Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3555 E. 2026/3783 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3555
Karar No
2026/3783
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1525 E., 2025/1293 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ordu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/46 E., 2024/199 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı/karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; tarafların 1987 yılında mobilya malzemeleri ve kereste satışı üzerine adi ortaklık kurduğunu, bu ortaklığın Ordu..... Noterliğinin 28.03.2011 tarihli sözleşmesi ile yazılı bir hal aldığını, müvekkilinin Ordu .... Noterliğinin 24.07.2020 tarihli ihtarnamesi ile sözleşmenin (11.) maddesi doğrultusunda ortaklığı sonlandırma iradesini davalı tarafa ilettiğini, davalı tarafın bu ihtarnameye sert tepki vermesi nedeniyle yasada düzenlenen ortaklığı haklı sebeple derhal feshetme imkanının da müvekkili adına doğduğunu, bir diğer ortaklığın sona ermesi gerekçesinin de adi ortaklık sözleşmesinde düzenlenen 10 yıllık sürenin dolacak olması olduğunu, haklı sebebin müvekkili ve davalının ortakları olduğu şirket açısından gerçekleşmiş bulunduğunu ileri sürerek; müvekkili ile davalı arasında mevcut olan adi ortaklığın feshine, tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; 1987 yılında mobilya ve kereste satışı üzerine kurulan ortaklığın davacı tarafından değil, büyük abileri ...'ın manevi destekleriyle kurulduğunu, davacının, kardeşlerinin şirketine dahil olmak için okulu bitiminde annesinin de desteğini aldığını ve abilerinin kurduğu şirkete dahil olduğunu, şirketin üç kardeşin ortak şirketi olup, şirketin faaliyet yürüttüğü taşınmazda da her kardeşin 1/3 oranında payının mevcut olduğunu, ihtarnameden sonra müvekkilinin her zaman uzlaşmacı bir tavır sergilese de, davacının şirket malvarlığına zarar veren eylemleri karşısında müvekkilinin şirketin aktif ve pasif mal varlığını korumak zorunda kaldığını, müvekkilinin mal alışverişinde olduğu 6 şirkete, şirketlerinin tasfiye aşamasında olduğunu ve çift imza olmadan herhangi bir işlemin yapılmayacağını bildirir ihtarname çektiğini, buna karşılık davacının, tasfiye davasını açacağını bildirip aynı zamanda %50 ortaklık yetkisini kullanarak davalıya karşı kullandığı işçiler ile birlikte şirket deposundan tonlarca mal kaçırdığını, bilgisayarları kırdığını, şirketin faaliyetinin olduğu taşınmazın kapısını ve duvarlarındaki kiremitleri indirdiğini, müvekkilinin haberi olmadan şirket deposundan götürülen mallarla birlikte davacının Cumhuriyet mahallesinde kendi adına Bacınoğlu tabelası altında yeni iş yeri açtığını, kendi şirketini tam manasıyla kurduktan sonra ortak iş yerine yönelik tasfiye davası açmaya giriştiğini, davacı her ne kadar müvekkilini banka hesaplarına bloke koymakla suçluyor ise de, banka hesaplarına yönelik bu talebin tasfiye aşamasından mütevellit davacı ve davalının ortak iradesi olduğunu savunarak davanın reddini istemiş, karşı davada da ortakların söz konusu ticari hayatlarının devamının mümkün olmadığını, tasfiye memuru aracılığıyla yapılacak işlemlerin ivedilikle yerine getirilmesi kadar, karşı davalının tasfiyeye konu şirkete dair zarar veren eylemleri ve sadece kendi namına yapmış olduğu kazanımları nedeniyle, karşı davalıdan mahsubunun önem arz ettiğini, karşı davalının ortaklığı bulunan şirketi tümden kendi uhdesine geçirmeye yönelik arzu ve isteğinin, tasfiyeye dair ihtarı takiben iki ay içerisinde yeni bir şirket kurması ve tasfiyeye konu şirketten yeni kurduğu şirkete mal kaçırmaya yönelik eylemleri ile sabit olduğunu, adi ortaklığın sözleşme hükümleri nedeniyle son bulması özellikle de özen ve dikkat yükümlülüğünü, rekabet yasağını hiçe sayan karşı davalı karşısında müvekkili nezdinde haklı sebeplerin vuku bulduğunu, taraflar arasındaki adi ortaklığın tasfiyesi için mahkemeye başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu ileri sürerek; karşı davanın kabulü ile adi ortaklığın tasfiyesine karar verilmesine, her türlü talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL alacağın karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulüne, Ordu ..... Noterliğinin 28.03.2011 tarihli ve ... yevmiye numaralı Adi Ortaklık Sözleşmesine konu .... Ticaret/ ....-... unvanlı adi ortaklığın sona erdiğinin tespiti ile ortaklığın tasfiyesine; tasfiye sonucunda elde edilen toplam 8.005.175,81 TL tutarındaki nakdi kıymetin 4.310.160,08 TL'sinin ve bu kısıma isabet eden nemanın davacı ...'na, bakiye 3.695.015,73 TL'sinin ve bu kısıma isabet eden nemanın davalı ...'na verilmesine karar verilmiş; karara karşı, davalı/karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hükme esas alınan bilirkişi raporu ve tasfiye kurulu raporunun denetime açık, hüküm kurmaya elverişli olduğu, karşı dava açısından mahkemenin tefrik kararı gerekçesinde isabetsizlik olmadığı, gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davalı/karşı davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı/karşı davacı vekili; karşı davanın tefrik edilerek tasfiyeye karar verilmesinin hatalı olduğunu, şirket forkliftine dair bilirkişi raporundaki eksikliği giderilmeden bilanço hazırlandığını, eksik incelemeye dayanan bilançonun hükme esas alınamayacağını, keşif taleplerinin reddine ve video kayıtlarının incelenmemesinin, şirket muhasebecisine davanın ihbarı için taraflarına süre verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, adi ortaklık sözleşmesinin tasfiyesi istemine ilişkindir. 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "Kazanç ve Zararın Paylaşımı" başlıklı 643. maddesi; "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmünü içermektedir. Açıklanan madde hükmüne göre; adi ortaklığın tasfiyesinde, borçlar ödendikten sonra kalan ortaklık malvarlığından önce ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç payları oranında ortaklara paylaştırılmalıdır. Mahkemece dosyaya kazandırılan 02.01.2024 tarihli bilirkişi raporunda; tespit edilen rayiç değer bilançosuna göre, adi ortaklığın öz sermayesinin 5.753.158,97 TL olduğu, bu tutarın %50'si davacı ...'a %50'sinin ise davalı ...'a ait olduğu, forklif ve demirbaşlarla ilgili tespit ve kanaatlerine göre öz sermayenin revize edilmesi gerektiği, dava dosyasına davacı ... Ortaklar Cari Hesabı ile ilgili rayiç değer bilançosuna alınmayan tutarla ilgili olarak alacağını ispatlayan belgelerin dosyaya sunulması halinde değerlendirmeye alınması gerektiği belirlenmiş; sonrasında hükme esas alınan bilirkişi raporunda; forklift yönünden yapılan değerlendirmede, adi ortaklığın tasfiyesi ve karşı dava tarihi itibarıyla firmanın envanterinde forklift yer almadığını, tasfiye sürecinden evvel firmaya ait forklifte ilişkin satış, faturalandırma ve sair muhasebesel işlemler tamamlandığı ve bu hususa dair değerlendirme yapılabilmesi mümkün olmadığı rapor edilmiş ve Mahkemece 12.06.2024 tarihli celsede, karşı davada ileri sürülen hususların asıl davada talep edilen adi ortaklığın tasfiyesi ile doğrudan ilişkili olmadığı, tazminata yönelik olduğu ve ayrıca yargılamayı gerektirir tahkikatın asıl dava ile birlikte yürütülmesinde yarar görülmediğinden karşı davanın tefrikine karar verilmiştir. O halde Mahkemece; karşı davada ileri sürülen taleplerin adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin hesaplaşmayı doğrudan etkilediği gözetildiğinde, karşı dava yönünden tefrik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma sebebine göre, davalı/karşı davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca davalı/karşı davacı yararına BOZULMASINA, 3. Bozma sebebine göre, davalı/karşı davacı vekilini sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3555, K. 2026/3783, T. 15.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-3555-e-2026-3783-k-95b385fa2785