Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3521 E. 2026/2165 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3521
- Karar No
- 2026/2165
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1570 E., 2025/826 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/65 E., 2024/392 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı ... vekili Avukat ... ile davalı asil ... ve vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili tarafından verilen 20.12.2015 tarihli vekaletname ile davalının vekil tayin edildiğini, müvekkile ait banka hesaplarından müvekkil lehine ve müvekkil adına para çekme, banka hesaplarında işlem yapma yetkisinin verildiğini, ancak davalının vekaletnamedeki yetkilerini kötüye kullanarak müvekkilinin banka hesaplarındaki paraları, bilgisi ve oluru olmaksızın kendi ve başkalarının hesabına göndermek ve nakit olarak para çekmek suretiyle haksız kazanç sağladığını, bunun tespit edilmesi üzerine 18.09.2017 tarihinde davalıyı vekillikten azlettiğini, müvekkilinin 20.09.2017 tarihli ihtarname ile zararların tazminini talep ettiğini, zararın yaklaşık 1.929.482,00 TL ve 118.800 Dolar olarak tespit edildiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL'nin vekillikten azledilme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; davacı vekili 03.06.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle 2.063.688,84 TL alacağın tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; vekaletname ile işlem yapılan hesaplara yatan paraların tamamının müvekkiline ait bulunduğunu, davacı tarafından söz konusu vekaletname ile hiçbir kayıt ve şart içermeksizin ve en geniş şekilde müvekkiline yetki verilmesinin tek amacının müvekkiline ait paralar üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini sağlamak olduğunu, müvekkilinin 2015 yılı başlarında yöneticisi ve ortağı olduğu şirketinden ayrılma kararı aldığını, 18.12.2015 tarihli sözleşme ile şirketteki hisselerini 2.800.000,00 TL karşılığında şirketin diğer ortağına devrettiğini, müvekkilinin ailesi ile yaşadığı sorunları bilen davacının, paraları kendi hesabına yatırabileceklerini söylediğini, 22.12.2015 tarihinde davacı adına iki adet hesap açıldığını, açılan bu hesaplara yatırılan bu paraların gerçekte müvekkiline ait olduğunu, banka ile davacı arasında imzalanan sözleşmeye dahi doğrudan müvekkilinin cep telefonu numarasının yazıldığını, hesaplardaki paranın müvekkili tarafından davacının imzası ile yatırıldığını, bu dönem için de davacının kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü hesaplarda her türlü denetim imkanı olmasına rağmen 2 yıl boyunca herhangi bir işlem yapmadığını, paraların müvekkiline ait olması nedeniyle davacının herhangi bir zararının söz konusu olmadığını, vekaletin kötüye kullanıldığı şeklindeki iddianın dayanaksız olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin 06.07.2021 tarihli kararıyla; incelenen soruşturma ve ceza dosyası içerikleri, bu dosyalarda dinlenilen tanık anlatımları, özellikle hesabın açıldığı dönemdeki banka müdürü olan ...'ın ifadesi, vekaletname tarihinden azlin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içerisinde hesapların sadece davalı tarafından işletilmesi, bu süre zarfında davacının herhangi bir denetim, ihtar yada ikazda bulunmamış olması, yatırılan ve çekilen paraların miktar olarak çok yüksek olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; iki adet banka hesabının güven ilişkisine dayalı olarak davalıya ait para ile davacı adına açıldığı, ancak bu hesaplar hakkında rahatça işlem yapılabilmesi için 29.12.2015 tarihli vekaletnamenin düzenlendiği, banka hesaplarında davalı tarafından yapılan işlemler hakkında davacının bilgisinin bulunduğu, bu nedenle vekalet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilemeyeceği gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 29.11.2023 tarihli kararıyla; bilirkişi raporunda davalı vekilin davacı adına olan banka hesaplarından davacının vekili olarak çektiği paranın 2.063.688.84 TL olduğunun belirlendiği, davalının davacı adına olan banka hesaplarına aktarılan ve vekil olarak kendisi tarafından çekilen tüm paranın aslında kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü, bu durumda ceza mahkemesi dava dosyalarında verilen kararların kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması gerektiği, davaya konu banka hesaplarındaki paraların aslında kendisine ait olduğunu ileri süren davalı vekilin ispat yükü altında olduğu, inançlı işlem hukuki sebebine dayanan davalı vekilin iddiasını kesin deliller ile kanıtlayabileceği, davalının cevap dilekçesinde "yemin" deliline de dayandığı, tarafların tüm delillerinin değerlendirilerek sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın yeniden yapılması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının, davaya konu banka hesaplarındaki paraların aslında kendisine ait olduğuna dair yazılı delil sunmadığı, incelenen ceza davası dosyalarından davaya konu banka hesaplarındaki paraların davalıya ait olduğu hususunda herhangi bir delil yada somut olgu tespit edilemediği, sunulan deliller içerisinde yazılı delil başlangıcı sayılabilecek herhangi bir delil bulunmadığı, bu durumda inançlı işlemin tanıkla ispatı mümkün olmadığı için tanık anlatımlarının dikkate alınmadığı, davalının kesin süre içerisinde yemin deliline de başvurmadığı, davalının davacı adına açılan hesaptan 2.063,688,00 TL parayı çektiğinin sabit olduğu, davalının paraların kendisine ait olduğunu ispat edemediği, bu nedenle de vekilin hesap verme yükümlülüğünü yerine gfetirdiğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle; davanın kabulüne, 2.063.688,00 TL'nin 18.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; mahkemece, kaldırma kararı doğrultusunda yargılama yapılarak karar verilmiş olması, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli, denetime ve somut olayın özelliklerine uygun olması, davalı vekilin hesap verme yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat edememiş olması ve ileri sürülen istinaf sebepleri gereği, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; davacının uyuşmazlık konusu vekaletname ile yaklaşık iki yıl boyunca yapılan tüm işlemlerden haberdar olduğunu, hesap açılış tarihinden itibaren yaklaşık 1 yıl boyunca farklı tarihlerde yüksek meblağlı onlarca işlem yapıldığını, yalnızca para çekme işlemlerinin değil, peyder pey para yatırma işlemlerinin tamamının da müvekkili tarafından yapıldığını, tüm dekont asıllarının müvekkilinde olduğunu, banka ile yapılan sözleşmeye müvekkilinin bilgilerinin yazıldığını, mahkeme dosyasına sunulan belgeler ve yazışmalar, davacının müvekkile para verdiğine dair hiçbir iddiasının olmaması, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen soruşturma dosyasında yer alan belgelerin delil başlangıcı niteliğinde bulunduğunu, mahkemece hukuka aykırı olarak tanık dinletme taleplerinin reddine karar verildiğini, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının dikkate alınmadığını belirterek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanmasından kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle ispat yükü üzerinde olan davalı- vekilin savunmasını yazılı delillerle ispat etmesi gerektiği, somut olayda taraflar arasında senetle ispat kuralının istisnaları arasında sayılan hallerin mevcut olmadığı, vekil olan davalının vekaletnameyle davacı adına hesaplarda işlem yaptığı, bilirkişi raporuyla davalı tarafından davacıya ait hesaplardan çekilen paranın tespit edildiği, çekilen bu paranın vekilin hesap verme yükümlülüğü kapsamında davacıya ödendiğine ilişkin delil ve savunmanın da bulunmadığının anlaşılmasına göre, temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, 40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, davacı tarafından tüm bankalarda adına işlem yapmak üzere davalıya verilen vekâletname ile davalının iki banka şubesinden çekilen paraların iade edilmediği ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile alacak istemidir. Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, davalının vekâlet görevini kötüye kullanıp kullanmadığı, dosyadaki belgelere göre davalı açısından yazılı delil başlangıcı sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Davalı savunmasında, boşanma aşamasında olduğunu, kendisine ait paraları çocukluk arkadaşı davacının teklifi üzerine onun hesabına yatırıldığını ve vekâlet ile kendi paralarını kullandığını, birçok hesap olmasına rağmen sadece kendisine ait iki hesabı kullandığını beyan etmiştir. Dosya kapsamında davalının savunmasını destekleyen ceza dosyası içeriği, tanık beyanları, CD ses kaydı, banka müdürünün beyanı ve yazışmalar vardır. Ayrıca davalının sadece iki banka hesabını iki yıl boyunca kullanması, diğer hesaplarda işlem yapmaması, banka ile davacı arasındaki hesap sözleşmesinde davalının cep numarasının kayıtlı olması, davacının iki yıl boyunca hesaplarındaki hareketlere ses çıkarmaması da hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Bu deliller birlikte değerlendirildiğinde hukuki ilişkide davalı yönünden delil başlangıcı sayılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.