Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/1480 E. 2022/13556 K.
Konu: Tasarrufun İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/1480
- Karar No
- 2022/13556
- Karar Tarihi
- Konu
- Tasarrufun İptali
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul (A) 15. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar vekillerince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 01/11/2022 Salı günü davacı vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... geldiler, davalı ... adına gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra dosya incelendi gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, borçlu ... hakkında yapılan takibin semeresiz kaldığını, borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacı ile dava konusu 4 nolu bağımsız bölümü, 01/11/2013 tarihinde davalı ...’e sattığını belirterek, bu tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin taşınmazı raiç bedelden sattığını, ödemelerin banka aracılığı ile yapıldığını üçüncü kişi ile bir yakınlığının olmadığını belirterek, haksız açılan davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, dava şartının gerçekleştiği, davanın süresi içinde açıldığı, dava konusu taşınmazın tapuda gösterilen değeri ile gerçek değeri arasında fark bulunduğu, davalıların her ikisininde cevap dilekçelerinde ayrı ayrı önce 129.400,00 TL ödendiğini belirtmeleri, ancak daha sonra yine her ikisinin ayrı ayrı 179.400,00 TL ve 184.400,00 TL ödedikleri beyanları, sonradan tapuda ödendiği iddia edilen bedellerin ispat edilemediğinden, İİK’nun 280/1 maddesi gereğince davalıların aralarında yapılan tasarrufun iptale tabi olduğunun anlaşıldığından bahisle, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Mahkemesi, tasarruf tarihi ile haciz tarihi arsında iki yıldan az bir zaman olduğundan, İİK'nın 278 /3-2 maddesinin uygulanma ön şartı bulunduğu, satış için yapılan ilk ödeme devir tarihinde, 2. ve 3. ödeme devir tarihinden sonra olduğu, birbirlerini tanımayan iki kişinin taşınmaz satışı için kullandıkları ödeme yöntemi makul ve kabul edilebilir olmadığı gibi aynı miktar paranın 3 farklı tarihte gönderildiği de dikkate alındığında işlemin alacaklılardan mal kaçırmaya, zarar vermeye yönelik olduğu, esasında bedel ödenmediği işlemlerin muvazaalı olduğu bu durumda tapuda görünen ödeme ile gerçek bedel arasında misli fark olduğu anlaşıldığı, Mahkemenin İİK'nın 278/3-2 maddesi ile 280. maddelerine göre verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava İİK’nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir. Somut olayda, borç 04/09/2013 tarihli kredi sözleşmesinden doğmuş, dava konusu tasarruf borcun doğmundan sonra 01/11/2013 tarihinde gerçekleşmiş, dava 5 yıllık sürede açılmıştır. Borçlu adresinde yapılan 06/01/2015 tarihli haczin İİK’nın 105. maddesi kapsamında aciz belgesi niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Buna göre dava koşulları gerçekleşmiştir. Bu halde, mahkemece, İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı, aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279. maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. Bu yönde yapılan araştırmalarda, davalılar arasında bir akrabalık veya İİK’nın 280/1. maddesi gereğince üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bildiği ve bilebilecek kişilerden olduğu tesbit edilememiştir. Dava konusu taşınmaz tapuda 55.000 TL değer ile satılmış, bilirkişi satış tarihindeki değerini 198.859,54 TL olarak belirlemiştir. Davalı üçüncü kişi, tapudaki bedelin haricinde borçluya banka kanalı ile daire satış bedeli olarak, 01/11/2013 tarihinde 44.030,00 TL, 04/11/2013 tarihinde 45.430,00 TL, 08/11/2013 tarihinde 40.030,00 TL olarak toplam 129.490,00 TL'lik açıklamalı banka dekontu sunmuştur. Davalılar arasında başka bir taşınmaz satışı da olduğu iddia ve tesbit edilmemiştir. Banka kanalı ile yapılan ödemeler dikkate alındığında, ivazlar arasında önemli bir oransızlık olmadığı sabittir. Bu halde, davacı tarafından açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken, satış tarihi ve ilk haftasında yapılan parçalı, taşınmaz satışına ilişkin olduğu belirtilen, ödemenin sözleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. SONUÇ: Yukarda açıklanan nederlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, dosyanın ilk derece mahkemesine, karadan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE ve 8.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı ...'a verilmesine, duruşmada vekille temsil olunmayan davalı ... yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 01/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.