Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/39169 E. 2026/5582 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/39169
- Karar No
- 2026/5582
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/355 E., 2019/411 K. SUÇ : Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka,sigorta,kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.12.2018 tarihli ve 2017/235 Esas, 2018/351 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
2. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 10.04.2019 tarihli ve 2019/355 Esas, 2019/411 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararları verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ Cumhuriyet savcısının temyiz isteği, beraat kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanıkların nitelikli dolandırıcılık suçuna teşebbüs ettikleri, sanıkların cezalandırılması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: "Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir." (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, Ankara 2020, s. 717.), "Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır." (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, 13. Baskı, Ankara 2020, s. 439.), "Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir." (Centel/Zafer/Çakmut, s. 509.).
Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı konusunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, bu konuda olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Somut olayda; 27/12/2016 tarihinde müşteki ...'ün kullanmakta olduğu .. numaralı ev telefonundan arandığı, telefona cevap veren müşteki ..'e kendisini emniyet müdürü olarak tanıtan şahsın müştekinin ..'de polis olan oğullarının adının 15 Temmuz darbe girişiminde geçtiğini, şu an ..'da olduğunu, bankaların dolandırıldığını, kendilerinin de bankadaki paralarının çekilmiş olabileceğini belirterek banka da parasının olup olmadığını sorduğu, müşteki ...'in de .. ve .. bankalarında toplamda 15.000,00TL parasının olduğunu söylediği, bunun üzerine müşteki ...'e bankadaki paralarının bloke olduğunu bu nedenle de çekilmesi gerektiğinin söylendiği, müşteki ...'in kendisini arayarak konuşan kişinin dolandırıcı olduğunu anlaması üzerine eşi olan diğer müşteki ...'ın 155'i aradığı ve durumu bildirdiği, telefondaki kişinin müşteki ...'den cep telefonu numarası istemesi üzerine müşteki ... 'in eşi olan müşteki ...'ün kullanmakta olduğu 05...88 numaralı telefonu verdiği, bunun üzerine aramayı sonlandırdığı, müşteki ...'a ait olan numarayı gizli numaradan arayarak müşteki ... ile görüşmeye devam ettiği, bu görüşmede müşteki ...'e söylemiş olduğu bankalardan paralarını çekmesini söylemesi üzerine müşteki ...'in hazırlanarak evden çıktığı, müşteki ... evden çıktığında görevli polis ekipleriyle karşılaştığı ve görevli ekiplerin operasyona başlanıldığı, müşteki ...'in verilen talimatlar doğrultusunda ilgili bankalara gittiği, banka görevlilerinin ve görevli ekiplerin belirtmesi üzerine müşteki ...'e para destesi gibi görünen bir poşeti verdikleri, bu esnada telefon görüşmesinin devam ettiği, daha sonra telefondaki kişinin talimatları doğrultusunda müşteki ...'in önce .. Belediyesi karşısında bulunan çay bahçesine gittiği, daha sonra kalkıp bir ağacın altına giderek oturduğu, telefondaki şahsın müştekiye "Sivil polis gelecek sana kağıt verecek o kağıdı al imzaladıktan sonra parayı o sivil polise ver" dediği, bu esnada polis ekiplerinin müşteki ...'i fiziki takip altına aldıkları, sürekli telefon ile konuşan ve müşteki ...'i de gözleriyle devamlı takip eden zayıf yapılı, 30-35 yaşlarında, esmer, kirli sakallı olarak görünen ve sanık ... olduğu anlaşılan şahsın müşteki ...'in oturmuş olduğu bankın yanına oturduğunun görüldüğü, bu şahsın elinde bulunan kağıt ve kalemi müşteki ...'e uzattığı ve müşteki ...'in ise elinde para destesi görünümlü poşeti sanık ...'e verdiği, sivil polis ekiplerinin opresayon doğrultusunda harekete geçerek sanık ...'i suç üstü olarak yakalandığı, olay anında sanık ... ile diğer sanıkların irtibat halinde oldukları, sanık .. ile ...'in hemen olay yerinden kaçabilmek ve olay yerini dışarıdan gözleyebilmek için .. plaka sayılı araç ile sanık ...'i bekledikleri, sanık ...'in yakalanması üzerine durumu fark ederek araç ile .. istikametine kaçtıkları, sanık ...'in yanında arkadaşları ... ve akrabası ...'ın olduğunu da beyan etmesi üzerine .. ve ...'in 33... plaka sayılı araç ile .. ilinde D-100 karayolu .. istikametinde durdurularak yakalandıkları, bu şekilde fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıkların kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yargılaması neticesinde, İlk Derece Mahkemesince ... ... Müştekinin telefon ile arandığı ve telefonda arayan şahsın kendisini kolluk görevlisi olarak tanıtarak soyut bir olay uydurduğu ve müştekinin çocuğu konu edilerek inandırıcılığını artırdığı, bu şekilde hileli davranış sergileyerek haksız menfaat temin etmeye çalıştığı kanaatine varılarak bu eylemin TCK'nın 158/1-l maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarını oluşturduğu kanaatine varıldığı" gerekçesi ile verilen mahkumiyet kararlarına yönelik atılı suçun sübut bulduğu gözetilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekirken, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a. maddesi delâletiyle aynı Kanun’un 303/1-a. maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; mevcut delillerin yeniden değerlendirilmesi suretiyle yeni bir hüküm kurulup İlk Derece Mahkemesinin olaya ilişkin kabulünden farklı olarak beraat kararı verilmesinin, 5271 sayılı Kanun'un 303/1-a. maddesi kapsamına girmediği ve bu hususa ilişkin değerlendirmenin aynı Kanun'un 280/1-g. maddesine göre duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması suretiyle yapılabileceği de gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanıklar hakkında yasal ve yeterli olmayan gerekçeler ile suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi verilen beraat kararları hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin kararına yönelik Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca takdîren Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.05.2026 tarihinde karar verildi.