Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/6197 E. 2026/4300 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/6197
- Karar No
- 2026/4300
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2274 Esas, 2023/245 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının yolcu olarak bulunduğu, davalı ... sorumluluğundaki ... plakalı aracın karıştığın kazada davacının yaralandığını ve malul kaldığını açıklayıp fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 6.500,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; kusur oranlarının net bir şekilde tespit edilmedi gerektiğini ileri sürülerek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaza nedeniyle davacıda maluliyet oluşmadığının ... ATK 2. İhtisas Dairesi'nden alınan 31.07.2019 tarihli rapor ve ... ATK 2. Üst Kurulundan alınan 16.01.2019 tarihli rapor ile tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...davacının yaralanmasına ilişkin olarak düzenlenen Adli Tıp 2'nci Üst Kurulunun 16.01.2020 gün ve 25 sayılı raporunun 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 16. maddesi uyarınca kesin olduğu" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davadan önce alınan maluliyet raporlarında davacının travma sonrası stres bozukluk nedeniyle malul kaldığının tespit edildiğini, maluliyet raporları arasında fahiş ve ciddi çelişkiler bulunduğunu, yürürken sağ bacağında titreme meydana gelmekte olup müvekkil yürürken dengesini korumakta dahi güçlük yaşadığını, davacının yaşadığı travmaların Almanya'da tedavi gördüğü ... Üniversitesinin tedavi evraklarında da sabit olduğunu, davacının fiziksel açıdan yaşanan travmalar haricinde ayrıca psikolojik travmalar da varlığını halen sürdürdüğünü, hatta ...Kliniği'ne ait 18.07.2017 tarihli raporlardan da görüleceği üzere davacının tekerlekli sandalyeye uzun süreli bağlı olduğunun tespit edildiğini, çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Genişletilmiş Genel Kuruluna gönderilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Gerekçe Uyuşmazlık; trafik kazası nedeniyle bedensel zarara dayalı tazmininat istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Yukarıda açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2026 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 24.05.2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değiştirilmeden önceki 48/1 maddesi “Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmeleri yasaktır.” şeklinde iken, anılan Kanunla değişik m.48/1 ise “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.” şeklindedir. Öte yandan maddede “Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179 uncu Maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.” gibi “Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” gibi başkaca yenilikler de vardır. Görüleceği üzere 6487 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile yapılan değişiklikle 48. maddenin 1. fıkrasındaki güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş ifadesi metinden çıkarılmış, ayrıca alkollü araç kullanımına ilişkin daha önce yönetmelikle düzenlenen promil sınırları da kanunda düzenlenmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki, sigorta ettirenin veya sigortalının kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı bir fiilinden doğabilecek bir zararını teminat altına almak amacıyla sigorta yapılamaz (TTK 1404). Alkollü araç kullanımı 2918 sayılı KTK’nın 48. maddesi uyarınca kesin bir şekilde yasaklandığına göre kanun ile belirlenen sınırın üstünde alkollü araç kullanımından kaynaklı zararların sigorta teminatı kapsamına alınması hukuken mümkün değildir. Ancak bir zarar (riziko) hem teminat kapsamında olan bir sebepten, hem de teminat kapsamında olmayan bir sebepten meydana gelmiş ise yani zarar teminat kapsamında olan ve olmayan sebeplerin birleşmesi sonucu meydana gelmiş ise bu durumda çözümün nasıl olacağının tartışılması gerekir. Dairemiz uygulaması öteden beri kazanın sebeplerinden biri teminat dışı olan alkollü araç kullanımı diğeri ise teminat kapsamındaki başka bir hâl ise bu durumda zararın tamamının teminata dahil olması yönündedir. Yani zararın teminat dışı kabul edilebilmesi için münhasıran alkol etkisi sonucu gerçekleşmesi aranmaktadır. Aynı şekilde teminat dışı hallerden olan istihap haddinin aşılmasında da münhasırlık aranırken yine teminat dışı hallerden olan sürücü belgesiz araç kullanmada ise sürücü belgesi bulunmamasının zarara hangi oranda etki ettiği belirlenerek sonuca gidilmesi benimsenmektedir. Ne var ki, Dairemizin alkol ile ilgili olarak münhasıran sebep olma kriterini araması doğru ve adil bir çözüm olarak görünmemektedir. Şöyle ki, her şeyden önce bu uygulama 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48 inci maddesi ile yasaklanan durumu sigorta koruması altına almakta ve böylece TTK’nın 1404 üncü maddesine aykırı olarak kanunun emredici hükümlerine aykırı bir fiilden doğabilecek zararın teminat altına alınamayacağına ilişkin kuralı ihlal etmektedir. İkinci olarak, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’ndan sonra uygulanacak olan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın sigortacının sigortalıya rücu hakkının düzenlendiği B.4 maddesinde alkollü araç kullanımının rücu sebebi sayılması için münhasırlık şartı aranmadığı görülmektedir. Dosya kapsamında davacıya sigortalı davalıya ait aracın sürücüsünün kaza anında 1,02 promil alkollü olduğu davaya konu çift taraflı kazanın meydana gelmesinde karşı araç sürücüsünün tali davalıya ait araç sürücüsünün ise asli kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Davalıya ait aracın sürücüsü 1,00 promilin üzerinde alkollü olduğundan onun kusuruna tekabül eden zarar teminat dışı kabul edilmelidir. Esasen Dairemiz içtihatları da kazaya etkili başka bir kişi veya sebebin bulunmadığı hallerde 1,00 promil üzerinde alkollü iken meydana gelen zararlarda münhasırlık araştırılması yapılmaması yönündedir. Hal böyle olunca sigortaladığı aracın alkollü sürücüsünün kusuruna tekabül eden zarar yönünden üçüncü kişilerin zararlarını karşılayan sigortacının kendi sigortalısına karşı rücu hakkını kullanabileceği benimsenerek Derece Mahkemelerinin kararlarının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılamıyorum.