Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2025/4500 E. 2026/288 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4500
- Karar No
- 2026/288
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/11 26... /1117 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/2 93... /492 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların imtiyaz sahibi ve yönetim kurulu başkanı oldukları ... ve ....com.tr'de 21.12.2013 tarihinde yapılan hukuka aykırı haber nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, haber nedeniyle dava dışı genel yayın yönetmeni ve yazı işleri müdürü hakkında hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiğini; haberde sarf edilen söz ve ifadeler, somut olgu isnadı ile basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile kararın yayınlanmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu haberin dava dışı Milletvekili ...'ın soru önergesi üzerine eleştiri niteliğinde yapıldığını, haberde geçen tapu belgesine ilişkin görsel araştırıldığında gerçek olduğunun tespit edileceğini, haberin basın özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber talep edilen manevi tazminat miktarının da fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu haber nedeniyle hakaret suçundan kesin olmak üzere mahkumiyet kararı verildiği, hukuk hakiminin ceza mahkemesinde belirlenen ve kesinleşen olgularla bağlı olduğu, kararda hakaret suçu yönünden eylemin maddi unsuru kabul edilen ibarelerin haber içinde yer aldığı, haberin güncel olmadığı, 7 yıl önceki bir bilginin, sonradan dava konusu şekilde haber yapılmasında kamusal yarar bulunmadığı, hukuka uygunluk sınırlarının aşıldığı, davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yayın talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflarca istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu haberde davacıya yönelik suç isnadında bulunulduğu ancak davalı tarafça bu iddiayı destekler nitelikte yazı içeriğinde herhangi bir bilgi verilmediği, yargılama sırasında da buna ilişkin bir belge sunulmadığı, davalının iddialarını maddi olguya dayandırmadığı; haberin verilmesinde kamu yararının amaçlanmadığı ve kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik olmadığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, haber yapılırken objektif sınırlar içinde kalınmadığı, dava konusu haber nedeniyle davalı gazetenin dava dışı haber müdürü ve genel yayın yönetmeninin hakaret suçundan mahkumiyetine karar verildiği, dava konusu yayınla basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı ve doğrudan davacının kişilik haklarına saldırının amaçlandığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu gerekçesi ile davalıların istinaf başvurusunun reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yayın talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin kamuoyu nezdinde masumiyet karinesinin ve itibarının zedelendiğini, haberin geniş bir kitleye ulaştığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının caydırıcı ve hakkaniyete uygun olmadığını, ayrıca yayın taleplerinin reddedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, toplum nezdinde oluşan olumsuz algının giderilmesi için kararın yayınlanması gerektiğini, manevi tatmin yönünden tam kabul kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, TBMM'de yöneltilen soru önergesi üzerine dava konusu haberin yapıldığını, davacının tanınmış biri olması nedeniyle kamuoyunu bilgilendirmek üzere kaleme alındığını, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına saldırı olmadığını, haberin hakaret ya da iftira niteliğinde söz ve ifade içermediğini, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; davalıların imtiyaz sahibi ve yönetim kurulu başkanı oldukları ... ve ....com.tr'de 21.12.2013 tarihinde yapılan haber nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu haberde davacı hakkında sarf edilen söz ve ifadeler bir bütün halinde incelendiğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırları kapsamında değerlendirilemeyeceğinin, davacının kişilik haklarına saldırı olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin ve olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ve davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalı ... ve davacıya yükletilmesine Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.01.2016 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava; basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve hükmün yayınlanması istemine ilişkindir. Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca basın özgürlüğünün sınırlanmasında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu anlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün farklı bir görünümü olarak karşımıza çıkar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, p.49; Von Hannover/Almanya (No:2), B. No: 40660/ 08... /08, 7/2/2012, p.101). Ancak belirtmek gerekir ki basın özgürlüğü sınırsız değildir. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri gereğince ifade ve basın özgürlüklerinin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir. Bu anlamda, mahkemece dayanılan gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı denetlenmelidir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir. Mahkemeler, yarışan haklar arasında dengeleme yaparken; yayında kamu yararı bulunmasına, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlamasına, toplumsal ilginin varlığına ve konunun güncel olmasına, haber veya makalenin konusu ile yayımlanma şartlarına, bunlarda kullanılan ifadelerin türüne, yayının içeriğine, şekli ve sonuçlarına, habere yönelik kısıtlamaların niteliğine ve kapsamına, haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiğine, hedef alınan kişinin kim olduğuna ve tanınırlık derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarına dikkat etmelidir. Bu genel açıklamalardan sonra haberin yapıldığı 21.12.2013 tarihinde dönemin koşullarının da incelenmesi gerekir. 17/25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen soruşturmalar sırasında dönemin koşulları şöyledir: Ülke, (15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsü ve sonrasında terör örgütü olduğu açıkça ortaya çıkan ve hukuken de böyle kabul edilen) FETÖ/PDY’ye mensup kolluk kuvvetleri ile yargı mensuplarınca 17/25 Aralık (2013) ismiyle anılan ve hükümeti çalışamaz hâle getirmeye yönelik olarak başlatıldığı sonradan kesinleşen soruşturmalarla ilgili basın-yayın organlarında ve sosyal medyada aynı örgüt mensuplarınca bir takım ses kayıtlarının servis edilmekte olduğu bir süreçten geçmektedir. Terör örgütünün, anılan soruşturmaların gerçekliği konusunda toplumu etkileme, soruşturmaların toplumsal meşruiyetini sağlayarak hükümeti çalışamaz hâle getirme amacıyla yapıldığı bu süreçten çok sonra darbe teşebbüsüyle anlaşılmış, tüm bu manipülasyonlara neden olan haberlerin de Devletin kolluk, istihbarat ve yargı kurumları içerisine sızmış örgüt mensuplarınca servis edildiği ortaya çıkmıştır. Buna göre basın, somut gerçeği değil, o anda beliren, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamak durumunda olduğundan o anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından sorumlu tutulmamalıdır. Somut olaya gelince; öncelikle belirtilmelidir ki, Davacının dönemin Başbakanının oğlu olması ve yayının yapıldığı tarihte hakkında soruşturma bulunması sebebiyle yayın, toplumsal ilgiyi haiz olup kamu yararına hizmet etmektedir. İkinci olarak, dava konusu haberlerin böyle bir kaos ve belirsizlik ortamında, çeşitli basın ve yayın platformlarında yayınlanan ve henüz terör örgütü eliyle oluşturulduğu kesin olarak bilinemeyen ses kayıtlarındaki bilgilerden yararlanılarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu kayıtların, hâlen devam eden soruşturma dosyalarına yansıyan ve dönemi itibariyle gerçekliği bilinemeyen belge ve dokümanlara yollama yapması nedeniyle haberin görünür gerçekliğe uygun olduğunu kabul etmek gerekir. Üçüncü olarak, her ne kadar, haberde geçen bazı iddialar bakımından “haberin güncel olaylara ilişkin olmasına” ilişkin hukuka uygunluk koşulunun gerçekleşmediği ileri sürülebilir ise de, anılan iddiaların soruşturma konusu ile tamamen ilgisiz olmadığı, davacının geçmişteki işlemlerinin de bu kapsamda mercek altına alındığı, bu işlemler bakımından kamuoyu nezdinde tartışma başlatılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla güncellik koşulunun gerçekleşmediği de söylenemez. Nihayet, dava konusu yayında hususi olarak davacının özel hayatı hedef alınmadığına bilakis davacının soruşturmaya konu ve bununla ilgili iş ve işlemleri haberleştirildiğine göre özle biçim arasındaki dengenin de bozulmadığı benimsenmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu yayının ve ifadelerin; Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre basın özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının şöhret ve itibarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama yönündeki düşüncesine iştirak edilememiştir.