Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/9202 E. 2023/3325 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/9202
- Karar No
- 2023/3325
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/493 Esas, 2021/1204 Karar HÜKÜM : Esastan ret, davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/676 E., 2018/1343 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki ticari ilişkiye göre davalıya satılıp teslim edilen 4 adet fatura içeriği ürünlerden 31.587,37 USD bedelli kısmının iade edildiğini, davalı tarafından bir kısım ödemeler yapıldığını, iade edilen mal bedeli ve ödemelerin tenzili ile bakiye 43.485,13 USD alacağının bulunduğunu, davalıya teslim edilen ürünlerde ayıp olmadığını, olsa dahi davalı tarafından süresinde yapılmış bir ayıp ihbarının bulunmadığını, ayrıca taraflar arasında tanzim edilen proforma faturanın yedinci maddesinde de ayıplardan sorumlu olunmadığını ileri sürerek bu alacağın tahsilini teminen yapılan icra takibine davalının haksız itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilince davacının düzenlediği 4 adet fatura içeriği malların teslim alındığı, bir kısım ödemenin de yapıldığı ancak malların ayıplı olması nedeniyle iade faturası düzenlenerek bir kısmının iade edildiği bu faturanın davacı tarafından kabul edildiği geri kalan malların da iade edilmesi beklenirken bakiye alacağın olduğu iddiasıyla davacı tarafından haksız olarak icra takibi yapıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafın ayıplı olduğunu iddia ettiği ve davacıya iade ettiği 31.587,37 USD tutarındaki malın davacı tarafından herhangi bir ihtirazi kayıt öne sürülmeksizin kabul edildiği, ancak davaya konu olan diğer mallar ile ilgili olarak da davalı tarafından davacıya herhangi bir ihbar ya da bildirimde bulunulmadığı, davalının üretmiş olduğu poşetlerin ayıplı olduğu gerekçesi ile davalıya 2017 yılının Nisan ayı içerisinde iade edilmeye başlanıldığı ve bu malların iadesinin de davalı tarafından kabul edildiği, bu durumda davalının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesi gereğince ayıbı davacıya derhal bildirmesi gerektiği, buna ilişkin dosyada bir delilin bulunmadığı gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6012 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi gereğince usulünce ve süresinde yapılmış bir ayıp ihtarının bulunduğuna ilişkin de dosyada bir delilin bulunmadığı, davacının takip tarihi itibarı ile 43.485,13 USD alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı tarafından takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 43.485,13 USD ve takip tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte devamına, alacak faturaya dayandığı ve likit olduğundan asıl alacak miktarının %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkiline satılan malların gizli ayıplı olduğu, poşetler üzerinde inceleme yapılarak düzenlenen talimat raporunda davacıdan alınan hammaddenin kullanılarak yapılan imalattan sonra ortaya çıkan ayıbın gizli ayıplı olduğunun açıklandığı, davacıdan alınan hammadde ayıplı olduğundan 6098 sayılı Kanun'un 97 nci maddesi gereğince ödemezlik def'i hakkının bulunduğu, karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın sözleşme koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerektiği, davacının gizli ayıplı mal sattığı, henüz işleme girmeyen hammaddelerin davacıya iade edildiği ve davacı tarafından da iadenin kabul edildiği, böylece satılan ürünlerin ayıplı olduğunun davacı tarafından kabul edildiği, davacının müvekkili şirketten ediminin ifasını isteyebilmesi için öncelikle kendi edimini yerine getirmesi gerektiği, davacı tarafından bu gerek yerine getirilmeyerek ayıplı ürün teslim edildiğinden davacının alacağının bulunmadığı, Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyada mevcut bilirkişi raporunun kendi içerisinde çelişkili olup, hüküm kurmaya elverişli olmamakla birlikte bir an için raporda açıklandığı üzere satıma konu hammaddenin gizli ayıplı olduğunun kabul edilmesi halinde dahi, süresinde yapılan bir ayıp ihbarı olmadığından davalı taraf ayıba bağlı haklardan yararlanamayacağı, zira, davalının poşetleri satıp teslim ettiği dava dışı alıcıların davalıya düzenledikleri iade fatura tarihleri dikkate alındığında davalının 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesi uyarınca ayıbı öğrenir öğrenmez makul sürede davacı tarafa ayıp bildiriminde bulunduğuna ilişkin yazılı bir delil ibraz edilemediği, davalı tarafından sadece 30.03.2017 tarihli fatura içeriği ürünlerin bir kısmı için 07.04.2017 tarihli iade faturası düzenlenmiş olduğu, anılan iade faturası davacı tarafından kabul edilerek cari hesap alacağından tenzil edilip, bakiye alacağın takip konusu yapılması ve esasen iade faturası üzerinde de açıkça, davacının 30.03.2017 tarihli 276080 numaralı faturasına konu ürünlerin bir kısmı için düzenlendiğinin yazılmış olması karşısında, bu faturanın satıma ilişkin diğer fatura içeriği ürünler bakımından ayıp ihbarı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, taraf defterleri üzerinde yapılan incelemede davacının tarafından düzenlenen dört adet faturadan üç adet fatura karşılığında davalının kısmi ödemede bulunduğu en son düzenlenen 30.03.2017 tarihli 36.877,50 USD tutarındaki fatura içeriği hammaddenin poşet imalatında kullanılmayan 31.587,37 USD'ye karşılık gelen kısmının davacıya 07.04.2017 tarihli fatura ile iade ettiği, iade faturası bedeli ve davalının kısmi ödemeleri tenzil edildiğinde davacının bakiye 158.130,23 TL alacağının bulunduğu, takip konusu yapılan 43.485,13 USD'nin takip tarihindeki kura göre 152.789,35 TL'ye tekabül ettiği anlaşılmakla her iki taraf defterine göre davacının takip konusu miktar kadar alacaklı bulunduğunun saptanması ve davalının süresinde 6102 sayılı Kanun'un 18 inci maddesindeki usullerle yaptığı bir ayıp ihbarı bulunmaması karşısında İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; satın alınan ham madddenin işlemden geçirilerek kontrol edildiğini, ancak ilk etapta ayıplı olduğunun anlaşılamadığını, firmalardan gelen şikayetler üzerine poşetlerin iade edilmesiyle ürünün ayıplı olduğunun anlaşıldığını, davacı ile yazışmalar yapılmaya başlandığını, sonradan iki ay süren araştırmalar sonucunda davacıdan satın alınan ham maddenin tek başına kullanılamayacağının, bu haliyle dikişlerin tutmayacağının anlaşıldığını, davacıdan iade talep edildiğini, ancak davacının bedelde indirim teklif ettiğini, ancak bunun davalı tarafından kabul edilmediğini, davacı tarafından numuneler üzerinde videolar çekildiğini ve dönüş yapılacağının belirtildiğini, davacı tarafından davalıya hileli olarak mal tesliminin yapıldığını, davalının defalarca ihbarda bulunduğunu, ancak ihbar şekline uymadığından bahisle davanın kabulü kararının doğru olmadığını, aliud ifanın söz konusu olduğunu, aliud ifanın gözönüne alınmadığını savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı tarafından davalıya yönelik girişilen takibe dayanak faturaların konusu malların ayıplı olup olmadığı, ayıplı olduğu iddia edilen malların bedelinin takip tutarından mahsup edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72 inci maddesi
3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde "Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı",
492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı",
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı",
1/e maddesinde "yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı"
2.a maddesinde de "1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında" maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen "istinaf başvurusunun esastan reddi" kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen "esas hakkında" karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki "esastan" ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 73/3 maddesindeki "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına" ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.