Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/3891 E. 2024/6504 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/3891
- Karar No
- 2024/6504
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/75 Esas, 2023/217 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/1047 E., 2020/542 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 01.07.2014 tarihinde Hizmet Sağlayıcı Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamı dahilinde müvekkilinin çeşitli hizmetler verdiğini ve çeşitli müşteriler ile iş ilişkisi kurduğunu, davalı şirketin basiretsiz ve kötü niyetli davranışları ile sözleşmede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu sebeple davacının zarar ettiğini ve kârdan mahrum kaldığını, müvekkil şirketin uğramış olduğu zararının karşılanması ile yıllık kârı ve her türlü maddi manevi tazminatın ödenmesi için davalı şirkete 23.10.2017 tarihli ihtarname gönderildiğini fakat sonuç alınamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.500,00 USD'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 01.07.2014 tarihinde 01.07.2016 tarihine kadar geçerli olacak şekilde Hizmet Sağlayıcı Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca davacının müvekkilinin sunduğu tüm ürün ve hizmetlerin satışını yapmaya ve aracılık etmeye ilişkin hizmet sağlayacağını, sözleşmenin usulünce ifa edildiğini ve 3 üncü madde uyarınca sözleşmenin 01.07.2016 tarihinde sona erdiğini, davalı şirketin 29.12.2017 tarihli genel kurul kararı ile tasfiyeye girme kararı aldığını, taraflar arasında münhasır nitelikli bir ilişki bulunmadığını, davacıya herhangi bir şekilde münhasır hak ya da yetki verilmediğini, müvekkilinin ürün ve hizmetlerini münhasıran davacı aracılığıyla satmadığını, sözleşme uyarınca davacıya hak edilen tüm komisyonların ve diğer sair alacakların ödendiğini, sözleşmenin 4.1 inci maddesi uyarınca sözleşmenin aynı zamanda cari hesap sözleşmesi hükmünde olduğunu ve cari hesabın müvekkil nezdinde tutulacağını, davacıya ilişkin olarak tutulan cari hesaplarda da davacının hiç bir alacağı bulunmadığını, müvekkilinin sözleşme tahtındaki tüm taşıma yükümlülüklerini eksiksiz olarak ifa ettiğini, bu yüzden sözleşme sonrası dönemde davalının herhangi bir sözleşmeye dayanmayan, münferit işlemlerinin de sonra ermesi nedeniyle daha fazla kâr edememiş olmasının müvekkilinin hukuka aykırı hareket ettiği anlamına gelmediğini, davacının Türk şirketi olduğundan USD cinsinden kâr kaybı talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında "hizmet sağlayıcı sözleşmesi" imzalandığı, sözleşmenin 01.07.2014 tarihinde imzalanıp iki yıl süreyle yürürlükte olduğu, sözleşme öncesi de taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, davacı tarafın 23.10.2017 tarihinde ihtarname çekerek kârından mahrum kaldığından bahisle 900.000,00 USD istediği, davacı tarafın zararını tam olarak neye dayandırdığının anlaşılamadığı, taraflar arasında cari hesaba dayalı bir alacak talebinin bulunmadığı, davacı tarafın 2017 yılı toplam cirosunun 1.138.205 USD olmasına rağmen davalı tarafla ilişkisine istinaden talep ettiği 900.000,00 USD kâr mahrumiyetinin bilançosuna uygun olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme 01.07.2016 tarihinde sona erdiğinden ve devamı yönünde de tarafların iradesi bulunmadığından davacı tarafın 01.07.2016 tarihinden sonrası için kâr mahrumiyeti talep etmesinin ve bu yönde zararını da ispat edememesi gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasındaki iki yıl süreli sözleşme süresinin 01.07.2016 tarihinde dolduğu, ancak bu tarihten sonra da taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam ettiği, son işlemin 10.08.2017 tarihinde yapıldığı, davacının davalıya sözleşme süresinin sona erdiği tarihten sonra bu tarihe dek bir kısım faturalar kestiği, bu tarihten sonra taraflar arasında herhangi bir ticari faaliyet bulunmadığı, taraflar arasında dava konusu sözleşme tarihinden önce de ticari ilişki bulunduğu, sözleşmenin sona erdiği tarihten sonra devam eden ticari faaliyetin, bu sözleşmeye ilişkin mi, önceden gelen ticari ilişki kapsamında mı olduğu hususunun tespit edilemediğinin taraf defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen bilirkişi kök ve ek raporları ile belirlendiğini, taraflar arasındaki 01.07.2016 tarihinden sonra devam eden ticari faaliyetin dava konusu acentelik sözleşmesi kapsamında olduğu, davalının davacıya gönderdiği 10.11.2017 tarihli cevabi ihtarname içeriğinden, sözleşme ilişkisinin sürenin bitimine rağmen devam ettirildiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 121 inci maddesi uyarınca belirli süre için yapılan acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi nedeniyle belirsiz süreli hale geldiği, acentelik sözleşmesinin belirsiz süreli hale geldiği kabulüne göre; davacının tasfiyeye girmesi nedeniyle borca aykırı davranışından ötürü uğradığı kâr kaybını talep edip edemeyeceği üzerinde durmak gerektiği, gerek dava tarihi, gerekse davacının davalıya gönderdiği 27.10.2017 ihtarname tarihi itibariyle davalı şirketin henüz tasfiye kararı almadığı, bu halde davacının, dava tarihi itibariyle davalı şirketin tasfiyeye girmiş olduğu ve bu hususta kendisine bilgi verilmediği, tasfiye nedeniyle, davalı hizmetlerinin satışına aracılık ettiği müşterilerini kaybettiği yönündeki iddiasını ispat edemediği, davacı tarafından, davalı şirketin resmi resmi tasfiye kararı almadan önce fiilen tasfiyeye girdiği, bu çerçevede müşterilere hizmet satışını durdurduğu veya azaltığı, davalının TBK'nun 112 maddesi kapsamında borca aykırı davranması nedeniyle zarara uğranıldığı iddia ediliyor ise bu iddianın ispatı gerektiği, sözleşmede davacı iddiasının aksine, davalının sunduğu hizmetlere ilişkin sözleşmelere aracılık hususunda münhasır yetkili kılınmadığı, davacının başka firmalarla çalışmasını engeller düzenleme de getirilmediği, davacının, davalıya belirli bir satış/komisyon/müşteri sayı veya oranı taahhüt etmediği gibi davalının da belirli bir oranda satış yapılacağına dair taahhüdünün bulunmadığı, bu durumda davacının cirosundaki azalışın tek başına davalının müşterilerine hizmet sunmadığı ve bunu tasfiye amacıyla yaptığı iddiasını ispata yeterli bulunmadığı, taraflar arasında 10.08.2017 tarihinden itibaren ticari ilişki bulunmadığı, dava tarihi itibariyle belirsiz süreli hale gelmiş sözleşmenin ortak irade ile sonlandırıldığına dair bir ikale anlaşmasının da mevcut olmadığı, bu tarihten sonra davalı hizmetlerinin satışına davalı kusuru ile son verildiğini ispat yükünün de davacı üzerinde olduğu, bunu ispata yarar somut herhangi bir delil sunulmadığı, davacının öncelikle, dava tarihi itibariyle borca kusurlu aykırılığın varlığını ispatla yükümlü olduğu, ilk derece mahkemesinin, ispatlanamayan kar kaybı talebinin reddine ilişkin kararı yerinde olmakla birlikte, sözleşmenin sürenin bitimi nedeniyle sona erdiği yönündeki gerekçesinde hataya düşüldüğünden, gerekçe düzeltilerek yeniden hüküm kurmak gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasında düzenlenen sözleşme nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 18.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.