Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/944 E. 2023/12483 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/944
Karar No
2023/12483
Karar Tarihi

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/534 E., 2022/580 K. DAVA TARİHİ : 14.07.2021 HÜKÜM/KARAR : Davanın reddi KANUN YARARINA TEMYİZ EDEN : Adalet Bakanlığı

Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuen tazminat davasında davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirkete sağlık sigorta poliçesi ile sigortalı olan sigortalıların, Zorunlu Trafik Sigortası poliçesi ile sigortalı bulunan araçların sebebiyet vermiş olduğu trafik kazaları neticesinde yaralandıklarını, anılan sigortalıların tedavi giderlerinin karşılığı olarak davacı şirket tarafından toplam 4.924.268,10 TL tedavi gideri ödendiğini, ödenen miktar kadar sigortalıların haklarına halef olunduğunu, dava dışı sigortalıların geçirmiş olduğu trafik kazalarına bağlı olarak ödenen toplam 4.924.268,10 TL tedavi giderinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 177 ayrı ödeme konusunda dosyaların tefrikine karar verilmesi üzerine eldeki dava; sigortalı Emir Soyman yönünden 12.12.2018 tarihinde ödenen 7.333,34 TL'nin tahsili istemine ilişkindir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın yetkisiz ve görevsiz mahkemede açıldığını, davanın 177 adet hasta için yapılan tedavi giderlerinin talebini içerdiğini, yargılamanın daha iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için dosyanın tefrik edilmesi gerektiğini, dava şartı olan arabuluculuğa başvuru şartının yerine getirilmediğini, kazazedeler için yapıldığı belirtilen ödemelerin bireysel tercihe dayanan ve prim ödenerek yaptırılan özel sağlık sigortası kapsamında olduğunu, trafik poliçeleri haricindeki diğer poliçelerden (özel sağlık sigortası poliçesi gibi) kurumlarına herhangi bir prim aktarımı yapılmadığını, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 98 inci maddesi hükmü gereğince trafik sigortası poliçelerinden kurumlarına aktarılan katkı payı dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğunun sona erdiğinin açıkça belirtildiğini, aksinin kabulü halinde ise bilirkişi tarafından yapılacak SUT kapsamında hesaplamalar oranında müvekkili kurumun sorumlu tutulabilmesinin mümkün olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bu dosya yönünden ödemenin 12.12.2018 tarihinde yapıldığı, bu tarihten itibaren 2 yıllık sürenin 12.12.2020 tarihinde dolduğu, ancak davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı, her ne kadar davacı ödemeyle sigortalısına halef olduğunu ve ceza zamanaşımı süresine göre taleplerinin zamanaşımına uğramadığını ileri sürmüşse de gerek Yargıtay ve istinaf mahkemeleri içtihatları ve gerekse de 2918 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin dördüncü fıkrası ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 73 üncü maddesinin sistematiği ve düzenleniş biçimi bir bütün olarak dikkate alındığında; ilgili maddelerin açık şekilde rücuya ilişkin istemlerin tabi olacağı zamanaşımı süresini açıkça belirttiği, davalının 6111 sayılı Kanun kapsamında tazminat yükümlüsü olduğu, davacının tazminat yükümlüsü olan davalıya karşı ödemeden itibaren 2 yıl içinde dava açmadığı, 109 uncu maddenin dördüncü fıkrası rücuya ilişkin özel düzenleme yaptığından uzamış zamanaşımının uygulanmayacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.

B. Temyiz Sebepleri Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz dilekçesinde; Mahkemece sigortalısına sağlık poliçesi kapsamında ödeme yapan davacı sigorta şirketinin ödemiş olduğu miktar uyarınca sigortalısının haklarına halef olduğu, davaya konu yaralanmalara sebep olan olayların ayrıca cezayı gerektiren fiillerden doğmuş olabileceği ve Ceza Kanunu'nun bu fiiller için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmesi halinde bu sürenin sigortalının haklarına halef olan davacı şirket lehine de uygulanacağı gözetilerek bu cihette yapılacak incelemenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi ana davadan ayrılmasına karar verilen eldeki davada, dosyanın hangi sigortalı yönünden ayrıldığının anlaşılamadığı, dava konusu sigortalının geçirdiği kazaya ilişkin raporlar, tedavi evrakları ve ödeme belgeleri ile sigortalıdan alınan ibranamenin ayrılan dosyaya eklenmediği gibi UYAP sistemine de kaydedilmediği ve ayrılan dosya yönünden ayrı bir başvurma harcı alınmadığı, ayrıca asıl dosyada yatırılan nispi harcın ayrılan davaları kapsayıp kapsamadığının da anlaşılamadığı dikkate alındığında, hangi dosyanın hangi sigortalıya yapılan ödeme için tefrik edildiği belirlenip o sigortalıya ait ana dosyada bulunan tüm evrak ve belgeler eldeki dosyaya aktarıldıktan ve UYAP sistemine kaydedildikten sonra ayrı bir dava olarak başvurma harcının tamamlatılması ve asıl dosyada yatırılan nispi harcın ayrılan davaları kapsayıp kapsamadığı incelenip eksiklik olması halinde Harçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılması gerekirken tüm bu hususlar göz ardı edilerek yapılan ayırma işlemine istinaden yazılı şekilde karar verilmiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek kararın kanun yararına bozulması talep edilmiştir.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, özel sağlık sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat davasında davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve dava dosyalarının tefrik işleminin Harçlar Kanunu uyarınca gerekli harçlar alınarak usulünce yapılıp yapılmadığı hususuna ilişkindir.

2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 6098 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesi, 2918 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin dördüncü fıkrası.

3. Değerlendirme 1. 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinde İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla kesin olarak verdikleri kararlar ile yine bu sıfatla verdikleri ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulacağı ve temyiz talebinin Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı, bu bozmanın kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı düzenlenmiştir.

2. Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına temyizin amacı; kesin olarak verilen ya da istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Yargıtayca incelenmesini ve buna bağlı olarak kanunların uygulanmasında ülke genelinde birliği sağlamak, karar ve hükümlerdeki hukuka aykırılıkları toplum ve birey açısından gidermektir. Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına temyiz kurumunun konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık hâlleri olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olacaktır. 26.10.1932 tarihli ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği üzere; kabul edip etmemenin hâkim veya mahkemenin takdirine bağlı olarak talepler hakkında verilen kararlar ile delillerin değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına temyiz konusu olamaz.

3. Somut davada; 2918 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesi 4 üncü fıkrası gereğince motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarının, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrayacağı, rücu davalarında uzun ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının mahkemelerin takdirinde olduğu, bu hususta kanun yararına temyiz talebinde bulunulamayacağı anlaşıldığından Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığının hükmün kanun yararına bozulması talebinin REDDİNE,

Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,

23.11.2023 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy)

KARŞI OY

Dava, sağlık sigortası poliçesi uyarınca hak sahibine ödenen tedavi giderinin 6111 sayılı Kanun uyarınca davalı Sosyal Güvenlik Kurumundan halefiyet gereği tahsili istemine ilişkindir. Davacı sigorta şirketi eldeki davada; ZMSS poliçesi ile sigortalı aracın sebep olduğu trafik kazası sonucu sigortalısının yaralandığını, yaralanma nedeniyle yapılan tedavi masrafının poliçe gereği karşılandığını, ödediği miktar kadar sigortalısının haklarına halef olduğunu belirterek 12.12.2018 tarihinde sigortalısı için ödenen tedavi giderinin tahsilini talep etmiş; İlk Derece Mahkemesince, davalının 6111 sayılı Kanun kapsamında tazminat yükümlüsü olduğu, ödemeden itibaren 2 yıl içinde davanın açılmadığı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 109 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında rücuya ilişkin özel düzenleme yapıldığından uzamış zamanaşımının uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Esasen bir borçlar hukuku kurumu olan halefiyet, TBK m. 127 ile genel olarak düzenlenmiş olup her zaman üçlü hukuki ilişkinin var olduğu durumlarda gündeme gelen bir hukuki kurumdur. Borçlunun borcunu sözleşmeden veya kanundan kaynaklanan sebeplerle ifa etmek durumunda kalan üçüncü kişi ilke olarak, o oranda alacaklının yerine ikame olur ve bundan böyle onun haklarına sahiptir. Sigorta sözleşmelerine dayanan taleplere ilişkin olan zamanaşımı süresi TTK m. 1420 ile genel olarak düzenlenmiş; ancak, TTK m. 1420/1 ile sorumluluk sigortalarına ilişkin olarak zamanaşımını düzenleyen TTK m. 1482 hükmü, TTK m. 1420/2 ile de diğer kanunlardaki hükümler (örneğin KTK m. 109) saklı tutulmuştur. TTK m. 1420'de öngörülen ve sigorta sözleşmesinin taraflarını ilgilendiren iki yıllık sürenin, halefiyete dayanan rücu davalarında uygulanması mümkün değildir. Sorumluluk sigortalarına ilişkin sigorta sözleşmelerinde zamanaşımı ise TTK m. 1482'de düzenlenmiş olup sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar. Bu maddede sigorta sözleşmesinden söz edilmemiş olup zarar görenin uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla doğrudan sigortacıdan isteyebilmesine olanak tanıyan TTK m. 1478 ile TTK m. 1482 birlikte değerlendirildiğinde, bu hükümlerin sadece zarar gören üçüncü kişinin sigortacıya yönelik istemleriyle ilgili olduğu, sigorta ettirenin sigortacıya karşı ileri sürebileceği istemlerin ise genel hükümler arasında yer alan TTK m. 1420 hükmüne (iki senelik zamanaşımına) tabi olacağı sonucu çıkmaktadır. TTK m. 1420/2'de diğer kanunlardaki hükümler saklı tutularak, zamanaşımı süreleriyle ilgili olarak başka kanunlarda farklı bir düzenleme yapılabileceği öngörülmüştür. 2918 sayılı KTK m. 109 ile de farklı bir düzenleme yapılmıştır. KTK m. 109'da yer alan düzenleme, TTK'da yer alan zamanaşımına ilişkin düzenlemelere kıyasla daha özel nitelikte bir düzenlemedir. Trafik sigortası da denilen ve KTK'da "Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası" adıyla anılan başvuru ve açılacak davalarda zamanaşımı süreleri ise KTK m. 109'da düzenlendiği gibidir. KTK da yer alan iki yıllık zamanaşımı süresi TTK m. 1420'de öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinden farklı olarak alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren değil, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır. KTK m. 109/2'de davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve ceza kanununda bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağı düzenlenmiştir. Halefiyete dayalı rücu davalarında sigortacı, sigortalısının dava hakkını devraldığından, sigortalının sahip olduğu ceza zamanaşımından da yararlanacaktır. Sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Yani, sigorta ettiren kişinin sahip olduğu hak aynen sigortacıya intikal eder. İlgili hak için başlamış olan zamanaşımı süresi de sanki hak sahibi hiç değişmemiş gibi devam eder. Özel sigorta hukukunda zarar sigortaları kapsamında halefiyete ilişkin TTK'nın 1472 nci maddesinde yer alan özel düzenleme şu şekildedir: "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir." Bu konuyla ilgili olarak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 17.01.1972 tarihli ve 1970/2 Esas, 1972/1 Karar sayılı kararında; sigorta bedelini ödeyen sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde ve sigorta ettirenin halefi sıfatıyla açacağı davanın zamanaşımının, sigorta ettirenin aynı kişiye karşı açabileceği davanın zamanaşımına tabi olacağı ve aynı tarihte başlayacağına karar verilmiştir. Böylece ilgili hak için başlamış olan zamanaşımı süresi de sanki hak sahibi hiç değişmemiş gibi işlemeye devam edecektir. KTK'nın 109/4 maddesinde yer alan düzenleme ise, motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarına ilişkindir. Bu maddeye göre tazminat sorumlusunun diğer müteselsil tazminat sorumlularına karşı kendi kusurunu aşan miktarda yapmış olduğu ödemeyi rücu edebilmesi için öncelikle zarar görenin zararını tam olarak karşılaması, rücu edeceği müteselsil sorumlunun kusurlu olması gerekir. Tazminat sorumluları arasındaki rücuda, müteselsil sorumluluk ilkesi değil kusur esası uygulanır. KTK m. 111 uyarınca ise KTK'da öngörülen zamanaşımı sürelerinin kısaltılmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. KTK m. 109'da yer alan özel düzenlemeler dışındaki diğer hususlarda TBK m. 149 ve devamındaki genel hükümlerin uygulanması gerekir. Bununla ilgili KTK m.109/5 maddesinde yer alan düzenleme, diğer hususlarda genel hükümler uygulanır şeklindedir. Bu nedenle TBK'nın zamanaşımının kesilmesine ilişkin 154 üncü maddesinin yanında, kesilen zamanaşımı süresinin yeniden başlamasına ilişkin 156 ve 157 nci maddelerin de dikkate alınması gereklidir. Halefiyet davası, aslında bir tazminat davasıdır. Halefiyette zamanaşımı süresi ve bu sürenin başlangıç tarihi açısından, sigorta ettiren ile zarara sebebiyet veren kişi arasındaki ilişki önem taşımaktadır. Sigortacı sigortalısının yerine geçmekte, sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre dava sürdürülmektedir. Bu nedenle görülecek davada yetkili mahkeme, zamanaşımı ve ispata dair kurallar, sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre belirlenir. Bu hukuki ilişkinin tabi olduğu zamanaşımı süresi, halefiyet davasında da geçerlidir. Zamanaşımı yönünden sigortalı için uygulanacak hükümler, sigorta şirketi için de uygulanır. Zarara sebebiyet veren aleyhinde aynı olay sebebiyle zarar gören ile onun halefi yönünden, başlangıç ve sona erme tarihleri farklı iki tür zamanaşımı kabul edilemez. Somut olayda davacı sigorta şirketi, trafik kazası sonucu yaralandığını belirttiği sigortalısına sağlık sigorta poliçesi uyarınca ödediği tedavi giderini sigortalısının haklarına halef olarak davalı SGK'dan talep etmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle halefiyete dayalı davada sigortacı, halefi olduğu kişinin zamanaşımı süresinden yararlanacaktır. Davacı sigortalısının yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazasının cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde bulunup bulunmadığı, cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde olması halinde ceza zamanaşımının uygulanıp uygulanamayacağı hususu araştırılıp varılacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması hatalı olup kararın kanun yararına bozulması düşüncesinde olduğumdan; sayın çoğunluğun ret kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/944, K. 2023/12483, T. 23.11.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-944-e-2023-12483-k-83503d7a368e