Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/6390 E. 2026/3127 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6390
Karar No
2026/3127
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1674 Esas, 2025/1503 Karar HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/360 E., 2022/324 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin “....... adı altında bayilik zinciri içerisinde tıbbi malzeme satışı yaptığını, taraflar arasında bayilik konusunda anlaşma sağlandığını, bu çerçevede müvekkilinin davalı şirketin tek bayiliğini yapmaya başladığını, müvekkilinin davalı şirketin kendisine tedarik edeceği tıbbi malzemelerin satışı için kamu hastanelerinin ihalelerine katıldığını, ihale gereği imzalanan sözleşmeler ile üçüncü kişi veya kurumlara karşı taahhüt altına girdiğini, kamu hastaneleri ile müvekkili şirketin ihale sözleşmesi imzalayabilmesi için, bayilik ilişkisinin kamu hastanelerine sistem üzerinden onay ve yazı ile bildirmesi gerektiğini, davalının müvekkilinin ürünlerini satmaya tek yetkili bayi olduğunu kamu hastanelerine bildirdiğini, ..... ....... ....... Devlet Hastanesi ile müvekkili arasında 20.05.2015 tarihinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun (4734 sayılı Kanun) 22/f hükmü kapsamında sözleşme aktedildiğini, sözleşme uyarınca müvekkilinin, nitelikleri ve bedelleri belirtilen tıbbi malzemeleri sözleşme süresinde kamu hastanesine temin edeceği yönünde taahhüt altına girdiğini, sözleşmenin süresinin ise 20.05.2015 tarihinden itibaren sekiz ay olarak belirlendiğini, bu sözleşme süresi içinde davalı şirketin ilgili hastaneye gönderdiği 14.09.2015 tarihli yazı ile müvekkili ile olan

bayilik sözleşmesinin feshettiğini bildirdiği, bunun sonucunda hastane tarafından ihale sözleşmesinin 01.10.2015 tarihinde feshedildiğini, bayilik ilişkisinin davalı tarafından yasal sürelere uyulmadan feshinin haksızlık içerdiğini, davalının sözleşmeyi feshettikten sonra hastaneye dava dışı bir şirketin yetkili tek bayi olduğunu bildirdiğini, davalının taraflar arasındaki bayilik ilişkisi devam ederken sözleşmeye aykırı olarak başka bir şirkete bayilik verdiğini, müvekkilinin davalı ile arasındaki bayilik sözleşmesine dayanarak hastane ile akdettiği ihale sözleşmesi ile hastaneye karşı satış taahhütlerinde bulunduğunu, hastane ile imzalanan sözleşmeden doğan 9.623,65 TL damga vergisi ödediğini, müvekkilinin sözleşmenin devam etmesi durumunda hastane ile akdedilen toplam 634.387,20 TL bedelli sözleşmeden elde edeceği %30 oranında kârdan mahrum kaldığını ileri sürerek haksız fesih nedeniyle doğan 9.623,65 TL menfi zarar ile haksız fesih nedeniyle uğradığı 500,00 TL müspet zararın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 03.03.2022 tarihli dilekçe ile müspet zarar talebini 120.944,18 TL olarak ıslah etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin “.......” marka ürünlerin Türkiye distribütörü olduğunu, talepte bulunan firmalara ithal ettiği ürünlerin hastanelere belirli sürelerle pazarlanması için bayilik anlaşması yapıp yetki verdiğini, davacının da ürünlerin belirli yerlerde pazarlanması için bu şekilde yetkili kılındığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, davacının bu süreçte bir çok başka markanın ürünlerini pazarlamayı sürdürdüğünü, sözleşmenin bu nedenle sonlandırıldığını, davacı tarafça bullosa hastaları için hazırlanan rapor ve reçetelere “...” marka ürünlerin eklenmesi ve teklif verilmesinden dolayı sözleşmenin sona erdirildiğini, kendi ürünleri ile birlikte aynı reçetede başka markalara ait ürün pazarlandığından haberdar olan müvekkilinin bu hususu davacıya bildirdiğini, tarafların mutabakatı sonucunda davacının bayilik yetkisinin feshinin sağlandığını, bununla birlikte ...Hastanesi ile yapılan sözleşmenin bizzat davacı tarafından feshedildiğini, hastane idaresi tarafından gönderilen 14.10.2015 tarihli yazıda sözleşmenin feshini isteyenin davacı şirket olduğunun belirtildiğini, sözleşmedeki rakamların tahmini olduğunu, bu nedenle davacının müspet zararı bulunmadığını, davacıya müvekkilince 20.05.2015 tarihinde 7 ay 10 günlük bayilik yetkisi verildiğini, fesih tarihinde davacının 3 ay 16 günlük süresinin kaldığını, bu nedenle davacının sözleşmenin tamamı üzerinden talepte bulunamayacağını, davacının menfi zararının doğmadığını, ödediğini iddia ettiği damga vergisinin 20.05.2015 tarihli sözleşme için değil yapılan satış işlemlerinden dolayı hastaneye kesilen faturalar için ödendiğini, davacının iddia ettiği dava dışı şirketin yetkilendirilmesinin ise davacı ile olan sözleşmenin feshedildiği 14.09.2015 tarihinden sonra yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı, davalı tarafından dava dışı idareye hitaben yazılan yazıda davacının davalıya ait ürünlerin satışına yetkili bayi olduğunun ifade edildiği, bayi kelimesinin kullanılmasının davacının tazminat talebinin hukuki gerekçesi olan acentelik ilişkisinin ispatı bakımından yeterli gelmediği, acentelik unsurlarından en önemlisinin acente ile müvekkili arasındaki ilişkinin sürekliliğine ilişkin olduğu, aralarında belli bir süre ticari ilişkinin devamını öngören sözleşme hükmü bulunmaması ve davacının kendisinin dava dışı hastane yönetimiyle yapılan sözleşmenin feshini talep etmesi nedeniyle davacının tazminat talep şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile aralarında yazılı bir sözleşme bulunmasa da, davalının distribütörü olduğu tıbbi ürünlerin davacı tarafça pazarlanması konusunda sözlü olarak anlaştıkları, bu kapsamda davalının verdiği bayiliğe ilişkin 01.01.2015- 31.12.2015 tarihleri arasında geçerli yetki belgesine istinaden davacının hastanelere ihale ile tıbbi ürün satışı yaptığı, davacı

ile ... Devlet Hastanesi arasında, 4734 sayılı Kanun'un 22/f hükmü kapsamında sözleşmede belirtilen cildiye malzemesi alımına ilişkin toplam 634.387,20 TL bedelli, sekiz ay süreli ve 20.05.2015 tarihli alım sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafından hastane yönetimine gönderilen 14.09.2015 tarihli yazı ile davacı ile olan bayilik sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiği, ilgili hastane yönetimi tarafından da 14.10.2015 tarihli yazı ile davacıya 20.05.2015 tarihli sözleşmenin 01.10.2015 tarihinde feshedildiğinin ifade edildiği, tarafların ticari defterlerinin incelenmesinde, 01.01.2015 tarihinde başlayan ticaretin fesih tarihine kadar sürdüğü, bu süreçte davacının, davalıdan en son 10.09.2015 tarihinde alım yaptığı, davalının, davacı tarafça ...... Hastanesi yanında ............. ve ......’de bulunan hastanelere ürün satışı için de yetki verdiğinin görüldüğü, bu haliyle taraflar arasındaki yazılı olmayan sözleşmenin bayilik sözleşmesinin unsurlarını barındırdığı, sözleşmenin feshi sonucunda bayinin menfi zarar ya da müspet zarar kapsamındaki kâr kaybını talep edebilmesi için, sözleşmenin bayi tarafından haklı sebeple veya karşı tarafça haksız olarak feshedilmiş olması gerektiği, davalı tarafça davacıya gönderilmiş bir fesih ihbarı bulunmadığı, davacının ... Devlet Hastanesi ile imzaladığı sözleşmenin devamı sırasında davalı tarafça hastane yönetimine gönderilen 14.09.2015 tarihli yazı ile davacının bayilik sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiği, bunun üzerine hastane yönetimince davacı ile olan alım sözleşmesinin feshedildiği, davalı, fesih gerekçesini “davacı tarafça epidermolizis bullosa hastaları için hazırlanan rapor ve reçetelere ... marka ürünlerin eklenmesi ve teklif verilmesi” olarak açıklamışsa da, bu hususta delil ibraz etmediği, bu nedenle sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedildiğinin kabulü gerektiği, borçlunun temerrüdü halinde alacaklının seçim hakkını kullanarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde yer alan seçimlik haklarından birisini talep edebileceği, dolayısıyla seçimlik haklar arasında bulunan müspet zarar ve menfi zararı birlikte isteyemeyeceği, davacının, müspet zarar kapsamında kâr kaybı talep ettiği, menfi zarar kapsamında bulunan akdedilmiş sözleşme gereği katlanılan damga vergisine ilişkin bedelin istenemeyeceği, 20.05.2015 tarihli sözleşme bedelinin 634.387,20 TL olduğu, davacının sözleşmenin devam ettiği dönemde ilgili hastaneye 110.295,78 TL ürün satışı yaptığı, davacının hastaneye düzenlediği faturalara göre kâr marjının %30 olduğu, bu oran dahil fesih nedeniyle satışı yapılamayan ürün bedelinin 524.091,42 TL’ye tekabül ettiği, bu bedelin maliyetinin 403.147,24 TL olduğu, bu tutarın %30 kârlılık üzerinden brüt kârının 120.944,18 TL tutarında hesaplandığı, faaliyet giderlerinin düşülmesi sonucunda davacının talep edebileceği net kâr kaybının 22.979,40 TL olarak belirlendiği, bu tespitler doğrultusunda, bilirkişi raporundaki dosya kapsamına uygun hesaplamaya itibar edilerek davacının kâr kaybı isteminin kısmen kabulü şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 22.979,40 TL kâr kaybı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair kâr kaybı istemi ile menfi zarar isteminin reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı menfi zarar ile müspet zarar niteliğindeki kâr kaybı alacağının tahsili istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 02.06.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/6390, K. 2026/3127, T. 02.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-6390-e-2026-3127-k-2801c760c027