Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/494 E. 2024/2440 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/494
Karar No
2024/2440
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/303 E., 2022/691 K. DAVALILAR : 1-... vekilleri Avukat ..., Avukat ..., 2-... vekilleri Avukat ..., Avukat ..., 3-... vekili Avukat ..., 4-... vekilleri Avukat ..., Avukat ... DAVA TARİHİ : 12.11.2012 HÜKÜM/KARAR : Red Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.02.2021 tarihli ve 2018/3024 Esas, 2021/554 Karar sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 05.03.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Av. ... geldi. Davalılardan ..., ... vekili Av. ... geldi. Davacı vekili, davalılar Doruk ve Zeynep Kayalar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenerek karara bağlanması için uygun görülen 05.03.2024 gününde Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ... aleyhine takip yapıldığını, takibin semeresiz kaldığını, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla dava konusu iki taşınmazını önce davalı ...'ye onun da bir taşınmazı davalı ... Gündaş'a onun da davalı ...'a sattığını belirterek, bu tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar cevap dilekçelerinde; davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Davanın ilk açıldığı Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi 30.1.2012 tarihli ve 2012/595 Esas, 2012/504 Karar sayılı kararı ile; görevsizlik kararı vermiş, karar Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 05.05.2014 tarih 2013/21239 Esas 2014/6939 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır. Mahkemenin 06.07.2017 tarih 2012/570 Esas 2017/306 Karar sayılı ilamı ile alacağın gerçek olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 02.02.2021 tarihli ve 2018/3924 Esas, 2021/554 Karar sayılı ilamı ile; " ..Davacı vekili alacağın bir taşınmaz alımı için verildiğini iddia ederken, davalı tanıkları takip dayanağı bononun gerçek bir borç ilişkisinden doğmadığını, borçlunun senedi diğer alacaklılarından mal kaçırma amacı ile verdiğini ileri sürmüştür. Bu yönde mahkemece yapılan araştırma yeterli olmamıştır. Yapılacak iş, dosya kapsamından borçlunun yargılama sırasında öldüğü ve mirascılarının mirası red ettiklerinden, terekenin tasfiyesi için tasfiye memuru atandığı, borçlunun ölmeden önce eczacılık yaptığı anlaşılmaktadır. Buna göre, tasfiye memurlarından, borçlunun mal varlığı ve ticari defterlerinde, takiplerin dayanağı 08.03.2005 senet tanzim tarihinde ve kısa süre öncesi ve sonrasında senet bedeli 700.000,00 TL'lik bir değer artışı veya kayıp olup olmadığı sorularak, alınan cevap, diğer delille birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır..." gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..Yargıtay bozma kararı doğrultusunda tasfiye memuruna tebligat yapılarak ticari defterlerin bulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılması istenmiş, ticari defterlerin bulunduğuna ilişkin tasfiye memuru tarafından herhangi bir beyan sunulmadığı anlaşılmıştır. Mahkememizce Tereke dosyası dosyamız arasına alınarak incelenmiş ve ticari defterlerin Tereke dosyasında bulunmadığı anlaşılmıştır. Ticari defterlerin bulunmasına ilişkin Eczacılar Odası, Vergi Dairesi, Muhasebeciler Odasına müzekkere yazılmış ancak herhangi bir netice alınamamıştır. Yine murisin mirasçılarına ticari defterlere ilişkin bilgileri hususunda tebligat yapılmış ancak herhangi bir geri dönüş olmadığı anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davanın İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davası olduğu, bu davaların dinlenebilmesi için öncelikle alacağın gerçek bir alacak olması gerektiği, gerçek bir borcun söz konusu olmaması halinde dava şartının bulunmadığının kabulü gerektiği, bu hususun gerek öğretide ve gerekse de Yargıtay uygulamalarında kabul edildiği, zira muvazaalı şekilde düzenlenen borç senetlerine dayanarak sonraki satışların muvazaalı olduğunu iddia etmenin hukuk düzeni tarafından korunamayacağı, somut olay açısından davalı tarafın bu yöndeki itirazı dikkate alınarak yapılan araştırma sonucunda dinlenen tanık beyanlarına göre davacı ile borçlu görünen müteveffa ...'ın yakın arkadaş oldukları ve ...'ın 3. kişilere olan borcundan dolayı karşılıksız şekilde yüklü miktarda borç senetleri düzenlediği ve takibin borçlunun istemi üzerine kaldırıldığı, gerçek bir borcun söz konusu olmadığı, arsa alımının da bulunmadığı, borçlunun ölümünden sonra takibin yenilendiği, oysa dava konusu senetlerin 2005 tarihli olduğu ve yaklaşık 700.000,00 TL bedelli oldukları gözetildiğinde borç tarihi itibariyle iddia edildiği şekilde bir borç sebebinin ispatlanamadığı gibi o tarihler itibariyle belirtilen derecede yüksek bedelli bir arsa alındığına dair alım satımının da davacı tarafça ortaya konulamadığı, buna ilişkin bozma kararında belirtildiği şekilde ticari defterler üzerinde inceleme yapılması amacıyla araştırma yapıldığı ancak ticari defterlerin bulunamadığı, ispat yükünün davacı tarafta olduğu, buna göre davacı tarafın gerçek bir borç bulunduğunu ispatlamadığı vicdani kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; alacağın gerçek olduğunu, dava konusu olmayan 1534 ada 21 parselin alımı için borçluya para verildiğini, borçlunun baldızı Gönül Gökmen adına aldığını, baldızı Görül'ün alım gücü ve taşınmaz değerinin araştırılmadığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, İİK'nın 277 nci maddesine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283 ve 284 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tasarrufun iptali davaları hukuki niteliği itibariyle, dava konusu malın aynına ilişkin olmayıp, şahsi bir davadır. Bunun doğal sonucu olarak da dava ve tasarrufa konu mal devir alanın mal varlığından çıkartılarak borçlunun mal varlığına iade edilmez. Sadece alacaklıya malın bedelinden alacağını alma imkanı sağlar. İptal davasının amacı, İİK 277 nci ve devamı maddelerinde öngörüldüğü gibi borçlunun mevcudunu azaltmaya yönelik tasarruflarını iptal ettirmektir. İİK.nun 283 üncü maddesi hükmüne göre iptal davasının konusu taşınmaz mal olduğu takdirde, davalı 3. şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan bu taşınmazın haciz ve satışı istenebilir. Diğer söyleyişle bu dava alacaklıya borçlunun mal kaçırma amacıyla yaptığı tasarrufla ilgili mal üzerinde alacağın tahsilini sağlama yetkisini verir. Bu yetki de alacak miktarı ile sınırlıdır. 2. Bu özelliklerin doğal sonucu olarak davanın görülebilirlik şartlarından birisi alacağın varlığı diğer söyleyişle tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması, bir diğeri de alacağın aciz vesikasına bağlanmış olmasıdır. Bu özelliği nedeniyle aciz nedenine dayalı tasarrufun iptali davasında davalı 3. kişi aciz belgesine dayanan alacağın gerçekte olmadığını iddia ve ispat edebilir. Çünkü dava şartlarından birisi de tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması gereğidir. Eğer tasarrufta bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa bu durumda tasarruf sahibinin öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmelidir. Eğer gerçek bir borç yoksa alacak da söz konusu olamayacağından iptal davasının dinlenmesi mümkün olmaz. 3. Diğer bir yönüyle de konu ele alındığında, İİK.277 nci vd maddelerine göre açılan iptal davalarında takip borçlusundan hak iktisap eden 3. kişilerin davacının takip borçlusundan alacaklı olmadığına ilişkin savunmasının araştırılmasında zorunluluk vardır. Aksi takdirde takip alacaklısıyla anlaşarak veya nasıl olsa kendisinin borca batık olması nedeniyle gerekli çabayı göstermeyerek icra takibine itiraz etmeyen, itiraz üzerine durması söz konusu olmayan kambiyo senetlerine dayalı takibe karşı menfi tespit davası açmayan takip borçlusunun bu davranışı karşısında borçludan mal edinen üçüncü kişilerin yargı eliyle zarara uğratılması söz konusu olur ki bunun kabulüne olanak yoktur. Hatta tasarrufta bulunurken borçlu olmayan kötü niyetli kişilerin malvarlığındaki bir unsuru iyi niyetli üçüncü kişilere devrettikten sonra hileli iş birliği halinde olduğu kimselere eski tarihli borç senedi vererek elinden çıkardığı malları iptal davası yoluyla dolaylı olarak geri alması dahi imkan dahiline sokulabilir. Elbette ki bunlar yasaca amaçlanan durumlar değildir. Tasarrufun iptali davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığını göz ardı etmemek gerekir. 4. Somut olayda, davacı alacaklı iki ayrı takip dosyasından toplam 701.170,00 TL alacağı 08.03.2005 tanzim 21.07.2005 ve 14.07.2005 vade tarihli bonoları 20.07.2005 ve 28.07.2005 tarihlerinde takibe koymuştur. Borçlu ... ölümünden önce takip sırasında 28.01.2008, 06.10.2009, 27.01.2010 tarihlerinde, yapılan icra işlemlerine karşı şikayet hakkını kullanarak, İcra Mahkemelerinde davalar açmıştır. 5. Borçlu mirasçıları ve dinlettikleri akraba olan tanıklar, davacı ile borçlunun yakın arkadaş olduklarını, senetlerin borçlunun diğer alacaklılarından korunmak için muvazaalı olarak düzenlenmiş olabileceğini belirtmişlerse de borçlunun ölmeden önce takip dosyalarına yaptığı itiraz ve engeller dikkate alındığında, bu iddianın gerçekçi olmadığı ortadadır. Öte yandan iptali istenilen tasarruflar 29.09.2009 ve 28.09.2009 tarihlerinde gerçekleşmiş, dava takibi ise 20.07.2005 tarihinde başladığından, takibin bu tasarrufları iptal etmek amacı ile yapıldığının kabulü de mümkün değildir. 6. Bu halde mahkemece alacağın gerçek olduğunun kabulü ile işin esasına girilerek, taraf delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. IV.KARAR Açıklanan sebeplerle, Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının BOZULMASINA, 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine, 05.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar vedildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/494, K. 2024/2440, T. 05.03.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-494-e-2024-2440-k-92f7fe7344e1