Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2013/13535 E. 2013/9923 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2013/13535
- Karar No
- 2013/9923
- Karar Tarihi
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 02/05/2013 gün ve 2013/7124/28737 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/05/2013 gün ve KYB.2013/165294 sayılı ihbarname ile; Mühür bozma suçundan sanık ...'in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203/1. maddesi uyarınca iki yıl hapis cezası ile ile cezalandırılmasına dair, aynı Kanunun 58/6. maddesi gereğince sanığın mükerrir konumda olması sebebiyle cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine tabi tutulmasına, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına dair Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/12/2011 tarihli ve 2011/547-796 sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde; Sanığın mükerrir olduğu kabul edilerek 5237 sayılı Kanun'un 58/6. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine tabi tutulmasına, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmiş ise de; dosya kapsamına göre, sanık hakkında önceden işlenip kesinleşmiş bir suçun varlığını gösterir hüküm bulunmadığı gibi sanığın bir yıl içinde aynı suçu ikiden fazla işlediğini gösterir de herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmaması karşısında, şartları oluşmadığı halde sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü: 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nun 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nun 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. İncelenen dosya içeriğine göre; sanığın yokluğunda verilip, 28.12.2011 tarihinde tebliğ edilen hükümde, yasa yoluna başvuru süresinin belirtilmesine karşın, yasa yoluna başvuru yönteminin eksik gösterilmesi nedeniyle mahkemece yukarıda açıklanan mevzuata aykırı biçimde ve sanığın yasa yoluna başvuru hakkını etkin bir biçimde kullanmasını engelleyici nitelikte hüküm kurulduğu, cezanın infazına başlandıktan sonra sanığın 30.04.2012 tarihli temyiz istemi mahiyetindeki dilekçesi üzerine, vaki başvurusunun da yargılamanın yenilenmesi istemi olarak kabul edilerek Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.06.2012 gün ve 2011/547 esas, 2011/796 sayılı ek kararı ile reddedildiği anlaşılmakla, sanığın mahkemenin 20.12.2011 gün ve 2011/547 esas, 2011/796 sayılı kararına karşı başvuru hakkı ortadan kalkmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.12.2011 gün ve 2011/547 esas, 2011/796 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nun 309. maddesi uyarınca REDDİNE, sanığın 30.04.2012 tarihli temyiz istemi ile ilgili olarak gereğinin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na İADESİNE, 12.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.