Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/146 E. 2026/3939 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/146
- Karar No
- 2026/3939
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/11 61... /3422 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili, davalı ... vekili ile davalı ...Organizasyon Gaz. Reklamcılık Mat. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin ... ve ... Gazetelerinin sahibi olduğunu, davalıların imtiyaz sahibi ve yönetim kurulu başkanı olarak sorumlu oldukları ... Gazetesi'nin 10.03.2014 tarihli nüshasında yapılan gerçek dışı haber nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili, hukuka aykırılığın tespiti ve kararın yayınlanmasını talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; yayımcı ve eser sahibi olmayan müvekkili ...'ya husumet yöneltilmeyeceğini, dava konusu haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kişilik haklarına bir saldırı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu haberde eleştirel mahiyette ifadelere yer verildiği, yayının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarıldığı, öz ile biçim dengesinin aşılmadığı; basının görevleri, kamuyu ve halkı bilgilendirmeye yönelik özel durumu nazara alındığında, hukuka uygunluk unsurlarını taşıdığı ve kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı hakkındaki iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmadan haber yapılmasının basın ilkelerine uygun olmadığı, haberin hukuka aykırı olduğu, davacının kişilik haklarının hukuka aykırı bir şekilde ağır ve haksız bir tecavüze uğradığı, davacı yararına uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 10.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, haber güncelliğini yitirdiğinden yayın talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, miktarının nasıl takdir edildiğine dair bir gerekçe olmadığını, caydırıcı ve hakkaniyete uygun olduğunun değerlendirilemeyeceğini, müvekkilinin ticari itibarının zarar gördüğü kabul edilerek yayın talebinin de kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; eser sahibi, basımcı ve yayın sahibi olmayan müvekkiline husumet yöneltilmeyeceğini, haberin basın ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde olduğunu, basının somut gerçeğe ulaşma yönünde sorumluluğu olmadığını, haberin görünür gerçeğe uygun ve güncel olduğunu, habere yönelik toplumsal ilgi bulunduğunu, kişilik haklarına saldırı teşkil etmediğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. Davalı ...Organizasyon Gaz. Reklamcılık Mat. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu haberin kamu yararı ve toplumu bilgilendirme amacıyla meslek ilkelerine uygun olarak kaleme alındığını, haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu, basının somut gerçeğe ulaşma yönünde yükümlülüğü olmadığını, dava konusu habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğunu, haberin kişilik haklarına saldırı teşkil etmediğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; ... Gazetesi'nin 10.03.2014 tarihli nüshasında yapılan haber nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat, hukuka aykırılığın tespiti ve kararın yayınlanması talebine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, görünür gerçeğe uygun olmayan dava konusu haberdeki ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin; olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin, davalı ... vekili ve davalı ...Organizasyon Gaz. Reklamcılık Mat. A.Ş. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıdan ve davalı ... ve ...Organizasyon Gaz. Reklamcılık Mat. A.Ş.'den alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.04.2026 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava; basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat, hukuka aykırılığın tespiti ve hükmün yayınlanması istemine ilişkindir. Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca basın özgürlüğünün sınırlanmasında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu anlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün farklı bir görünümü olarak karşımıza çıkar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, p.49; Von Hannover/Almanya (No:2), B. No: 40660/ 08... /08, 7/2/2012, p.101). Ancak belirtmek gerekir ki basın özgürlüğü sınırsız değildir. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri gereğince ifade ve basın özgürlüklerinin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir. Bu anlamda, mahkemece dayanılan gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı denetlenmelidir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir. Mahkemeler, yarışan haklar arasında dengeleme yaparken; yayında kamu yararı bulunmasına, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlamasına, toplumsal ilginin varlığına ve konunun güncel olmasına, haber veya makalenin konusu ile yayımlanma şartlarına, bunlarda kullanılan ifadelerin türüne, yayının içeriğine, şekli ve sonuçlarına, habere yönelik kısıtlamaların niteliğine ve kapsamına, haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiğine, hedef alınan kişinin kim olduğuna ve tanınırlık derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarına dikkat etmelidir. Somut olay yukarıda yer verilen ilkeler ışığında incelendiğinde; haberin verildiği dönemin (17/25 Aralık soruşturmalarından bir kaç ay sonra 2014 yılı mart ayı) koşulları şöyledir: Ülke, (15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsü ve sonrasında terör örgütü olduğu açıkça ortaya çıkan ve hukuken de böyle kabul edilen) .../PDY’ye mensup kolluk kuvvetleri ile yargı mensuplarınca 17/25 Aralık (2013) ismiyle anılan ve hükümeti çalışamaz hâle getirmeye yönelik olarak başlatıldığı sonradan kesinleşen soruşturmalarla ilgili basın-yayın organlarında ve sosyal medyada aynı örgüt mensuplarınca bir takım ses kayıtlarının servis edilmekte olduğu bir süreçten geçmektedir. Terör örgütünün, anılan soruşturmaların gerçekliği konusunda toplumu etkileme, soruşturmaların toplumsal meşruiyetini sağlayarak hükümeti çalışamaz hâle getirme amacıyla yapıldığı bu süreçten çok sonra darbe teşebbüsüyle anlaşılmış, tüm bu manipülasyonlara neden olan haberlerin de Devletin kolluk, istihbarat ve yargı kurumları içerisine sızmış örgüt mensuplarınca servis edildiği ortaya çıkmıştır. Bu itibarla belirtilmelidir ki basın, somut gerçeği değil, o anda beliren, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamak durumundadır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulamaz. Böyle bir kaos ve belirsizlik ortamında, çeşitli basın ve yayın platformlarında yayınlanan ve henüz terör örgütü eliyle oluşturulduğu kesin olarak bilinemeyen ses kayıtlarındaki bilgilerden yararlanılarak söz konusu haberlerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu kayıtların, hâlen devam eden soruşturma dosyalarına yansıyan ve dönemi itibariyle gerçekliği bilinemeyen belge ve dokümanlara yollama yapması nedeniyle haberin görünür gerçekliğe uygun olduğunu kabul etmek gerekir. Öte yandan, haberin verilişinde kesin ifadelerden kaçınıldığı, kaynak gösterildiği, yazı içeriğinde ileri sürülen ve iddia olunan şeklindeki vurgularla kesinliğinin ve gerçekliğinin sorgulanmasına imkân tanındığı, haberin kapsamı ve ceza soruşturmalarına dayandırılması nedeniyle kamuyu ilgilendiren konulara ilişkin olup kamunun bilgi alma hakkı kapsamında kaldığı ve hakaret kabul edilebilecek ölçüde küçük düşürücü ve aşağılayıcı söz ve ifadelerden kaçınıldığı göz önüne alındığında basın özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Dolayısıyla somut gerçeği o anda bilemeyecek durumda olan basını, sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından sorumlu tutmak mümkün değildir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu yayının ve ifadelerin; Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre basın özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı ve davacının şöhret ve itibarına saldırı oluşturmadığı anlaşıldığından davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama yönündeki düşüncesine iştirak edemiyorum.