Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2011/18766 E. 2012/8889 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2011/18766
- Karar No
- 2012/8889
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle öldürme Uygulama : 1- Katılan Sanık ... hakkında : TCK'nın 89/4, 62/1, 51/1-3 ve 53/6. maddeleri uyarınca mahkumiyet, erteleme. 2- Katılan Sanık ... hakkında: TCK'nın 85/2,62/1,51/1-3, 63. ve 53/6. maddeleri uyarınca mahkumiyet, erteleme. Sanıklardan ...'nin taksirle öldürme, sanık ...'nin taksirle yaralama suçlarından mahkumiyetlerine ilişkin hüküm, katılan ..., müşteki ... vekili ve sanık ... müdafii ve sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü; Ölenin oğlu olan ... vekilinin 24.5.2007 havale tarihli dilekçesinin davaya katılma talebini içermesi ve müşteki vekilinin kararı temyiz etmiş olması nedeniyle, atılı suçtan zarar gören müştekinin, 5271 sayılı CMK'nın 237/2. maddesi gereğince davaya katılmasına karar verilerek yapılan incelemede; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre; sanıklar müdafileri ve katılanlar vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir, ancak; 1-) Her ne kadar kaza tespit tutanağı ve bilirkişi raporunda sanıkların her ikisininde kusurlu olduğu belirtilmiş ise de, sanıkların kusur durumu konusunda herhangi bir araştırma ve mahkeme tarafından tespit yapılmadan her iki sanığında tali kusurlu gibi kabul edilerek alt sınırından cezalandırılmış olmaları nedeni ile sanıkların her ikisininde aynı oranda kusurlu olmayacakları ihtimalinin bulunması nedeni ile Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas dairesi ya da teknik üniversite öğretim görevlilerinden veya Karayolları Genel Müdürlüğü uzman bilirkişilerinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden rapor alınarak, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tespitinin gerekmesi, 2-) 5237 sayılı TCK'nın 22/6. maddesinin uygulanabilmesi için taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık hakkında bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açması gerekli olup; olayda sanık ...'nin taksirli hareketi sonucunda eşinin öldüğü ve katılanlar ..., ..., ..., ... ve ...'nin yaralandığının anlaşılması karşısında; sanığın ceza tayini sırasında taksirle bir kişinin ölümüne ve birden çok kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sorumlu tutulması gerekirken , hükmün gerekçesinde eylem bölünmek suretiyle, meydana gelen sonuç bakımından iki ayrı suç kabul edilerek sanığın eşinin ölümüne neden olması nedeniyle hakkında TCK'nın 22/son maddesinin uygulama koşullarının bulunduğundan bahisle, birden çok kişinin yaralanmasından sorumlu tutulması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması, 3-) İki sınır arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı, maddede öngörülen cezanın alt sınırı da nazara alınmak suretiyle, uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği nazara alınmadan, dosyasına yansıyan kusur durumuda dikkate alınarak bir kişinin ölümüne ve bir kişinin kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmasına neden olan sanık ... hakkında asgari hadden ayrılarak temel ceza tayini gerektiğinin dikkate alınmaması, 4-) Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK'nın 231. maddesindeki “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”na ilişkin düzenleme karşısında; suçun niteliği, hükmolunan cezanın tür ve miktarı gözetilip dosyada bulunan adli sicil kaydı da değerlendirilerek sanık ...'nin hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması, 5-) Gerekçeli karar başlığına suçun işlendiği yer ve zaman diliminin yazılmaması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar müdafileri ve katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün bu sebeblerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 02/04/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.