Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7687 E. 2024/12209 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/7687
Karar No
2024/12209
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/121 E., 2023/1246 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 15. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/686 E., 2022/426 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 19.03.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Avukat ... ile davacılar adına Avukat ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosya tekrar Dairemize gönderildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; meydana gelen iş kazası nedeniyle müvekkillerinin murisi olan sigortalının vefat ettiği, kazanın oluşumunda davalının kusurlu olduğundan bahisle davacı eş lehine 550.887,54 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, davacı çocuk lehine 5.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 19.12.2017 tarihli ilk kararı ile ... sigortalının kazanın meydana gelişinde %100 oranında kusurlu olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 20.11.2018 tarihli kararı ile trafik iş güvenliği konusunda uzmanlardan oluşan bilirkişi heyetinden kusur raporu alınmaksızın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporuna itibar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğundan bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 25.10.2022 tarih, yukarıda tarih ve 2018/686 Esas, 2022/426 Karar sayılı kararı ile belirtilen kararında özetle trafik iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalının %40, davalı işveren şirketin %40, sigortalıya çarpan dava dışı yabancı uyruklu şahsın %20 oranında kusurlu olduğundan hareketle davacı eşin maddi tazminat isteminin tabiyle bağlı kalınmak suretiyle kabulüne, yine davacı eşin manevi tazminat isteminin kabulüne, davacı çocuğun maddi tazminat isteminin reddine, davacı çocuk lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin son kararına karşı yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen 11.07.2023 tarih, 2023/121 Esas, 2023/1246 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilinin kazanın meydana gelişinde bir kusuru bulunmadığını, müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kazanın davacılar murisinin ve dava dışı üçüncü kişinin kusurundan kaynaklandığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya kapsamından, ... sigortalının davalı şirkete ait iş yerinde uluslararası TIR şöförü olarak çalışmaktayken olay tarihinde müteveffanın sevk ve idaresindeki TIR ile Sırbistan Özerk bölgesi Belgrad-Batrovici gümrük kapısı civarında emniyet şeridinde durup sol kapıyı açarak inmek istediğinde dava dışı ... isimli yabancı uyruklu şahsın yönetimindeki binek aracın kendisine çarpması nedeniyle vefat ettiği, Sırbistan makamları tarafından otomobilin sürücüsünün kusuru olmadığı yönünde tespit yapıldığı, mahkemece alınan trafik ve iş güvenliği uzmanı tarafından düzenlenmiş 14.06.2016 tarihli bilirkişi kusur raporunda davacıların murisinin gümrük kapısına yaklaşırken sıra bekleyen diğer araçlar gibi emniyet şeridinde durduğu, aracından inmeden önce yolu kontrol etmesi halinde kazaya karışan otomobili görebileceğinden onun geçmesini beklemesi gerekirken kontrolsüz bir şekilde çekicinin kapısını açarak inmek isterken otomobilin çarpması neticesinde vefat ettiğinden kazanın meydana gelişinde ... sigortalının %100 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesinin 02.11.2017 tarihli raporunda üçüncü kişi sürücü ...'un idaresindeki otomobil ile sağ şeridi takiben seyri sırasında olay mahalline geldiğinde, yolun sağında emniyet şeridinde park halindeki çekicinin sol şoför kapısını açarak araçtan inmeye çalışan ... nedeniyle karıştığı kazada atfı kabil kusurunun bulunmadığı, müteveffanın idaresindeki çekiciyi yolun sağında bulunan ve uygun genişlikte olduğu anlaşılan emniyet şeridine yol kenar çizgisine bitişik vaziyette park ettiği, sonrasında kendi ... güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde otoyol konumundaki devlet yolunda gelen tarafiği kontrol etmeden ve sağ şeride taşacak şekilde sol ön şoför kapısını açtığı ve araçtan inmeye çalıştığı, bu esnada sağ şeridi takiben seyreden aracın istikametini kapatması ve bu aracın çarpması ile meydana gelen ve kendi ölümüyle neticelenen kazada %100 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra mahkemece alınan 21.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacılar murisinin olay tarihinde aklı ..., devlet yolu üzerinde trafik akışından kaynaklanacak riskleri belli ölçüde idrak edebilecek yapıda bir kişi olduğu, bu niteliklere sahip ve aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati gereğince zarara uğramamak için aracı mümkün olduğunca sağa yanaştırması, yol kenar çizgisine bitişik olarak park ettiğini de dikkate alarak şoför kapısını sağ şeride taşacak şekilde açmaması, en azından araçtan inmeden önce arkadan gelen trafiği etkili şekilde kontrol ederek gözetmesi ve trafik güvenliği inmeye elverişli olduğunda en kısa sürede inmek ve güvenli alana geçmek üzere azami özeni göstermesi gerekirken bu şekilde davranmamış olmasından dolayı %40 oranında, davalı işveren şirketin sefer başlangıcından itibaren olmak üzere işçinin sürüş ve dinlenme sürelerinin araç takip sistemi, GPRS, takograf vb. sistemlerle etkin şekilde denetlenmesi ve işçinin yönlendirilmesinin mümkün olduğu, davalı şirketin tutmak ve saklamak zorunda olduğu takograf kayıtlarını dosyaya sunmadığı, sürüş sürelerine dair sisteme ilişkin açıklama yapmadığı ve kayıt sunmadığı, olay tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı TBK m.112 gereğince gözetme / koruma borcunun borçlusu olan işverenin, bu yükümlülüğünü tam ve gereği gibi ifa ettiğini, bu bağlamda ... işçinin olay sırasında iş organizasyonundan kaynaklı olarak yorgun olmadığını ve bu nedenle kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat yükü altında olduğu, dosyaya sunulan risk değerlendirmesinde de tehlike kaynağı olarak belirtilen bu husus bakımından, dava konusu olaydan önceki güzergahta işçinin yapması gereken gümrük vb işlemler ile kat etmesi gereken mesafe, olayın yurt dışına çıktıktan sonra 5. gün vuku bulması ve olay saati (akşam vakti olduğu) birlikte değerlendirildiğinde, ... işçinin olay sırasında iş organizasyonundan kaynaklı olarak belli ölçüde yorgun olduğu, araçtan inmeden önce arkadan gelen araçların etkin şekilde kontrol edilmemesinde bu yorgunluğun (dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon noksanlığı yaratmak suretiyle) belli ölçüde etkili olduğu kanaatine varıldığı, bu yönde olmak üzere davalı vekili cevap dilekçesinde "sürücülerin sefer başına prim alarak kendi çalışma ve dinlenme sürelerini yönetmelik hükümlerine göre kendilerinin belirlediğini, yurt dışında serbest zamanlı olarak çalıştıklarını" beyan etmişse de, iş güvenliği yönünden insan ve yük nakliyesinde görevli sürücülerin çalışma sürelerinin etkin şekilde denetlenmesi ve iş disiplininin sağlanmasının zorunlu olduğu, bu nedenle davalı vekilinin beyanlarının iş güvenliği anlamında doğru bulunmadığı gerekçeleri ile %40 oranında, Sırbistan yetkililerince düzenlenen belgeler ve bilirkişi raporları incelendiğinde, olay yerinde hız sınırının saatte 120 km olduğu, sürücü ...'un sevk ve idaresindeki binek aracın hızının saatte 90 km olarak hesaplandığı, dolayısıyla adı geçen sürücünün hız sınırını aşmadığı, ne var ki kullandığı aracın hızının somut olay şartlarına uygun olmadığı, nitekim adı geçen kişinin kaza günü verdiği ifadesinde "ödeme gişelerinden sonra sağ emniyet şeridinde park halinde olan çok sayıda nakliye aracını fark ettiğini" beyan ettiğini, olay yerine yaklaşmadan önce nakliye araçlarını fark ettiği, aynı durumdaki ortalama bir sürücünün emniyet şeritlerindeki şoför kapılarının sağ şeride açıldığını da dikkate alarak hızını düşürmesi ve bu bölgeyi temkinli geçmesi, mümkünse emniyet şeridine çok yaklaşmayacak şekilde belli bir mesafeden seyretmesinin beklendiğini, dolayısıyla kullandığı aracın hızını mevcut şartlara uydurmayan ve gereğinden fazla hızlı ve/veya emniyet şeridine yakın araç kullanan ...'un da olayda %20 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu açıktır. Bu kapsamda işveren özen yükümlülüğü kapsamında alması gereken önlemleri almamış ve bu nedenle de zararlandırıcı bir olay meydana gelmiş ise akti yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverenin bu zarardan sorumlu tutulacağı tartışmasızdır. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu ... zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği Yargıtay’ın önceki kararlarında da benimsediği görüşe göre, kusura dayanmaktadır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan Türk Hukuk Sistemi uyarınca, özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. Bu durumda, işverenin kusurlu eylemi ile zarar arasında uygun bir illiyet bağı yoksa işverenin sorumluluğundan söz edilemez. İlliyet bağı sorumluluğun temel öğesidir. Zararla eylem arasında illiyet bağının mevcut olması, zararın eylemin bir neticesi olarak ortaya çıkması, yani eylem olmadan zararın meydana gelmeyeceğinin kesin olarak bilinmesidir. Hiçbir hukuk düzeni mantık yasalarına göre mevcut olmayan illiyeti yaratamaz. Mantık bakımından bu illiyete sonsuz zincir halinde neticeler bağlanabilir. Hukuki netice olarak zararın tazmin sorumluluğunun kabulü için, bir sebebe illi olarak bağlanan neticeler silsilesinin içinde hangi kesimin gerekli ve yeter olacağını belirlemek yine hukuk düzeninin görevidir (Tandoğan Haluk, Mesuliyet, s.74). Kusur sorumluluğunda, üç halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir sebep, zarar görenin veya 3. kişinin ağır kusurudur. Öğretide, illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri için geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Kusurlu olmadığı halde işvereni, meydana gelen zarardan sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) Somut olayda, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince 21.02.2020 tarihli bilirkişi kusur raporuna göre iş kazasının meydana gelişinde davacılar murisinin %40, davalı işverenin %40, dava dışı üçüncü kişinin %20 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle sonuca gidilmiş ise de anılan kusur raporu oluşa uygun olmayıp aşamalarda alınan ve sigortalıyı %100 oranında kusurlu bulan raporların oluşa uygun olduğu, bu durumda sigortalının ağır kusuru nedeniyle tüm ilgililer yönünden illiyet bağının kesildiği açıktır. Mahkemece yapılacak iş; yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda sigortalının ağır kusurunun illiyet bağını kestiğini gözetmek suretiyle davanın reddine karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Davalı yararına takdir edilen 28.000 TL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/7687, K. 2024/12209, T. 03.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-7687-e-2024-12209-k-92eff56aa476