Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/2376 E. 2026/2794 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2376
Karar No
2026/2794
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2610 E., 2026/33 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/462 E., 2024/581 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 05.05.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacılar vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... 'nın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacılar vekili; müvekkili ...'in 04.10.2015 tarihinde baş ağrısı şikayetiyle uyandığını, aniden bayıldığını, şuurunun yerinde olmadığını, yoğun kusma şikayetiyle saat 23:30 sularında davalı Hastanenin acil servisine müracaat ettiğini, teşhis için tomografi çekildiğini, intraserebral hemoraji, subaraknoid hemoraji ve anevrizma saptantığını, 05.10.2015 tarihinde saat 00:30 sularında icapçı Beyin ve Sinir Cerrahı Uz. Prof. Dr. ... adına yoğun bakım servisine yatışının yapıldığını, icapçı hekimlerin hastaneye gelmeyerek müvekkilinin durumuna dair değerlendirmede bulunmadıklarını, sevkinin hemen gerçekleştirilmediğini, bilgilendirme de yapılmadığını, felç kaldığını, tüm bu nedenlerle müvekkilinde meydana gelen %81 maluliyet sonucunda maddi zararlarına karşılık olarak müvekkili ... için şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat ile 200.000,00 TL manevi tazminatın, annesi ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 29.02.2024 tarihli dilekçe ile müvekkili ... yönünden maddi tazminat talebini 7.166.952,03 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; sevkin yapıldığı süreye kadar gerekli medikal tedavilerin yapıldığını, hasta stabil olmadan sevk yapılamayacağını, medikal tedavilerde bir aksama veya eksiklik söz konusu olmadığını, tıbbi standartlara uygun biçimde sürecin yönetildiğini, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için hukuka aykırı bir fiil, kusur, zarar ve kusur ile zarar arasında illiyet bağı bulunmasının gerektiğini, gerekli dikkat ve özenin gösterildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 05.10.2015 tarihinde saat 02:21'den davacı ...'nin helikopterle sevk saati olan 11:41'e kadar başkaca hastanelerin aranıp aranmadığının araştırılması için ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalına ve davalı Hastaneye müzekkere yazıldığı, davalı Hastane tarafından davacı ...'nin helikopterle sevk saati olan 11:41'e kadar başkaca hastanelerin aranmasına ilişkin kayıtların dosyaya sunulmadığı, işbu halde davalının davacıyı sevkine kadar başkaca hastanelerin arandığını dair ispat külfetini yerine getirmediği, davalı tarafın bu konudaki savunmalarına itibar edilmediği, bu nedenle davalı Hastane çalışanı Prof. Dr. ...'nın eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, hastanın %59 oranında meslekte kazanma gücünden kaybettiği, davalının %100 kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı ... için 7.166.952,03 TL maddi tazminat ile 160.000,00 TL manevi tazminatın, davacı ... için 40.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 200.000 TL manevi tazminatın 05.10.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; sevkin müvekkili hastanenin eylemi sebebiyle gecikmediğini, gece hava ambulansı bulunmadığını, kara yoluyla sevkin sakıncalı olduğunu, müvekkili Hastanede müdahale için DSA cihazı bulunmadığını, yoğun bakımda gerekli tedavinin yapıldığını, sevk süresince kanamanın artmadığını, İdarenin organizasyon hatasının bulunmadığının ve sevk gerçekleşse de anılan sekelin kalacağının bilirkişi raporu ile bildirildiğini, sevkin saati ile sekel arasında illiyet bağı olmadığını, manevi tazminata hükmedilemeyeceğini, faizin olay tarihinden itibaren başlatılamayacağını ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, davalı Özel Hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Dava dosyasının incelenmesinde; davacılardan ...'nin bayılma, kusma, şuur bozukluğu rahatsızlığı nedeniyle 05.10.2015 tarihinde davalı Hastaneye kaldırıldığı, davalı Hastane tarafından hastada beyin kanaması geçirdiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan 28.12.2020 tarihli 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporda; hasta için beyin cerrahi konsültasyonu istendiği, saat 00:28 çekim saatli Bbt de sol temporopariyetal, ventriküle açılmış kanama saptanan ve vasküler patoloji düşünülen hasta, ileri bir merkezde yer bulununcaya kadar tıbbi tedavi için genel yoğun bakıma yatırıldığı, buna göre Acil Hekimi Dr. ...'in eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hastaya BT anjiografi çekildiği, BT anjiografide şüpheli MCA anevrizması görüldüğü, ileri tetkik ve tedavi amacıyla ileri bir merkeze sevk edilmek üzere 112 acil servisine epikrizi gönderildiği, sevk işlemi gerçekleşinceye kadar medikal tedaviye devam edildiği, 05.10.2015 tarihinde saat 11:41'de helikopter ambulansla sevk edildiği, beyin cerrahi hekiminin fiili olarak ne zaman hastayı muayene ettiği, sevk edilme saati olan 11:41'e kadar hangi hastanelerin arandığının tıbbi kayıtlardan anlaşılamadığı, bu durumun adli tahkikatla aydınlatılması gerektiği, adli tahkikat sonucu çocuğun saat 02:21'den helikopterle sevk saati olan 11:41'e kadar başkaca hastanelerin arandığı fakat yer bulunamadığının kabulü halinde, sevk işlemi gerçekleşinceye kadar medikal tedaviye devam edildiği ve yoğun bakım ünitesinde takip edildiği göz önüne alındığında, Prof. Dr. ...'nın eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, ancak adli tahkikat sonucu çocuğun saat 02:21'den helikopterle sevk saati olan 11:41'e kadar başkaca hastanelerin aranmadığının kabulü halinde, Prof.Dr. ...'nın eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, ancak çocuğun uygun zamanda sevk edilip anjiografisi yapılması durumunda da benzer sekelleri kalabileceği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece yapılan tahkikat kapsamında, davacı hastanın sevk edildiği ... Üniversitesi Hastanesine davalı hastane tarafından, belirlenen süreçte arama yapılıp yapılmadığı hususunda yazı yazılmış ise de bu hususun davalı hastaneden sorulmasının uygun olacağı yönünde cevap verildiği, dosyada mevcut 112 Acil Komuta Kontrol Merkezi'nin kayıtlarının incelenmesinde, hava ambulansının istenilmesine ilişkin çağrı zamanının 05.10.2015 günü saat 11:40 olduğu, bu hususta taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı anlaşılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 vd. maddelerinde düzenlendiği üzere, vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir. Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır. Hemen belirtmek gerekir ki tazminat hukukunda sorumluluktan söz edilebilmesi için, sadece eylemin yasaya veya sözleşmeye aykırı olması yeterli olmayıp, eylem sonucunda bir zararın da doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gereklidir. Somut olayda, Adli Tıp Kurulu raporunda sevkin geç yapıldığının kabulü halinde dava dışı doktorun kusurlu olduğu, sevkin yer bulunamaması nedeniyle kusursuz olarak geç yapıldığının kabulü halinde ise dava dışı doktorun kusursuz olduğu, idarenin organizasyon hatasının bulunmadığı şeklinde görüş bildirilmiş olup, aynı zamanda çocuğun uygun zamanda sevk edilip anjiografisi yapılması durumunda da benzer sekellerin kalabileceği belirtildiğinden, bilirkişi raporu çelişkili tespitler içermesi nedeniyle denetime elverişli bulunmamıştır. Hal böyle olunca, dosyadaki verilere göre sevkin geç yapıldığının kabulü ile hastanın zamanında sevk edilseydi dahi benzer sekellerin kalıp kalmayacağı hususlarında, Üniversiteden, aralarında yoğun bakım, beyin cerrahi, nöroloji uzmanından akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan, tarafların iddia ve savunmaları ile itirazlarını karşılar nitelikte elverişli rapor alınarak, özellikle zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı hususu da araştırılmak suretiyle sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir. 2. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 3. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2026/2376, K. 2026/2794, T. 05.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2026-2376-e-2026-2794-k-a7d8aafb271d