Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2023/4026 E. 2025/12015 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2023/4026
- Karar No
- 2025/12015
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/293 E., 2022/951 K. SUÇLAR : Cumhurbaşkanına hakaret, 2911 sayılı Kanun'a muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İncelenmeksizin iade, onama, bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; Sanık ... hakkında kurulan hükümler hakkında istinaf incelemesi yapılmadığı, Diğer sanıklar hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanıklar hakkında Cumhurbaşkanına hakaret ve 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanıklar müdafiilerinin başvuruları üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ... müdafiinin temyiz istemi; istinaf başvuruları olmasına rağmen müvekkili yönünden bir istinaf incelemesi yapılmadığına, müvekkilinin hakaret suçunu işlemediğine, bu hususta dosya içerisinde pankartın kim tarafından ne zaman asıldığına dair delil olmadığına, kararın bozulmasına vesaire yöneliktir. Sanık ... müdafiinin temyiz istemi; bir katliamı protesto etmenin son derece doğal, bu protestoya yapılan bir müdahalenin de kesinlikle hukuka aykırı olduğuna, müvekkili hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi gerektiğine, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçu yönünden müvekkili hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, kararın bozulmasına vesaire yöneliktir. Sanık ... ve Sanık ... müdafiinin temyiz istemi; bir katliamı protesto etmenin son derece doğal, bu protestoya yapılan bir müdahalenin de kesinlikle hukuka aykırı olduğuna, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, 2911 sayılı Kanun'a muhalefet suçu yönünden müvekkilleri hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, kararın bozulmasına vesaire yöneliktir. Sanık ... müdafiinin temyiz istemi; müvekkilinin o sırada o sokakta olması üzerine atılı eylemi işlediğine karine olmadığına, suçlamaya yönelik şüpheden uzak somut bir delilde bulunmadığına, suçun manevi unsurunun oluşmadığına, kararın bozulmasına vesaire yöneliktir. III. GEREKÇE A. Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında 2911 Sayılı Kanun'a Muhalefet Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden; Sanıkların savunmaları, şikâyetçiler ve katılanların beyanları, olay tutanağı ve tüm dosya kapsamından sanıkların mahkûmiyetlerine ve sanık ... hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmamasına dair Mahkemenin takdir ve gerekçesi yerinde bulunmuş, sanıklar müdafiilerinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Sanıklara yükletilen 2911 sayılı Kanun'a muhalefet eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanıklar tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu, Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı, Anlaşıldığından, yapılan incelemede isabetsizlik görülmemiştir. B. Sanıklar ... ve ... Hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret, Sanık ... Hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret ve 2911 Sayılı Kanun'a Muhalefet Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden; 1.Sanıklar ... ve ... Hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden; Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dava dosyası içeriğine göre, aşağıda belirtilen dışında başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasa'nın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Somut olaya gelince; sanıkların eylemlerinin katılanın şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, siyasi eleştiri niteliğinde olduğu, aksi düşüncenin, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebileceği dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden sanıkların beraati yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
2. Sanık ... Hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret ve 2911 Sayılı Kanun'a Muhalefet Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden; Başka suçtan farklı yargı çevresindeki cezaevinde hükümlü olduğu anlaşılan sanığın 13.02.2018 tarihinde Mahkemede alınan ifadesinde duruşmalardan bağışık tutulma talebinde bulunmaması karşısında, hükmün verildiği duruşmada hazır bulunması sağlanıp, yüzüne karşı hüküm verilmesi gerektiği gözetilmeden yokluğunda hükümlülüğüne karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 193 ve 196. maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması, Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlerin Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf incelemesinden geçmemesi karşısında Dairemizce temyizen incelenmesi gereken bir hüküm bulunmadığı anlaşılmakla, dava dosyasının, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, B. Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında 2911 Sayılı Kanun'a Muhalefet Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin kararında sanıklar müdafiileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, C. Sanıklar ... ve ... Hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret, Sanık ... Hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret ve 2911 Sayılı Kanun'a Muhalefet Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, sanık ... yönünden sair yönleri incelenmeksizin Tebliğname'ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanıkların olay günü yapmış oldukları gösteri sırasında atmış oldukları slogan ile açmış oldukları pankartın hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Hakaret suçu TCK'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir… Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü, Anayasa’nın 13. maddesi ise; "Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir. Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklıdır, demokrasinin işleyişi içinde yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde korum gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanıkların olay tarihinde Çankaya ilçesi ... Sokak üzerinde bulunan ... Genel Merkezinin bulunduğu binanın önüne yoldan geçenlerin rahatlıkla görebileceği şekilde 2*1 metre ebatlarında "Katil ..." yazılı pankart açtıkları ve pankartın önünde alkışlı protesto gösteri yaparak "Katil ..." şeklinde slogan attıkları, suça konu bu sözlerin eleştiri sınırlarını aşan ve Cumhurbaşkanının toplum neznindeki şeref, onur ve saygınlığını rencide edecek boyutta olduğu ve bu nedenle sanıkların üzerilerine atılı bulunan suçun oluştuğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun mahkumiyet hükmünün bozulması yönündeki düşüncesine iştirak etmiyoruz.