Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/1803 E. 2024/13114 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/1803
Karar No
2024/13114
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/211 E., 2023/746 K. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Karar davalı ... vekili, davalı .... Ambalaj Nakliye,....vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; toplam 2.604.929,78 TL vergi borcu bulunan davalı ... Ltd Şti'nin, ... mahallesinde bulunan 1263 ada 96 parsel sayılı taşınmazını diğer davalı ...'a 19.01.2011 tarihinde sattığını beyan ederek, davalılar arasındaki tasarrufun iptali isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalılar, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEME KARARI VE YARGILAMA SÜRECİ 1.İlk Derece Mahkemesinin 14.11.2019 gün, 2016/309 E- 2019/557 K sayılı ilamında, "...Davalı ....San.Tic.Ltd.Şti. aleyhine açılan davanın reddine, davacı tarafından dava değeri 1.059.109,00 TL olarak açıklandığından, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın devir tarihindeki değeri olan 1.057.091,00 TL'nin 01.04.2014 tarihinnden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ....San.İth.İhr.Tic.Ltd.Şti. hakkında zaten kesinleşmiş vergi alacağı bulunduğundan ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 6183 sayılı Yasının 38. maddesi ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinde 16.06.2009 tarih ve 5904 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ..." karar verilmiştir. Karar davacı vekili, davalı ... vekili, davalı ... San.İth.İhr.Ltd.Şti vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan 17) Hukuk Dairesinin 02.02.2021 gün, 2020/2105 E- 2021/ 548 K sayılı ilamı ile "Dosya içeriğinden, davalı kamu borçlusu şirketin borcunun 2009 yılından itibaren başladığı ve dava tarihi 08.01.2014 tarihine kadar 2.097.517,56 TL'ye ulaştığı anlaşılmaktadır. Davalı üçüncü kişi taşınmazı 19.01.2011 tarihinde satın aldığından borçlunun bu tarihe kadar olan kamu borçlarından sorumlu olmalıdır. Bu nedenlerle davalı borçlu şirketin 19.01.2011 tarihine kadar ki kamu borcu ve ferileri ile birlikte ne miktar olduğu bilirkişi aracılığı ile tesbit edilerek, bulunan rakamı geçmeyecek şekilde üçüncü kişi ...’in tazminatla sorumlu olduğuna karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Davanın tazminata dönüşmesi halinde tazminat üzerinden faize hükmedilmemesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi de isabetli olmamıştır." gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi talep edilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09.02.2022 gün, 2021/17622 E- 2022/1975 K sayılı ilamı ile "Karar Düzeltme talebinin reddine" karar verilmiştir. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde,"... Davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, Taşınmazın satış bedeli ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında fark bulunması, tasarrufun tarafları arasında 2.derece kayın hısımlığı bulunması, taşınmazı temlik alan ...'un kamu borçlusu ... San. İth.İht.Tic.Ltd.Şti. Yetkilisi ... ile olan akrabalığı nedeniyle borçlunun mal kaçırma kastını bildiği ya da bilebilecek durumda olduğu anlaşıldığından yapılan temlik işlemi 6183 sayılı AATUHK'nun 28/1, 28/2 ve 30.maddeleri uyarınca iptale tabidir. Ancak temlik alan ... taşınmazı 01.04.2014 elden çıkarmış olup, davalının sorumluluğu 6183 sayılı AATUHK'nun 31.maddesi uyarınca bedele dönüşümüştür. Taşınmazın temlik tarihindeki bedeli ise bilirkişi tarafından 1.057.091,00 TL olarak tespit edilmiştir. Kamu alacağı, taşınmazın değerinin çok üzerinde olduğundan temlik tarihi itibariyle kamu alacağının miktarı konusunda bilirkişi incelemesi yapılmamıştır. ... tarafından diğer davalı ...San. Ltd. Şti.'ne yapılan temlik işleminin değerlendirilmesinde; temlik alan ... San. Ltd.'nin ticari faaliyetini diğer davalılardan farklı bir alanda yürütmesi, taşınmazı devraldıktan taşınmaz üzerinde 2506 m² depo ve 70 m² sığınak inşa etmesi, bu durumu yapı ruhsatı ve fotoğraflarla delillendirmesi, taşınmaz üzerinde yatırım yapması ve bununla ilgili fatura ve harcama belgelerini ibraz etmesi, diğer davalılarla organik bağının ve yakınlığının bulunmaması , temlik işlemi konusunda herhangi bir kasıt yada kötü niyetinin bulunmaması, bunun aksini ispatlayacak bir iddia ve delil ibraz edilmemesi karşısında yapılan temlik işleminin iptale tabi olmadığı değerlendirilmiştir. Bütün bu açıklamalar ışığında, davalı ....San.Tic.Ltd.Şti. aleyhine açılan davanın reddine, davacı tarafından dava değeri 895.855,08 TL olarak açıklandığından, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın devir tarihindeki değeri olan 895.855,08 TL'nin 01.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davalı ....San.İth.İhr.Tic.Ltd.Şti. hakkında zaten kesinleşmiş vergi alacağı bulunduğundan ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 6183 sayılı Yasının 38. maddesi ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinde 16.06.2009 tarih ve 5904 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için maktu vekalet ücretine.." karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar 1.Karar davalı ... vekili, davalı ... . San. İth. İhr. Ltd. Şti vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu gayrımenkulün yatırım maksadı ile bedeli ödenerek satın alındığını, davalı borçluya tekrar kiralanmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, tasarruf tarihinde herhangi bir borcun olmadığını, gerekçe ile hükmün çeliştiğini, gerekçede faize karar verildiğini ancak faiz ile ilgili olumlu olumsuz hüküm kurulmadığını, davanın kısmen reddedildiğini reddedilen kısım yönünden lehe vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı .... San.İth.İhr.Ltd.Şti vekili temyiz dilekçesinde; tasarruf tarihinde kesinleşmiş bir borç bulunmadığını, tasarruf tarihindeki vergi borcu üzerinden hüküm kurulması gerektiğini, davanın kısmen reddedildiğini, reddedilen kısım yönünden lehe vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. 3.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporunda feri borçların hesaplanmadığını, eksik ve hatalı hesaplama yapıldığını, gerekçe de faize hükmedildiği halde hüküm kısmında faiz hakkında karar verilmemesinin doğru olmadığını, faizin başlangıç tarihinin tasarruf tarihi olarak belirlenmesi gerektiğini, davalı ... yönünden de hükmedilen tazminattan ve yargılama giderlerinden sorumluluğuna karar verilmesi gerektiğini, vekalet ücretinin de nispi olarak belirlenmesi gerektiğini beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı davacı vekilinin, davalı ... vekilinin ve davalı ... . San.İth.İhr.Ltd.Şti vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Dava 6183 Sayılı AATUHK'nun 24 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, o dava yönünden, hukuk düzenince, hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin ve her türlü kararların gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nın 27 ve 297. maddeleri işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 gün ve 2010/11-195 E., 238 K. sayılı usulden bozmayı kapsayan ilamının gerekçesinde de vurgulandığı üzere, "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir." Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hakimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Somut olayda, mahkemece 09.11.2023 tarihli gerekçeli kararın son fıkrasında "davacı tarafından dava değeri 895.855,08 TL olarak açıklandığından, davalı ... aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın devir tarihindeki değeri olan 895.855,08 TL'nin 01.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine.." şeklinde bir gerekçeye yer verildikten sonra hüküm kısmında faiz yürütülmemesi çelişki oluşturmuştur. O halde, Mahkemenin kararın gerekçe kısmı ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması HMK'nın 298/2. maddesine aykırı ve başlı başına bozma sebebidir. 3.Kabule göre davacının vergi alacağı bilirkişi tarafından 19.01.2011 tarihi itibari ile asıl alacak olarak 895.855,08 TL belirlenmiştir. Bu alacağın o tarih itibari ile ferilerinin dahil edilmemesi de hatalı olmuştur. Yine davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğundan yargılama giderinden davalıların müteselsilen sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde sadece davalı ...'dan tahsiline karar verilmesi de isabetsiz olmuştur. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Değerlendirme bölümünün (1) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin, davalı ... vekilinin ve davalı ... San.İth.İhr.Ltd.Şti. vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bendinde açıklanan davacı ... davalılar vekilinin (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalılara iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,17.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/1803, K. 2024/13114, T. 17.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2024-1803-e-2024-13114-k-01f17c135b1f