Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3093 E. 2025/4406 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3093
Karar No
2025/4406
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/47 E., 2025/82 K. Mahkemece; Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında yeniden inceleme yapılarak verilen karar, davacı ... tarafından imzalanarak verilen temyiz dilekçesiyle temyiz edildiği anlaşılmakla temyiz incelemesinin davacı ... ve velayet altında olan küçük ... yönünden yapılmasına karar verilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkillerinden ...'in hamileliği sırasında tıbbi yardım almak üzere davalılardan ... sağlık Hizmetleri A.Ş. tarafından işletilen hastaneye başvurduğunu, bu davalıya bağlı olarak çalışan davalı .... tarafından davacı ...'in doğum öncesinde sürekli kontrol ve tetkik altında tutulduğunu, her kontrolden sonra her şeyin mükemmel gittiği ve sağlıklı bir çocuğun doğacağı yolunda açıklamalarda bulunduğunu, 23.05.2008 tarihinde davacı ...'in sezaryen ile bir erkek bebek dünyaya getirdiğini ancak bebeğin sağ kolunun dirsek altından itibaren oluşmamış olarak doğumun gerçekleştiğini, davalı hastane ve doktorun gerekli teknik donanıma sahip olmalarına rağmen doğum öncesi bu sakatlığı tespit ve teşhis etmeleri gerekirken tıbbi özen eksikliği nedeniyle davacı küçüğün ömür boyu üzerinde taşıyacağı maluliyetle doğmasına sebep olduklarını belirterek; davacılardan anne ve babanın her biri için ayrı ayrı 40.000,00 TL, davacı küçük için 45.000,00 TL olmak üzere toplam 125.000,00 TL manevi tazminat ile küçük için fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın 23.05.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili; öncelikle zamanaşımı nedeni ile davanın reddine, ayrıca iddia edilen zarar ile müvekkilinin eylemi arasında hiçbir illiyet bağının bulunmadığını, müvekkilinin kusurunun olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...Ş. vekili; olayda kusurlarının olmadığını, gerekli dikkat ve özenin gösterildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08.05.2012 tarihli kararıyla; dosya kapsamında aldırılan Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 16.12.2013 tarihli ilamıyla; onanmasına dair verilen karara karşı süresi içinde davacılar vekilince karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 10.09.2014 tarihli ve 2014/13921 E., 2014/26050 K. sayılı ilamıyla; Mahkemece aralarında embriyoloji ve radyoloji uzmanlarının da olduğu üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi kurulundan taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulüne, onama ilamının kaldırılmasına ve hükmün davacılar yararına bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Mahkemenin 15.11.2016 tarihli ilamıyla; alınan bilirkişi raporu ve Yüksek Sağlık Şurası kararında yer alan değerlendirmelerle davacıların talepleri subut bulmadığından davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 11.05.2017 tarihli ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Davacı ... tarafından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması üzerine, Anayasa Mahkemesinin 22.11.2023 tarihli ve 2018/1514 başvuru numaralı kararıyla; başvurucunun gerek ATK gerekse diğer bilirkişi raporlarına yönelik dayanaktan yoksun olmayan itirazlarının ve taleplerinin karşılanmadığı, bu durumda uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan iddiaların derece Mahkemelerince Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özen ve derinlikte incelenmediği, uyuşmazlığa özgü yeterli ve ilgili gerekçe sunulmadığı, somut olay bakımından kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirdiği söylenemeyeceğinden maddi ve manevi varlığın koruması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Dosyanın gönderildiği Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İstanbul ATK Üst Kurulunca dosyaya sunulan raporda çocuğun kolunun eksik şekilde doğmasında davalıların kusurlarının bulunmadığı yönünde rapor sunulduğu, raporun hükme ve denetime elverişli olduğu ve davalılara izafe edilecek kusur tespit edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı ... temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı ...; Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen noktaların raporla açıklığa kavuşturulmadığını, eksik inceleme ile karar verildiğini, raporun yetersiz olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı ... hastane ile davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranılması iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamında alınan raporlar değerlendirildiğinde; uzuv yokluğu en çok el ve kollarda görülmekte, genellikle kalıtımsal olmayıp damar sorunları veya amniyotik band sendromu gibi nedenlere bağlı olarak geliştiği, öngörülebilir bir durum olmadığı, günümüzde tıp alanındaki teknolojik gelişmelere rağmen halen amniyotik bant tedavisinde etkili bir yöntem bulunmadığı, anne karnındaki bebeğin organlarının gelişimi 4-8. haftalar arasında oluştuğu, kollar (ekstremiteler) 4. haftanın sonunda, parmaklar 7-8. haftada geliştiği, bu yapılarda 12. haftada kemikleşme başladığı. 18-23. haftalar anne karnında organ anomalilerinin anatomik olarak saptanması için en ideal zaman olduğu, literatürdeki yayınlara göre en deneyimli ellerde ve en iyi ultrasonografi cihazları ile fetüste bulunan organ anomalisinin %50-70 oranında tespit edilebildiği, ekstremite (uzuv) yokluğunun ultrasonografi ile saptanma oranının % 20 ile % 64 arasında değiştiğinin bildirildiği, uzuv yokluğu en çok el ve kollarda görülen genellikle kalıtımsal olmayıp damar sorunları veya nadir olarak görülen (1/3000) amniyotik band sendromu gibi nedenlere bağlı olarak geliştiği, nedeni tam olarak bilinmeyen amniyotik band sendromunda bebeği saran amniyon zarının gebeliğin erken dönemlerinde herhangi bir nedenle yırtılması sonucu meydana gelen band fetal dokuları (kol, el, ayak, baş veya başka bir organ) sardığı ve gebeliğin son döneminde kan dolaşımın bozulması sonucu el, kol ve bacaklarda gelişim bozukluğu hatta kopmalara neden olduğu, bu durum önceden öngörülebilen bir durum olmayıp tıp alanındaki teknolojik gelişmelere rağmen halen amniyotik bant tedavisinde etkili bir yöntem bulunmadığı, intrauterin dönemde fetüsle ilgili uzuv eksikliğinin mevcut bilimsel ve teknolojik şartlara göre ultrasonografiyle saptanamama oranları nedeniyle bu durumun tıbbi komplikasyon olarak kabul edilmesi gerektiği, anne karnındaki bebekte saptanan uzuv eksiklikleri, anne ve bebeğin hayatını tehdit eden bir durum olmadığından rahim tahliye endikasyonu bulunmadığı anlaşılmakla doktorun zamanında uzuv eksikliğini görememesinin komplikasyon olduğu, doktorun söz konusu uzuv eksikliğini en erken 18-23 hafta arası fark edebileceği, ancak bu durumda da anne karnındaki bebekte saptanan uzuv eksiklikleri, anne ve bebeğin hayatını tehdit eden bir durum olmadığından rahim tahliye endikasyonu bulunmadığı, doktorun zamanında fark edememesi nedeniyle bilgilendirme yapmamasının rahim tahliye endikasyonu olmadığından sonucu etkilemeyeceği, zarar ile ileri sürülen iddia arasında illiyet bağı olmadığı değerlendirilmekle davacı ...'ın tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı ...'ın yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın 1086 sayılı Kanun'un 439. maddesi uyarınca ONANMASINA, 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.09.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3093, K. 2025/4406, T. 29.09.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-3093-e-2025-4406-k-c996f8f4d9d6