Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2745 E. 2025/2909 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2745
- Karar No
- 2025/2909
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI: 2024/992 E., 2024/1178 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI: 2018/743 E., 2022/914 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davalı-birleşen dosyada davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında olduğu anlaşılmakla, duruşma isteğinin reddi ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin avukat olduğunu, davalı ile müvekkili avukat arasında 12.05.2011 tarihli Avukatlık Sözleşmesinin düzenlendiğini, sözleşme gereği müvekkilinin talimatı ile İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinin 2013/567 Esas sayılı dosyası ile aleyhinde açılan davada kendisini temsil etmek ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL tutarında karşı dava açmak konusunda yetkilendirildiğini, sonrasında alınan talimat ile dava değerinin 2.756.582,00 TL'ye ıslah edildiğini, Mahkemenin 28.07.2015 tarihli gerekçeli kararı ile davalı lehine mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle 1.296.581,30 TL katılma alacağına, bir adet bağımsız bölümdeki 1/2 payın 1.550.000,00 TL bedelle davalı adına tapuya tesciline, aleyhine olarak da 341.000,00 TL olarak ıslah edilen davanın 303.290,00 TL üzerinden kabulüne ve 37.710,00 TL'nin reddine karar verildiğini, taraflar ve vekillerinin 30.11.2015 tarihinde anılan ilamın infazı için sulh sözleşmesi imzaladıklarını ancak sözleşme gereği ödenmesi gereken vekalet ücretinin halen ödenmediğini ileri sürerek; davalının, aleyhine açılan davada reddedilen tutar olan 37.710,00 TL ile karşı davası ile kabul olunan 1.296,581,30 TL katılma alacağı ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 226. maddesi gereğince kabul edilen 1.550.000,00 TL'nin toplamı olarak elde ettiği 2.794.291,00 TL menfaatin %15'i olan 419.143,65 TL alacağın, karar tarihi olan 01.07.2015 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 17.02.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 495.422,00 TL'ye yükseltmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili; müvekkil ile davalı avukat arasında müvekkilin eşinden boşanmasına ilişkin dava ve devamında yürütülen ilişkili davalar süresince devam eden bir vekalet sözleşmesi olduğunu, boşanılan eşle müvekkil arasında imzalanan bir protokolün hazırlanması sırasında ortaya çıkan ve aynı zamanda bir suç duyurusunun da konusu olan fiil sebebiyle müvekkilinin davalı avukatı görevinden azlettiğini, davalının görevi kötüye kullandığını ileri sürerek; davanın kabulü ile zararın tespit edilerek şimdilik 10.000,00 TL’nin davalıdan alınarak müvekkiline iadesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı-birleşen davada davacı vekili; davacı avukatın tutum ve davranışları, özen yükümlülüğüne uygun olmayan kusurlu davranışları nedeniyle vekalet sözleşmesinin 02.12.2015 tarihinde azille sona erdiğini, taraf vekillerince imzalanan sulh sözleşmesi örneğinin müvekkilinin ısrarlarına rağmen davacı avukat tarafından gönderilmemesi nedeniyle davacı avukata karşı güvensizlik hissi oluştuğunu, davacı avukatın daha öncesinde hiçbir şekilde bilgisine sunmadığı aile konutu şerhinin terkini hususunu tam sözleşmenin ifa edileceği sırasında bildirmesi ve aynı gün bu meseleyi çözmeye çalışmasına rağmen davacı avukatın müvekkilini kusurlu ve sorumlu gösteren tavrı nedeniyle aralarındaki ilişkinin güvene dayalı olmaktan çıktığını, azlin bir gerekçesinin de davacı avukat tarafından müvekkiline imzalatılan protokolün müvekkiline gönderilen nihai metinden müvekkili aleyhine farklılıklar ortaya çıkması olduğunu, müvekkili aleyhine boşandığı eşi tarafından 15 ay sonra 01.07.2013 tarihinde mal rejimi davası açıldığını ve davacı avukat tarafından müvekkili adına 02.08.2013 tarihinde karşı dava açıldığını, dolayısıyla sözleşmede yazılı 1 yıllık şartın gerçekleşmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Davacı-birleşen davada davalı vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İstanbul 2. Tüketici Mahkemesinin 15.12.2016 tarihli kararıyla; davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, talep üzerine dosya Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.04.2017 tarihli kararıyla; karşı görevsizlik kararı verilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 30.05.2017 tarihli kararıyla; Tüketici Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine karar verilmiştir. 2.İstanbul 2.Tüketici Mahkemesinin 17.07.2018 tarihli kararıyla; davalının davacı avukatı haksız azlettiği kabul edilerek alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davalı-karşı davacının elde ettiği menfaatin toplamının 2.755.581,30 TL olduğu kabul edilerek bu miktara % 18 KDV de eklenerek davacı avukatın davalıdan isteyebileceği vekalet ücretinin 487.914.88 TL olduğu, davalı-karşı davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı-karşı davalının davasının kısmen kabulü ile KDV dahil 487.914,88 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, disiplin para cezası talebinin reddine, ihtiyati tedbir niteliğindeki ihtiyati haciz kararının mahkememiz kararının kesinleşmesine kadar devamına, davalı -karşı davacı tarafından açılan davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuşlardır. 3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi'nin 29.11.2018 tarihli kararıyla; her ne kadar davalı-karşı davacı sulh protokolünün kendisine rızası dışında imzalatıldığını iddia etmiş ise de bahse konu protokolün bizzat davalı-karşı davacı tarafından asaleten imzalandığı, davacı avukatın 24.06.2015 tarihli dosyada mevcut bulunan görüşme ve talimat tutanağındaki ifadeleri de göz önüne alındığında haksız kazanç sağlamaya çalıştığına dair delil bulunmadığı, bu iddiaların doğrulanamadığı, kaldı ki dosyada mevcut bulunan Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğününün soruşturma raporu, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu kararı da dikkate alınarak davalının bu yöne ilişkin istinaf taleplerinin reddi gerektiği, Mahkemece taraflar arasındaki vekalet sözleşmesi dikkate alınarak davalı-karşı davacının yargılamalar ve özellikle sulh protokolü neticesinde sağladığı net menfaat hesap edilerek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanlış ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu, tarafların iddia ve savunmaları ve delil olarak sunulan sulh protokolü de göz önünde bulundurularak konusunda uzman başka bir bilirkişiye hesaplama yaptırılarak davalı-karşı davacının sağladığı menfaat tam olarak hesap ettirilip vekalet ücretinin hesaplanması gerekirken bu hususlara riayet edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davacı-karşı davalının, davalı-karşı davacının istinaf taleplerinin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden hüküm tesisi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 4. İlk Derece Mahkemesinin 09.06.2022 tarihli kararıyla; davacı-karşı davalının, İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinin 2013/567 E. sayılı dosyasında davalı -karşı davacı ...'i temsil ettiği, davaları sonlandırdığı, avukatlık sözleşmesine göre davacı-karşı davalının edimini yerine getirdiği, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 163. ve 164/2. maddeleri uyarınca taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesi ile sulh protokolünün geçerli olduğuna kanaat getirildiği, taraflar arasında akdedilen avukatlık ücret sözleşmesi ile istinaf bozma ilamı uyarınca davalının yargılamalar ve sulh protokolü neticesinde sağladığı net menfaat hesap edilerek %15’i oranında avukatlık ücreti ödenmesi gerektiğine kanaat getirildiğinden Mahkemece alanında uzman bilirkişilerden alınan 01.04.2019 tarihli, 22.12.2020 tarihli bilirkişi raporları uyarınca İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinin 2013/567 E. sayılı dosyasında neticeten mal rejimi talepli davada eşlerin evlilik birliği içinde edindikleri değerlerin incelendiği ve ...'nin 303.290,00 TL alacaklı olduğu, buna karşın ...'in 1.206.581,30 TL alacaklı olduğu, bu bedelin mahsubu ile davalının net menfaatinin 903.291,3 TL alacağı bu durumda davacının vekalet alacağının 135.493,69 TL olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle asıl dava bakımından; davanın kısmen kabulü ile 135.493,69 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen dava bakımından; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin 07.11.2022 tarihli kararıyla; davacı ve davalının esasa ilişkin istinaf sebeplerinin incelenmesinde, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan raporun taraf ve yargı denetimine elverişli olduğu gerekçesiyle, davacı ve davalının esasa ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği, davacı ve davalının harca yönelik istinaf taleplerinin incelenmesinde ise; 6502 sayılı Kanun'un 73. maddesi uyarınca davalı tüketici olup harçtan muaf olduğu halde Mahkeme kararında davalı aleyhine harca hükmedilmesinin, davacı avukat tüketici olmadığı halde davacı avukattan harç alınmasına yer olmadığına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu, istinaf sebepleri ve dosya kapsamında yapılan incelemede verilen karar ve gerekçesi göz önüne alındığında, Mahkemece hüküm altına alınan harç haricindeki istinaf nedenleri yerinde olmadığından, davacı ve davalının istinaf başvurularının bu nedenle kısmen kabulü gerektiği gerekçesiyle, davacı-karşı davalı ve davalı-karşı davacının istinaf taleplerinin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp esas hakkında yeniden, davanın kısmen kabulü ile 135.493,69 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Dairece verilen 07.02.2024 tarihli ilamla; davalı-birleşen dosyada davacı vekili tarafından davacı avukat tarafından takip edilen İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinin 2013/567 Esas sayılı davanın taraflar arasındaki sözleşmede yazılı olduğu şekilde 1 yıllık sürede açılmadığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği ileri sürülmüşse de, taraflarca imzalanan 29.07.2013 tarihli ''Vekile Talimat'' başlıklı belgede, müvekkil ... tarafından davacı avukat ...'e aralarında akdedilen 12.05.2011 tarihli sözleşmenin 1. maddesinin C bendi uyarınca asıl davada kendisini temsil etmesi ve yine karşı dava açması için talimat verildiği, yine ''Vekil İle Vekil Eden Arasında Yapılan Görüşme ve Talimat Tutanağı'' başlıklı belgede; 12.05.2011 tarihli sözleşmenin 1. maddesinin C bendi ve 2. maddesinin B bendine atıf yapıldığı, bu durumda sözleşmede yazılı bir yıllık süre dolmasına rağmen sözleşme hükümleri doğrultusunda davanın takip edilmesi ve karşı dava açılması hususunun bizzat davalı-birleşen dosyada davacı müvekkil tarafından talep edildiği anlaşıldığından davalı- birleşen dosyada davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, dosyada yer alan tüm belgelerin incelenmesi neticesinde; öncelikle sözleşmede belirtilen elde edilecek menfaatin açıklığa kavuşturulması gerektiği, tarafların sözleşmedeki iradelerinin yorumlanmasında elde edilecek menfaatin kapsamının; takip edilen davada müvekkil lehine hükmedilenler ile müvekkili lehine reddedilen miktarların toplamından aleyhe hükmedilen bir kısım varsa bunun çıkartılması ile tespit edilecek miktar olduğu, bu durumda davalı-birleşen dosya davacısı ...'in İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesinin 2013/567 Esas sayılı dosyasında lehine hükmedilen 1.206.581.30 TL'den aleyhine hükmedilen 303.290,00 TL'nin mahsubu ile 903.291,3 TL yanında, açılan karşı dava sonucu eski eşi ile 1/2 oranında paylı malik olduğu taşınmazın adına tesciline karar verilen payın karşılığı olan 1.550.000,00 TL'nin ve aynı zamanda asıl davada ... tarafından talep edilen ve Mahkemece reddine karar verilen 37.710,00 TL'nin de elde edilen menfaat niteliğinde olduğu anlaşılmakla, bu bedellerin toplamı üzerinden sözleşmede kararlaştırılan %15 oranında vekalet ücretinin hesaplanması ve sözleşmede yer alan ''kararlaştırılan bu ücret vergi, sair kesintilerin dışında net ücrettir.'' hükmü gereği yapılan hesaplamaya davacının talebi doğrultusunda %18 KDV'nin de eklenmesi ve brüt ücretin tahsiline hükmedilmesi gerekirken, yalnızca 903.291,3 TL'nin elde edilen menfaat olarak değerlendirilmesi ve bu miktar üzerinden yapılan hesaplamanın hükme esas alınmasının hatalı olduğu, bozma nedenine göre davacı-karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmediği gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl davada davacı-birleşen dosyada davalı ...'in sunduğu vekillik görevi nedeniyle hak kazanacağı vekalet ücretinin Yargıtay'ın da işaret etmiş olduğu şekilde hesap edildiği, buna göre davalı ...'in İstanbul Anadolu 15. Aile Mahkemesi'nin 2013/567 Esas sayılı dosyasından dolayı sonuçta 903.291,30 TL, bu davaya karşı açılan karşı dava sonucu taşınmazdan dolayı ve karşı davacının talep ettiği ve reddedilen talebinden dolayı toplam 1.587.710,00 TL'nin elde edilen menfaat olarak değerlendirilmesi ve bu menfaatlerin toplamı üzerinden hesap edilen %15 vekalet ücreti ( ki bu 373.650,19 TL ) ile bulunan vekalet ücreti üzerinden hesap edilen % 18 oranında KDV nin ( ki bu 67.257,00 TL ) davacının alacağı olarak hesap edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, bu hesaplama için bilirkişi incelemesine gerek görülmediği, dosyada mevcut bulunan bilirkişi raporu da göz önüne alınarak alabileceği vekalet ücreti yönünden açtığı davasının kısmen kabulü gerektiği, davalı-birleşen dosya davacısı ...'ın birleşen dosyası hakkında verilen karar Yargıtay onama kararıyla kesinleştiğinden birleşen dava hakkında yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığı, davacı ...'in talep ve ıslah dilekçesinde %18 oranında KDV talep etmesi, bozma ilamında KDV oranının %18 olarak belirtilmesi, ayrıca sözleşme ve ifa tarihinde KDV oranının yasal olarak %18 olması nedeniyle hak edilen vekalet ücretinin KDV'sinin %18 olarak alınıp buna göre belirlendiği gerekçesiyle; davalı-birleşen dosya davacısı ...'in birleşen dosyası hakkında verilen karar onama kararıyla kesinleştiğinden birleşen dava hakkında yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, davacı-birleşen dosyada davalı ...'in davasının kısmen kabulü ile 440.907,00 TL'nin dava tarihinden itibaren hesap edilecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'den alınarak davacı ...'e verilmesine, davacı ...'in fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı-birleşen dosyada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı-birleşen dosyada davalı vekili; Bölge Adliye Mahkemesinin kararında yer alan 1.550.000,00 TL'nin müvekkilinin, yasal mal rejiminin tasfiyesi davasından elde ettiği menfaate eklenmesi hükmünün usul ve esas bakımından hatalı olduğunu, dosyaya sundukları delillerin incelenmediğini, maddi olgularla hüküm arasındaki hukuki bağlantının sağlanamadığını, müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bozma ilamının değerlendirme kısmının 2 numaralı alt bendinin kendi içinde çelişkili olduğunu, müvekkilinin satın alma hakkını kullandığını, katılma alacağını mahsup ettirdiğini, kalan meblağın ödenme koşullarının da taraflar arasında imzalanan Sulh Protokolünde düzenlendiğini, yanlış değerlendirme ile kurulan hükmün, müvekkilinin elde etmediği bir nakdi menfaat üzerinden %15 avukatlık ücreti ödemesi gibi haksız bir hüküm doğurduğunu, bu çelişkili değerlendirmenin Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçe olarak yer almasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyaya sunulan 30.11.2015 tarihli protokolün söz konusu 1.550.000,00 TL ile ilgili 8-b-2 maddesinin incelenmediğini ve gerekçede tartışılmadığını, 4721 sayılı Kanunun yürürlük- geçerlilik maddesi gereğince, sadece 01.01.2002 tarihinden sonra alınan malların, Yasal Mal Rejimi kapsamında olup sadece bu malların Yasal Mal Rejiminin Tasfiyesi davasının konusu olabileceğini, müvekkilinin yasal mal rejimi tasfiyesi davasında elde ettiği menfaat olarak yasaya aykırı şekilde değerlendirildiğini, bunun sonucunda da 12.05.2011 tarihli Avukatlık Sözleşmesinin 2. maddesinin b fıkrası kapsamında 4721 sayılı Kanunun belirtilen maddelerine aykırı şekilde davacı avukata bu meblağın %15'i kadar avukatlık ücretine hükmedildiğini, paylı mülkiyetteki malların sayılan mallar kapsamına girmeyip yasal mal rejiminin tasfiyesi davasının konusu mallar olmadığını, bahse konu 37.710,00 TL reddedildiği için, tespit edilen, 903.291,30 TL menfaat üzerinden hesaplanacak %15, 5.655,255 TL fazla ödemeyi, yani 37.710,00 TL’nin %15’ini de kapsadığını, bu 5.655,255 TL'nin yeniden müvekkiline yüklenmesinin mükerrer ödemeye neden olacağını ve bunun kabul edilemeyeceğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, asıl davada taraflar arasında akdedilen avukatlık ücret sözleşmesinden doğan vekalet ücreti alacağının tahsili, birleşen davada ise vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan zararının tahsili istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince uyulan bozma ilamında gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, yine o ilamda gösterilen hukuki esaslar gereğince karar verildiği, bozmanın kapsamı dışında kalan ve usuli kazanılmış hak oluşturan kısımlara yönelik temyiz itirazlarının ise incelenemeyeceği anlaşılmakla, davalı-birleşen davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.