Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/2407 E. 2023/7096 K. – Haksız Eylem
Konu: Haksız Eylem Nedeniyle Maddi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/2407
- Karar No
- 2023/7096
- Karar Tarihi
- Konu
- Haksız Eylem Nedeniyle Maddi Tazminat
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/441 E., 2022/2111 K. HÜKÜM/KARAR : Taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Van 3. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİH : 24.11.2021 SAYISI : 2020/323 E., 2021/549 K. Taraflar arasındaki haksız eylem nedeniyle maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı ...vekili dava dilekçesinde; Van ili, Merkez ilçesi, Çarşı mahallesinde bulunan 1061 ada 69 ve 70 parseldeki taşınmazların kuruluşlarına ait olup üzerlerinde idare binası, lojman ve depo bulunduğunu, 21.05.2014 tarihinde bu yapılardan lojman ve depoların birilerince yıktırıldığı yönünde alınan duyum üzerine yapılan araştırma sonucu davalının Van Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne 30.04.2014 tarihli dilekçe ile başvurarak söz konusu taşınmazın kendisine ait olduğunu, bekçisinin işini terk ettiğini, binadaki lojman yakıtında sızma olduğunu, binalarda madde bağımlıları barındığı ve tehlike arz ettiğinden bahisle yıkım izni istediğini, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün de 16.05.2014 tarihli yazıyla davalının mülkiyet iddiasını araştırmaksızın yıkım izni verdiğini ve davalı tarafından da lojman ve depoların yıktırıldığının anlaşıldığını, ancak söz konusu taşınmazların ve üzerindeki yapıların kuruluşlarına ait olduğunu, Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/53 D.İş sayılı dosyasında her iki yapıya ait Tekel Genel Müdürlüğünden temin ettikleri plan, kroki ve fotoğraflar esas alınarak düzenlenen 07.07.2014 tarihli tespit raporunda yıktırılan yapının yeniden yapılması halinde maliyetinin 1.111.500,00 TL ve yıkım nedeniyle yıkılan diğer bina duvarlarının yeniden yapım maliyetinin 4.077,60 TL olarak tespit edildiğini, bu tespitten sonra aynı taşınmazın davalı tarafından ücretli otopark olarak kullanıldığını öğrendiklerini, davalının bu davranışının haksız eylem olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.115.577,60 TL'lik zararın olay tarihi olan 21.05.2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 17.10.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile tespit dosyasında itirazları üzerine düzenlenen 15.09.2014 tarihli ek raporda zararın bu kez 1.683.136,00 TL olarak belirlendiğini, bu nedenle taleplerini ıslah etme gereği doğduğunu belirterek talebini 1.683.136,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taşınmazların müvekkilinin babası Hüseyin Aslan'a ait olması nedeniyle Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescil davası açtıklarını, davacının yaptırdığı tespitin tek taraflı olduğunu, taşınmazın davacı tarafça malik sıfatı olmadan yıllarca kullanıldığını ve boşaltıldığında taşınmazın davalı ve davalının babasına teslim edilerek bırakıldığını, bu olaydan sonra müvekkilinin babası tarafından tapu iptali ve tescil davası açıldığını, Tekel binasının ilde meydana gelen depremler sonucu ağır hasarlı olduğunun Van Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün 13.10.2014 tarihli yazısından anlaşıldığı, bina sahipsiz olduğundan metruk bir yapı durumuna geldiği ve tehlike arz ettiğini, İl Müdürlüğüne yaptıkları başvurudan da anlaşılacağı üzere lojmanlara ait depoda yakıtın sızdığını, tehlike arz ettiğini bildirerek yıkımın talep edildiğini, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan denetim sonucu tutulan tutanakta binanın durumunun tespit edildiği, binanın taşıyıcı sistemlerinde hasar olduğunu, ağır hasarlı ve yıkılmaya yüz tutmuş yapı için davacının eldeki davayı açma sebebinin, davalının babası tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasından feragat edilmesini sağlamak olduğunu, binanın müvekkili tarafından iyiniyetli olarak yıkılmamış olması halinde de davacı tarafça zaten yıktırılacağını, müvekkilinin yıkım için masraf yaptığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 29.05.2018 tarihli ve 2014/390 E., 2018/298 K. sayılı kararıyla; davalının babası Hüseyin Aslan tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verildiği, kararın Yargıtayca onanarak 19.09.2017 tarihinde kesinleştiği, böylece davalının bu yerin kendilerine ait olduğu savunmasının dayanaksız olduğunun anlaşıldığı, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün tuttuğu tutanağın sadece durum tespitinden ibaret olup davalı veya babasına yıkım için izin verildiğine dair bir ibarenin bulunmadığı, kaldı ki binanın çevreye zarar verici nitelikte olduğu ispatlansa bile davalının tapu maliki olmadığı taşınmazla ilgili böyle bir tasarrufta bulunmasını haklı çıkarmayacağı, davalının hiçbir hak ve yetkisi olmaksızın davacıya ait taşınmazlar üzerindeki yapıları yıkmak suretiyle zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.286.792,00 TL tazminatın 21.05.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gönderme Kararı Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 30.10.2020 tarihli ve 2018/1667 E., 2020/1212 K. sayılı kararıyla; Van Valiliği Çevre ve Şehircilik Müdürlüğünün 08.07.2014 tarihli yazısının yıkım kararı niteliğinde olmadığı, mahkemenin söz konusu yazıyı doğru yorumladığı, ancak davalının sunduğu hasar tespit raporu başlıklı belgenin İl Müdürlüğünden sorularak teyit edilmediği, yapım bedeli hesaplamasının doğru olmadığı, bina kalitesi, aşırı erozyona uğrayıp uğramadığı, riskli yapı tespiti yapılıp yapılmadığı, tapu kaydında riskli yapı şerhi konulup konulmadığı, yıkım öncesi binaların mevcut hâliyle ekonomik ömrünü tamamlayıp tamamlamadığı hususlarında bilirkişi raporu alınması gerekirken eksik inceleme ile karar verildiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) numaralı alt bendi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesince Gönderme Kararı Sonrasında Verilen Karar Van 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.11.2021 tarihli ve 2020/323 E., 2021/549 K. sayılı kararıyla; kaldırma ilamı doğrultusunda yapılan araştırmada davalının sunduğu hasar tespit raporunu düzenleyen kişilerin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünde çalışan teknik personel olduklarının anlaşıldığı, gelen cevapta bu kişilerin gözlemsel olarak ön hasar tespiti yaptıklarının, kurum binası 2011 yılında gerçekleşen depremde yıkıldığından davaya konu yapılara ilişkin düzenlemiş bir belgenin kayıtlarında olmadığını bildirdiği, yapıyla ilgili Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından hazırlanmış herhangi bir hasar durum raporu bulunmadığı, sadece Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün bahsi geçen teknik personelleri tarafından gözlemsel olarak düzenlenen ön hasar tutanağının olduğu, bu tutanağın bilimsel, teknik veri içermediği, sadece gözleme dayalı bilgiler sunduğu, tutanak sadece durum tespitinden ibaret olup davalı veya davalının babasına yıkım izni verildiğine dair bir ibarenin olmadığı, kaldı ki tüm bu hususlar doğru olsa ve binaların çevreye zarar verici nitelikte olduğu ispatlansa bile davalının tapu maliki olmadığı ve taşınmazlarla ilgili böyle bir tasarruf bulunamayacağı, yapıların yıkılıp yıkılmaması görevinin idarenin sorumluluk ve yetkisinde olduğu, davalının hiçbir hak ve yetkisi olmaksızın davacıya ait taşınmazlar üzerindeki yapıları yıkmak suretiyle oluşan zarardan sorumlu olduğu, tapu kaydında riskli tapu şerhi bulunmadığı, ilgili kurumlarda beton kalitesi, betonun aşırı korozyona uğrayıp uğramadığı, riskli yapı olduğu tespitine ilişkin belge bulunmadığı ve bu nedenle ek raporda bu konularda değerlendirme yapılamadığı, binaların 1989 yılında tamamlanıp 2014 yılında yıkıldığı, yıkım tarihi itibariyle taşınmazın durumu, yıpranma oranı, yaşı vs hususlar değerlendirildiğinde %25 yıpranma payı düşüldüğü, 23.05.2021 tarihli ek bilirkişi raporunun benimsendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 965.094,00 TL tazminatın 21.05.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. D. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 07.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın m²'lerinin eksik ve yanlış hesaplandığını, yeniden rapor alınması gerektiğini, eksik hesaplanan kısmın neden kaynaklandığının belirtilmediğini, yıkılan çevre duvarının da hesaplamaya dahil edilmesi gerektiğini, raporda belirlenen %25 yıpranma payının hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; binaların yakınında bulunan parsellerde 70 yıla yakın bir süre malik sıfatıyla zilyet olan müvekkilinin babasının çevreye kötü kokular yayan, sürekli yangınların çıktığı, tinercilerin mesken edindiği binanın yıkım işini oğlu olan davalıya verdiğini, binaların kullanılmadığını, bina altında bulunan yakıt tankının tahrip edilmesi sonucu deponun tabanını tamamen sıvı yakıt ile dolduğunu, ayrıca ilde meydana gelen depremler sonucu tahrip olan binaların risk altında olduğunu, haksız fiilden doğan tazminat yükümlülüğünün gerçekleşmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. E. Gerekçe ve Sonuç Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi 23.12.2022 tarihli ve 2022/441 E., 2022/2111 K. sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yaptığı değerlendirmenin ve verilen kararın yerinde olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; eksik inceleme ile karar verildiğini, hükme esas alınan 24.05.2021 tarihli raporun hatalı olduğunu, taşınmazların m2'lerinin eksik hesaplandığını, dava konusu yapıların ekonomik ömrünün tamamlanmaması, depremde ağır hasar almaması, binaların riskli yapı olmaması, bina betonunun korozyona uğramaması, yıkılmasaydı hala kullanılabilecek olması dikkate alınarak yıpranma payı düşülmeden bedel hesabı gerektiğini, yıpranma payının da %25 olarak belirlenmesinin hatalı olduğunu, yıkım tarihine kadar geçen sürede taşınmazlara her türlü yenilemenin yapıldığını, fahiş yıpranma payına itiraz ettiklerini, davanın tümden kabulü gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; davaya konu 1061 ada 70 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan TEKEL'e ait lojman ve ambar binasının davalı tarafından yıktırılması nedeniyle yeniden yapım maliyetinin davalıdan tahsili talebine ilişkindir. Uyuşmazlık; haksız eylem nedeniyle tazminat istemine ilişkin eldeki davanın açılmasından sonra dava konusu taşınmazın davacı tarafından dava dışı Maliye Hazinesine devri nedeniyle, dava konusunu devreden tarafın taraf sıfatının kalıp kalmadığı, devreden davacı hakkında hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 125, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi. 2. 6100 sayılı Kanun'un "Dava konusunun devri" kenar başlıklı 125 inci maddesi şöyledir; “(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.” 3. Değerlendirme 1. Tekel Genel Müdürlüğü Devlet müessesesi iken, 11.04.1983 sayılı ve 6 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve daha sonra 19.10.1983 tarihli ve 2929 sayılı Kanun'la "Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü" adıyla kamu iktisadi kuruluşu haline getirilmiştir. Bakanlar Kurulunun 18.02.1987 günlü kararıyla TEKEL İşletmeleri Genel Müdürlüğünün "Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü" adıyla yeniden kurulması kararlaştırılmış, buna istinaden 233 sayılı KHK hükümlerine göre hazırlanmış kuruluş ana statüsü, yönetim organı ile birlikte Resmi Gazete'nin 11.03.1987 gün ve 19397 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Özelleştirme Yüksek Kurulunun 05.02.2001 tarihli kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Genel Müdürlük, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun çerçevesinde ilgili Bakanlıkla ilişkisi ortadan kaldırılarak Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bağlanmış, 03.01.2002 tarih ve 4733 sayılı Kanun ile iktisadi devlet teşekkülü statüsünde yeniden yapılandırılarak İdareye devredilen Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü, 4046 sayılı Kanun'un ilgili maddesi gereğince gayrimenkul anonim şirketine dönüştürülmüş ve bilahare şirketin unvanı ...olarak belirlenmiş, davacı ...nin Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 26.08.2016 tarihli 607 Başkanlık Olur'u ile tüm hak ve yükümlülükleri ile Sümer Holding ile birleştirilerek tüzel kişiliğinin tescil tarihi olan 21.10.2016 tarihi itibariyle sona erdirilmesine karar verilmiştir. Bu nedenle yargılama sırasında ...nin davacı sıfatı sona ermiş, davacı sıfatını Sümer Holding A.Ş kazanmıştır. Açıklanan nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararının başlık kısmında davacı olarak iki ayrı şirkete yer verilmesi doğru olmayıp, davacı ...Ş olmuş iken, tüzel kişiliği birleştirme kararıyla sona eren ...nin de ayrıca davacı olarak gösterilmesi doğru değil ise de bu husus mahallinde düzeltilebilecek bir maddi hata olup bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Somut olayda; eldeki dava 22.09.2014 tarihinde açılmış, davacı davanın açıldığı tarihte dava konusu taşınmazın maliki iken 13.02.2020 tarihinde taşınmaz dava dışı Maliye Hazinesine devredilmiştir. Dava konusu yapılmış olan mal veya hakkın başkasına devredilmesi ile o mal veya hakka bağlı olan dava hakkı da birlikte devredilmiş sayılır. Dava sırasında dava konusunu başkasına devreden tarafın, artık dava konusu üzerinde bir tasarruf yetkisi (hakkı) kalmaz. Başka bir anlatımla, dava konusunu devreden tarafın, artık o davada taraf sıfatı kalmaz. Davada sıfat, tarafın dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Taraf sıfatı (husumet), maddi hukuka göre belirlenen, bir sübjektif hakkı dava etme yetkisini ya da sübjektif hakkın davalı olarak talep edebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Dava şartı olan taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sıfat dava şartı olmayıp itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da kendiliğinden nazara alır. Dava konusunu başkasına devretmiş olan tarafın, davaya taraf sıfatıyla devam etmesine veya kendisine karşı davaya (eski hâli ile) devam edilmesine olanak yoktur. Bununla birlikte dava sırasında dava konusu malın veya hakkın bir üçüncü kişiye devredilmesi, bir taraf usul işlemi olarak, mevcut dava üzerinde ne şekilde etkileri olacağı usul hukukundaki "dava konusunun devri" ile çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Medeni usul kanunlarında düzenlenmiş olan dava konusunun devri kurumu sayesinde, salt taraflardan birinin dava sırasında dava konusu malı veya hakkı bir üçüncü kişiye devretmesi hâlinde, davanın sıfat yokluğundan esastan reddedilmesinin önüne geçilmiştir. Usul hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş ve 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve davaya kaldığı yerden itibaren devam eder. Başka bir anlatımla açıklanan maddede, davacı tarafından dava konusunun üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, devralan üçüncü kişinin, hukuk gereği (ipso iure) davacı sıfatı ve buna bağlı olarak davayı takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği kabul edilmiştir. Davacının dava konusunu devretmesi durumunda, davalının tercihi aranmadan, devralan, davacının yerine kendiliğinden geçerek yargılama aşamasında her zaman davada taraf sıfatını kazanacaktır. Eş deyişle 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin ikinci fıkrasında, davalıya birinci fıkradakine benzer seçimlik haklar tanınmamış; devralan kişinin davacının yerine geçmek suretiyle davaya kaldığı yerden devam edeceği ilkesi getirilmiştir. Dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişi davanın tarafı hâline gelecektir. Somut olayda dosya içerisindeki tapu kaydının incelenmesinde dava konusu taşınmazın yargılama aşamasında dava dışı Maliye Hazinesine devredildiği anlaşılmıştır. Taşınmazı devreden kişinin huzuruyla davanın görülüp sonuçlandırılması doğru değildir. Bu durumda mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda ve 6100 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca devralan dava dışı üçüncü kişinin davayı açan (önceki malik) davacı yerine geçtiğinin ve aktif dava ehliyeti bulunduğunun kabulü ile resen bu durumun yeni devralan malike ihbar edilmesi ve davayı takip edip etmediği sorularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece açıklanan madde hükmü gereğince işlem yapılmak üzere kararın bozulması gerekmiştir. 2. Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenle bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.