Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/529 E. 2025/5150 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/529
- Karar No
- 2025/5150
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/908 E., 2024/2150 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/113 E., 2023/409 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle: kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin askerdeyken ayağının şişmesi üzerine doktor tarafından damar tıkanıklığı teşhis edilmiş olmasına, şişliğin ve rahatsızlığın giderek artmasına ve izin talep etmiş olmasına rağmen talebinin kabul edilmemesi, kaydırma birliğiyle .. ... gönderilmesi nedeniyle ayağını kullanamaz hale geldiğini ve %53 oranında malul kalarak işinden kaldığını, tazminat davası açması için davalı avukatı 01.03.2010 tarihli vekaletnameyle vekil tayin ettiğini, davalının kendisinden dava harç ve masrafları için 2.000,00 TL aldığını ve Ankara 6. İdare Mahkemesinde 22.11.2010 tarihinde 2010/2403 esas sayılı davayı açtığını, davanın 24.12.2010 tarihinde yetkisiz mahkemede açıldığı gerekçesiyle reddedildiğini, davalının bu sefer Gaziantep 1.İdare Mahkemesinin 2011/529 esas sayılı dosyasıyla dava açtığını, Mahkemenin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davayı görevden reddettiğini, aradan 2 yıl geçtikten sonra 14.03.2013 tarihinde davalının mahkemeden artan posta avansı ve harcı iade aldığını, bu sefer Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) ikinci daire başkanlığının 2014/721 gensek no 2014/718 esas sayılı dosyasını açtığını, 16.04.2014 tarihli 2014/577 karar sayılı kararıyla, 1602 sayılı kanunun 45.maddesinin b bendi gereğince 30 gün içinde dava açılmak şartıyla dilekçenin reddine karar verildiğini, bundan sonra davalının 01.07.2014 tarihinde AYİM’e 2014/2945 gensek no 2014/1206 esas no ile tekrar başvurduğunu, bu sefer davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiğini, davalının bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunmadığını ve kararın kesinleştiğini, karar düzeltme talep edilseydi kararın bozulacağını zira Milli Savunma Bakanlığına yazılı bildirim tarihinin 16.08.2013 olduğunu 1602 sayılı Kanunun 43.maddesine göre bu tarihten itibaren 1 yıl ve 5 yıllık sürelerin işlemeye başladığını ve sürenin dolmadığını, ayrıca aynı kanunun 41.maddesinde görev noksanlığı nedeniyle reddi halinde 30 gün içinde AYİM’de dava açılabileceği, görevli olmayan mahkemeye başvuru tarihinin dikkate alınacağını, buna göre davalı tarafından ilk olarak Ankara 6.idare mahkemesine başvuru yapılmış olup bu tarihin 22.11.2010 olduğunu, davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek müvekkilinin tazminat hakkını alamamasına sebep olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının AYİM’den talep etmesi gereken şimdilik 2.000,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 20.01.2020 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat talebini 491.493,82 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı, davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla, 18.10.2023 tarihli bilirkişi raporuyla da belirtildiği üzere davalının üstlendiği vekillik görevini Avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan hukuki aydınlatma görevini yerine getirmemesi nedeniyle aldığı masrafı kusurlu olduğu gerekçesiyle kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne 2.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla,davalı vekilin davacının askerlik hizmeti nedeniyle husule gelen araz yüzünden uğramış olduğu maddi ve manevi zararın giderilmesine yönelik yapmış olduğu işlemlerde avukatlık mesleğinin gerektirdiği dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle, sorumlu tutulması gerektiği, maddi zararın dosyaya kazandırılan bilirkişi raporu ile belirlendiği, manevi yönden belirlenen tazminat tutarının dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, buna göre davacının bu yönlere ilişkin istinaf talebinin yerinde olmadığı, ancak; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (2023-2024) 13/3 hükmü gereğince davalı yararına fazladan vekalet ücretine hükmedildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulüne 2.000,00 TL maddi 15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, davalı vekilinin duruşmalara katılmadığı cevap dilekçesi sunmadığı halde davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kusur raporuna ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkilinin her ne kadar terhisten itibaren 1 yıllık süre geçtikten sonra vekaletname vermiş ise de 5 yıllık sürenin bu tarihte dolmadığını, vekalet verdiği tarihte müvekkilinin tedavisinin devam ettiğini devam eden bir maluliyetinin bulunduğunu maluliyetinin netlik kazanmadığını, davalının AYİM’in kararını temyiz etmediğini temyiz etseydi bu hususların dikkate alınma olasılığının bulunduğunu, Danıştay 10. Dairesinin emsal nitelikteki 2019/57 86... /2734 karar sayılı ilamında “İdari eylemlerin neden olduğu bedensel zararların, tedavi sürecinin tamamlanıp kesin sağlık raporunun alındığı tarihte öğrenilmiş sayılması; Kanun'da öngörülen sürenin kesin raporun ilgiliye verildiği tarihte işlemeye başlatılması gerektiği Danıştay'ın yerleşik içtihatlarındandır. Esasen, idari eylemin tamamlandığı ve zararın tam olarak ortaya çıktığı tarih dikkate alınmadan 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürenin hesaplanması, bazı hallerde dava açma hakkının kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. Zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.” denildiğini, öte yandan AYİM'in davayı idareye başvuru süresi yanında idarenin zımnen başvuruyu reddetmiş sayıldığı tarihten 60 gün içinde dava açılmamış olması nedeniyle de reddettiğini bu hususun değerlendirilmediğini, davalı karar düzeltme yoluna başvurmuş olsaydı kararın bozulabileceğini zira 1602 sayılı Kanunun 41.maddesinde görevsiz mahkemeye başvurulması halinde görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren 30 gün içinde AYİM'de dava açılabileceğinin öngörüldüğünü davalının ilk olarak 22.11.2010 tarihinde Ankara idare Mahkemesinde dava açtığını, davalı hakkında yürütülen ceza yargılaması ile disiplin dosyasında davalının kusurunun ortaya çıktığını ancak bunun dikkate alınmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının en azından aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği tespit edilmesine rağmen sadece yargılama harçları ve masrafı olarak ödenen paranın iadesine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili lehine hükmedilen manevi tazminat tutarının az olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Uyuşmazlık, vekilin özen borcuna aykırı davranışı nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararların tazmini istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacının vatani görevinin ifasının ardından 17.02.2008 tarihinde ordudan terhis edildiği, yukarıda açıklanan iddialar nedeniyle adına dava açabilmesi için davalı avukata 01.03.2010 tarihinde vekaletname verdiği, davalının 22.11.2010 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde tam yargı davası açtığı, Mahkemece yetkisizlik kararı verilmesinden sonra bu sefer Gaziantep 1.İdare Mahkemesinde dava açtığı ancak 17.05.2011 tarihinde davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılması gerektiği gerekçesiyle reddine karar verildiği, davalının bundan sonra 17.02.2014 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde dava açtığı, Mahkemenin 16.04.2014 tarihli kararıyla, İdareye başvuru yapılıp yapılmadığının belirtilmediği, yapılmışsa ilgili bilgi ve belgelerin bulunmadığı gerekçesiyle 1602 sayılı Kanunun 45.maddesinin B bendi gereği 30 gün içinde dava açılması şartıyla dava dilekçesinin reddine karar vermesi üzerine 01.07.2014 tarihinde yenileme dilekçesi verdiği, Mahkemece bu kez 1602 sayılı Kanunun 43.maddesi gereği terhis tarihinden itibaren 1 yıl içinde davalı İdareye başvurması gerektiği ancak davacının ilk kez 16.08.2013 tarihinde idareye başvurduğu kanuni bir ve beş yıllık sürelerin geçtiği gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verildiği, kararda karar düzeltme yolunun açık olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun ilgili 43.maddesine göre, "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler. Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz" Yargılamada kusurun belirlenmesi amacıyla alınan 13.10.2023 tarihli bilirkişi raporunda 1602 sayılı Kanunun 43.maddesi gereği davacının fiziksel rahatsızlığından askerlik süresince haberdar olduğu bu nedenle terhis tarihinin eylem tarihi olarak dikkate alınması halinde bir yıllık sürenin 17.02.2009 tarihinde dolduğu, ancak davalıya dava açması için bundan sonra 01.03.2010 tarihinde vekalet verildiği, davalı derhal dava açsaydı dahi davanın süre yönünden reddedileceği, bu nedenle davalının eylemlerinin davacıyı zarara uğrattığının söylenemeyeceği ancak yine de davalının bu durumu bilmesi ve yasal sürenin geçtiği konusunda davacıyı aydınlatmış olması gerektiği ancak buna ilişkin bir delilin ileri sürülmediği, neticede davalının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle almış olduğu vekalet ücreti ile dava harçlarını (2.000,00 TL ana para ve 2.373,04 TL işlemiş faiz olarak) iade etmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince rapor benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de rapor yetersiz olduğu gibi davacının rapora itirazları da karşılanmamıştır. Şöyle ki; davacı askerlik sırasında teşhis edilen damar tıkanıklığına rağmen kendisine izin verilmemiş olması ve gerekli tedaviyi alamamış olması nedeniyle durumunun ağırlaştığı ve yürüyemez hale geldiğini tedavisinin terhis olmasından sonra devam ettiğini ve maluliyetinin kesinlik kazanmadığını iddia etmiştir. Davacı vekilinin 06.11.2023 tarihli rapora itiraz dilekçesinde atıf yaptığı Danıştay 10.Dairesinin 2019/57 86... /2734 karar sayılı ilamında “İdari eylemlerin neden olduğu bedensel zararların, tedavi sürecinin tamamlanıp kesin sağlık raporunun alındığı tarihte öğrenilmiş sayılması; Kanun'da öngörülen sürenin kesin raporun ilgiliye verildiği tarihte işlemeye başlatılması gerektiği Danıştay'ın yerleşik içtihatlarındandır. Esasen, idari eylemin tamamlandığı ve zararın tam olarak ortaya çıktığı tarih dikkate alınmadan 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürenin hesaplanması, bazı hallerde dava açma hakkının kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. Zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.” denilerek 1602 sayılı Kanunun 43.maddesine paralel bir düzenleme olan İYUK 13.maddesinde yer alan 1 ve 5 yıllık sürelerin tedavi sürecinin tamamlanmasından sonra başlayacağı kabul edilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise 1602 sayılı Kanunun 43.maddesindeki sürelerin başlangıcı olarak AYİM'in gerekçesinde kabul ettiği terhis tarihi dikkate alınmış, tedavinin terhisten sonra devam etmesinin diğer bir ifadeyle maluliyetin kesinleşmesinin anılan sürelerin hesabında dikkate alınması gerekip gerekmediği yönünde bir değerlendirme yapılmamıştır. Şu halde, mahkemece belirtilen Danıştay ilamı da değerlendirilerek davacının zararının doğup doğmadığı açısından sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, bu husus değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma nedenine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.