Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/8782 E. 2023/10883 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/8782
- Karar No
- 2023/10883
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/537 E., 2021/537 K. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2021/İHK-22659 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü / İtirazın Reddi SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ SAYISI : 2021/53135 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; plakası tespit edilemeyen aracın karıştığı kazadan dolayı yaya konumundaki müvekkilinin yaralanarak malul kaldığını belirtip fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 5.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 19.04.2021 tarihli dilekçesi ile talebini 140.216,28 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kazanın varlığını ispatlaması gerektiğini, kusuru kabul etmediklerini, geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadıklarını, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile maluliyet raporunun mevzuata uygun olduğu, plakası tespit edilemeyen araç sürücüsünün % 100 kusurlu olduğu, acil servise ambulansla giriş yapıldığı ve adli vaka olduğunun kabul edildiği, uyuşmazlık konusu kazanın belirtildiği şekilde gerçekleştiği konusunda yeterli kanaat oluştuğu, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılan hesaplamanın içtihatlara uygun olduğu gerekçesiyle alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulü ile 140.216,28 TL’nin 23.11.2020 tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; aracın ve kazanın varlığının ispatlanmadığını, anne ve babanın bakım gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle sorumlu olduğunu, kusuru kabul etmediklerini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, rapor ücretinden sorumlu olmadıklarını, temerrüt tarihi ile vekalet ücretinin hatalı olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıya ait hastane muayene raporu ve soruşturma aşamasındaki ifade tutanaklarına göre kazanın gerçek olduğu, kusur raporunun denetime elverişli olduğu, maluliyet raporunun mevzuata uygun olduğu, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve progresif rant yöntemine göre yapılan hesaplamanın içtihatlara uygun olduğu, vekalet ücretinin tam ve nispi olması gerektiği gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; kazanın varlığının ispatlanmadığını, anne ve babanın bakım gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle sorumlu olduğunu, kusuru kabul etmediklerini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, rapor ücretinden sorumlu olmadıklarını, temerrüt tarihi ile vekalet ücretinin hatalı olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, plakası tespit edilemeyen aracın karıştığı 25.08.2019 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yayanın sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 17 nci maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür. MÖHUK'un 48 inci maddesine göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar”. MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nın 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının ğ bendi uyarınca reddedilir. Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17 nci maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir. Davacılar Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olup Hakem Heyetince teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. MÖHUK'ta dava açanın karşılıklılık esasına göre, teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden öngörülen teminat hususu resen gözetilmelidir. Bu sebeple İtiraz Hakem Heyetince, öncelikle davacının teminattan muaf olup olmadığı hususunun Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nden sorularak alınacak yazı cevabına göre, davacının teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacıya kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru değildir. 2. Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 17.10.2023 tarihinde Üye ...'in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız ... getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk Mahkemesi'nde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi 16. maddesi; “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlet'te, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletler'de, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir. Ne var ki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri, mülteci ve sığınmacı konumunda olmayıp “Geçici koruma statüsün“ de olduklarından MÖHUK 48/1. maddesinden doğrudan yararlanmalarında mümkün değildir. Ancak bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. Somut olayda, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. Maddi durumları da dikkate alındığında, geçici koruma altındaki bu kişilerden teminat alınması, dava açma hakkının orantısız bir şekilde sınırlandırılması dolayısı ile mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuç doğmasına neden olacaktır. Bu nedenlerle, geçici koruma statüsündeki davacıdan teminat alınmaması gerektiğinden, davalının bozma sebebine göre incelenmeyen diğer temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.