Yargıtay · 2. Ceza Dairesi

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/3210 E. 2026/6384 K. – Hırsızlık

Konu: Hırsızlık

Mahkeme
Yargıtay
Daire
2. Ceza Dairesi
Esas No
2024/3210
Karar No
2026/6384
Karar Tarihi
Konu
Hırsızlık

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/2697 E., 2023/2961 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin “Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” ve aynı Kanun’un 294. maddesinin ise; “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.” şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin, " GSM hattının aynı soy isme sahip çok kişi ile iletişim kurduğunun anlaşılmasından dolayı mahkûmiyet kararı verilmiş olsa da bu hususların suçun sanık tarafından işlendiğinin bir göstergesi olmamakla birlikte sanığın yakınlarından başka bir kişinin de bu suçu işlemiş olma olasılığı bulunduğu, somutluk ve kesinlik içeren bir delil olmadığından suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı, çalındığı iddia edilen telefona ait gerçekte varlığını ispat edebilecek herhangi bir fatura veya belgenin delil konusu yapılmadığı, şikâyetçi ...'un 23.12.2021 tarihinde verdiği dilekçede sanığın telefonu çalmadığını, şikâyetinden vazgeçtiğini, yine de sanık tarafından zararının giderildiğini beyan ettiği, bu durumun bölge adliye mahkemesi tarafından göz ardı edildiği, sanığın suçu işlediğinin sabit olmaması, kesin ve somut bir delil bulunmaması ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi de dikkate alınarak beraat kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyetine karar verildiğine,'' ilişkin olduğu belirlenerek, yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2020 tarihli ve 2016/656 Esas, 2020/693 Karar sayılı dosyasında hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın istinaf istemi üzerine yapılan istinaf incelemesi neticesinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 28.04.2022 tarihli ve 2021/776 Esas, 2022/1223 Karar sayılı kararıyla; “ Hırsızlığa konu telefona takılan hattın sanık adına kayıtlı olduğu ancak sanığın söz konusu hattın kendisine ait olmadığını beyan etmesi üzerine abonelik sözleşmesindeki imza ile sanığın imzasının karşılaştırılması sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda abonelik sözleşmesindeki imzanın sanığa ait olmadığının anlaşıldığı, mahkemece söz konusu hattın HTS kayıtlarının getirtilerek bilirkişiye incelettirilmesi sonucu düzenlenen raporda, teknik olarak söz konusu hattın sanık yada sanık ile aile birliği içerisinde yer alan bir kişi tarafından kullanıldığının değerlendirildiğinin belirtildiği, söz konusu rapora dayalı olarak sanığın cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmış ise de, sanığın söz konusu telefon hattını kullanıp kullanmadığının net olarak tespiti için, HTS kayıtlarında çok sık görüşülen kişilerin tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin göz önüne alınmamış olmasının, hukuka aykırı olduğundan,” bahisle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılıkların giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 28.04.2022 tarihli ve 2021/776 Esas, 2022/1223 Karar sayılı kararı ile bozma kararı üzerine verilen Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesinin, 28.09.2023 tarihli ve 2022/507 Esas, 2023/685 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2024/3210, K. 2026/6384, T. 08.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-2-ceza-dairesi-2024-3210-e-2026-6384-k-11119c8f4ae4