Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5497 E. 2026/1977 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5497
- Karar No
- 2026/1977
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/585 E., 2025/1481 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bandırma 1.Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi SAYISI : 2018/122 E., 2025/53 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 01.04.2017 tarihinde sol dirseğini kırdığını, davalı doktor tarafından 03.04.2017 tarihinde yapılan muayene sonucu aynı gün dava dışı özel hastanede ameliyat edildiğini, 6 hafta alçı sürecinden sonra davalının talimatı ile fizik tedaviye başlandığını, bu süreçte müvekkilinin röntgen çektirerek davalının kontrolünü sağladığını, fizik tedaviye rağmen müvekkilinin kolu istenilen şekilde açılıp kapanmadığı gibi sol iki parmağında his kaybı yaşandığını, sinir ölçümü yapıldığını ve davalının buna göre herhangi bir sorun olmadığını söylediğini, 6 haftalık fizik tedavinin tamamlanmasının ardından 05.07.2017 tarihinde davalı tarafından yapılan muayenede kırığın kaynadığı, hiçbir sorun kalmadığı, kol açıklığının bu seviyede kalacağı ve istenirse fizik tedaviye devam edilebileceği bilgisi verilerek tedavinin sonlandırıldığını, 07.07.2017 tarihinde müvekkilinin röntgeninin dava dışı doktorca kontrol edildiğinde ise, ameliyatın hatalı yapıldığı, sol dirseğin yerine oturtulmadığı, kemiğin kaynamadığı, ikinci ameliyatın şart olduğu, bu haliyle sol kolunu kullanamayacağı, boşuna fizik tedavi olduğu, ilk ameliyatın üzerinden 6 ay geçmesi durumunda ikinci ameliyatın da yapılamayacağı bilgisinin verildiğini, davalı ile yapılan görüşmede davalının bu durumu kabul etmediği gibi durumu düzeltmek için hiçbir çaba sarfetmediğini, dava dışı başka doktorlarca da durumun teyidi üzerine, müvekkilinin 04.08.2017 tarihinde ikinci kez ameliyat olduğunu, 5 gün hastanede kaldığını ve yeniden tedavi sürecinin başladığını, kemiğin hızlı kaynaması için kök hücre tedavisi dahi gördüğünü, tedavi sürecinin halen devam etmekte olduğunu, davalının vekalet ilişkisini kötüye kullandığını, gerek ameliyat sırasında gerek sonraki tedavi sürecinde özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, hatalı ameliyat yaptığı gibi sonrasında bu durumdan müvekkilini bilgilendirmediğini, gerekli tedavileri yapmadığı için kusurlu olduğunu, müvekkilinin bu nedenle maddi manevi zarara uğradığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.800,00 TL maddi ve 8.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin ameliyat öncesinde davacıyı ameliyat hakkında ve ameliyat sonrası yapılması gereken tedavi konusunda bilgilendirdiğini, ameliyat sonrası takibin ve fizik tedavinin ısrarla üzerinde durmasına rağmen davacının en erken şekilde Bandırma'ya dönmek istediğini, fizik tedavisini Bandırma'da yaptıracağını ve gerekli tıbbi takipleri de gerçekleştireceğini söylediğini, ameliyat olduktan bir gün sonra kendi isteği üzerine salah ile taburcu edildiğini, davacının taburcu olmasından müvekkilin muayenehanesine kontrole geldiği 05.07.2017 tarihine kadar müvekkilince fiziki bir kontrolünün yapılamadığını, ameliyat sonrası tedavisinin dava dışı doktorlar eliyle gerçekleştirildiğini, davacının 05.07.2017 tarihinde kontrole geldiğinde ameliyat sonrası bazı sıkıntılarının olduğunu, kolunu açıp kapatırken ağrı çektiğini müvekkiline ilettiğini, müvekkilinin davacı tarafından kendisine sunulan evrak ve filmlere bakarak kendisi tarafından yerleştirilen metalik fiksatörün (platin) sağlam ve sabit, davacının kırılan kemiğinin kaynamış olduğunu tespit ettiğini, davacıya fizik tedavi olup olmadığını sorduğunu, tatmin edici bir cevap alamayınca Bursa'da fizik tedavi olmasını, bu sayede kontrollerinin de daha kolay yapılabileceğini kendisine teklif ettiğini, davacının Bandırma'da tedavi görmek konusunda ısrarı üzerine müvekkilinin davacıya bazı fizik tedavi yöntemlerini ve ameliyat sonrası eklem mobilizasyonunu geri kazanabilmesi için yapması gereken egzersizlerini gösterdiğini, davacının gerekli ameliyat sonrası tedavileri yaptırmadığını ya da bu tedavilerin gereği gibi yapılmadığını, davacının bu kontrolünün sonrasında müvekkiline herhangi bir şekilde kontrole gelmediğini, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin haksız olduğunu, ayıplı bir hizmet verilmesinin söz konusu olmadığını, müvekkili tarafından gerçekleştirilen ameliyat ile ikinci ameliyatta uygulanan işlemin birbirinin aynı olduğunu, aradaki tek farkın ikinci ameliyatta kemiğin tek taraftan değil, çift taraftan fiksatör (platin) ile sabitlenmiş olması olduğunu, bu durum ise ameliyatı gerçekleştiren doktorun bir tercihi olup, modern tıp uygulamasında çok zorunlu olmadıkça iki taraflı sabitleme yönteminin kullanılmadığını, zira dirsek kırığının iki taraflı sabitlenebilmesi için kırığın bulunduğu bölgeye ek olarak, hastanın kırık olmayan önkolundaki kemiklerin de kesilmesi, dolayısıyla hastaya ameliyatın gerekliliğini aşacak seviyede ek bir zarar verilmesinin zorunlu olduğunu, müvekkili tarafından gerçekleştirilen ameliyatta bu yöntemin tercih edilmemesinin sebebinin zaten dirseği 6-7 yerden kırılmış olan davacının kolunun daha da fazla zarar görmesine sebep olmamak olduğunu, bu tip bir ameliyattan sonra fizik tedavinin geciktirilmesi ya da gerektiği gibi yapılmamasının kırığın kaynamasını geciktirip, eklem hareketlerinin azaltabileceğini, ikinci ameliyat ekibi tarafından ameliyat sırasında dirsek eklemi içinde yapışıklıkların olduğunun gözlemlendiğini, bu durumun ise eklemin fizik tedavi yoluyla yeteri kadar hareket ettirilmediğini, ya hastanın yeterli fizik tedaviyi yapmadığını, ya da hastaya yapılan fizik tedavinin etkin olmadığını göstereceğini, davacının çektiği sıkıntıların sebebinin, müvekkilince gerçekleştirilen ameliyat değil, ameliyat sonrası tedavinin ya uygulanmamış olması ya da yeterli olmamasından kaynaklandığını, dosya kapsamına göre davacının iddia ettiği eklem hareketi kısıtlılığı ve his kaybı sorunlarının fizik tedavisine başladığında mevcut olmadığını, tahmilerince bir süredir dirseğin kırık olması nedeniyle güçsüzleşen adaleye fizik tedavi esnasında fazla yüklenildiğini, bu yüklenme neticesinde adalenin kasılı kalmış, boyca kısaldığını, sonuç olarak da eklem kontraktürünün oluştuğunu, eklem kontraktürüne sebep olan adale kasılmasını açmak için yine tahminlerince fizik tedavi sırasında derin doku masajı yapıldığını, bu masajın da sinir üzerinde ödem oluşmasına sebep olduğunu, bu durumun ise müvekkilinin değil fizik tedaviyi gerçekleştiren dava dışı doktorun sorumluluğunda olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının tedavi süreci hakkında alınan bütün raporların aynı doğrultuda olduğu ve davalı doktorun uygulamış olduğu tedavide ve sonrasında doktora herhangi bir kusur atfedilmediği, bu bakımdan alınan onca rapor sonrasında herhangi bir kusur atfedilemeyen doktor bakımından vekalet ilişkisinin gerektirdiği özeni göstermediğinden bahsedilemeyeceği, alınan tüm raporlarda yine uygulanan tedavinin tıp literatüründe kabul gören uygulamalardan olduğunun belirtildiği, hal böyle iken davalı tarafın yeterli özen gösterdiğine kanaat getirildiği, bu doğrultuda vekalet ilişkisi sebebi ile vekil edilen doktorun özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan tüm bilirkişi raporlarında davacının dirsek kırıkları nedeniyle davalı tarafça yapılan ilk ameliyat sonrası oluşan yanlış kaynamanın komplikasyon olarak nitelendirildiği ve onam formları ile davacının ameliyat öncesi bu hususta bilgilendirildiği, davacının 03.04.2017 tarihinde ilk ameliyatını olduğu, fizik tedavisinin farklı bir şehirde yapıldığı, 05.07.2017 tarihi öncesinde davalı doktora başvurduğuna dair bir bilgi veya belgeye rastlanılmadığı, 05.07.2017 tarihinde davalı tarafça yapılan röntgen kontrolü sonucunda kemiğin kaynamış olduğu bilgisinin verildiği, davacı iddiasına göre aynı röntgenin 07.07.2017 tarihinde dava dışı doktorlarca kontrolü sonucunda yanlış kaynadığı ve yeniden ameliyat olması gerektiği bilgisinin verildiği, 04.08.2017 tarihinde yeniden ameliyat olduğu, davalı doktor röntgen sonucunu hatalı yorumladığı ve davacıyı eksik bilgilendirdiği düşünülebilir ise de, davacının bu tarihten yaklaşık 1 ay sonra yeniden ameliyat olarak sağlığına kavuştuğu ve bu ikinci ameliyat öncesi 1 aylık süreçte kendisini sıkıntıya sokacak fizik tedavi vb. bir tedaviye maruz kaldığının ileri sürülmediği, davacının davalının bu eylemi nedeniyle maddi ve manevi tazminat gerektirecek bir zarara uğramadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını, raporların ilk ameliyatın gerçekleştirilmesi noktasında davalı doktorun kusuru veyahut ihmalinin olup olmadığı hususuna yoğunlaştığını, oysa raporlardaki bu yönelimin davalının sorumluluğunun kapsamını belirlemek noktasında yeterli olmadığını, tıbbi standartlara aykırılığın, teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gelişebileceğini, ortaya çıkan hasarın komplikasyon olması aydınlatılma yükümlüğünü ortadan kaldırmadığı gibi hastanın komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesinin aydınlatma yükümlülüğünün bir gereği olduğunu, hekimin hastasını uygulanan tedavi sonrasında yapması gerekenler konusunda bilgilendirmesinin de gireceğini, birinci ameliyat sonrası komplikasyonun oluştuğunu, hareket kısıtlılığı ve şiddetli ağrı ile his kaybı olarak şikayetlendiren davacının, ikinci bir ameliyata yönlendirilmesi gerekir iken bu yönlendirmenin yapılmamış olmasının davalının kusuru olduğunu, ilk ameliyat sonrası 6 aylık sürenin geçmesi halinde hareket kısıtlılığının bir daha düzeltilemeyeceğinin ikinci ameliyatı yapan dava dışı doktor tarafından müvekkiline söylendiğini, bunun üzerine müvekkilinin ikinci kez ameliyat olarak eski sağlığına kavuştuğunu, davalı hekimin aydınlatma yükümlülüğüne uygun hareket etmediğini, kendisini sorumluluktan kurtaracak bir savunma veya delil sunmadığını, birinci ameliyat sonrası komplikasyonun varlığına rağmen davacının ikinci bir ameliyata yönlendirilmemesi şeklinde ortaya çıkan davalı hekimin kusurlu davranışının raporlarda eleştiri olarak dahi ele alınmadığını, ilk ameliyat ile istenilen düzeyde bir iyileşme sağlanamadığından hekimin kendisine ödenen ücreti iade ile sorumlu tutulması gerektiğini, ayrıca hem maddi hem manevi tazminat ödemesi gerektiğini, müvekkilinin yaşadığı sıkıntı ve üzüntüler tanık beyanları ile sabit olup manevi tazminata da hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel sağlık kuruluşu ile davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle dosyaya kazandırılan ATK, Balıkesir ve ... öğretim görevlilerinden oluşan bilirkişi heyetleri raporlarının birbiriyle uyumlu, denetim ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davacı yanın temyiz dilekçesiyle bir kez daha dile getirdiği raporlara itirazlarının alınan ek raporlar ile karşılandığı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, hareket kısıtlılığı gelişmesinin ve tekrar ameliyat riskinin komplikasyon olduğu, davalı doktorun herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davalı doktor tarafından gerçekleştirilen ameliyata bağlı kalıcı bir sinir hasarı oluşmadığından herhangi bir zarardan bahsedilemeyeceğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Temyiz eden taraf harçtan muaf olduğundan peşin alınan harcın iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.