlde bu husus açıkça temyiz sebebi yapılmadığından temyiz sebepleri gözetilerek faiz başlangıç tarihinin hatalı gösterilmesi bozma nedeni yapılmamıştır.
3. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Davacı idare harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, davalıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
19.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar sayılı kararı ve müstakar kararlarında da açıkça ifade edildiği üzere Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının kesin hüküm halini almamış derdest davalar yönünden uygulanmaları gerekir. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulî kazanılmış hakkın ve aleyhe bozma yasağının istisnasını teşkil ederler.
Bu nedenle somut olayda; davalı tarafın, Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca kamu alacaklarına uygulanacak en yüksek faizin uygulanmasına yönelik Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilecek bir temyiz talebinin (Davalılar vekilinin “faize” ilişkin talebi) de dosya münderecatında bulunması karşısında, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmünün iptali yönünde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ve 01.08.2023 tarihli, 32266 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas - 2023/69 Karar sayılı iptal kararı doğrultusunda karar verilmeli ve “dava tarihinden itibaren mahkeme karar tarihine kadar” Anayasanın 46 ncı maddesinin son fıkrası hükmü nazara alınarak faize hükmedilmelidir.
Hâl böyle iken, eldeki derdest davada Anayasa Mahkemesi iptal kararının uygulanmadığı, Sayın çoğunluğun diğer yönleriyle katıldığım “Onanma Kararı”na (faize ilişkin yönüyle) ve faizle ilgili 2 No’lu “Gerekçe/Değerlendirme” sine, açıkladığım nedenlerle katılmıyorum. 19.01.2026