Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2010/16665 E. 2011/761 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2010/16665
- Karar No
- 2011/761
- Karar Tarihi
Sahte oluşturulan özel belgeyi bilerek kullanmak suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 207/2, 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/03/2009 tarihli ve 2008/276 esas, 2009/114 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre, Sanığın dolandırıcılık suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması için kamu davası açılmasına rağmen, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 225/1. maddesinde yer alan, "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir." şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, hakkında açılmış dava bulunmayan sahte oluşturulan özel belgeyi bilerek kullanmak suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 09.11.2010 gün ve 2010/13059/68191 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 30.11.2010 gün ve KYB.2010/289603 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. Aksine uygulamalar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkını” düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren Sözleşmeye Ek 7 Numaralı Protokolün 2. maddesine, 1982 Anayasası’nın 40/2. maddesine ve 5271 sayılı Yasanın 34/2, 231/2. ile 232/6. (hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 268/4) maddelerine açıkça aykırılık oluşturacaktır. 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. Dosyanın incelenmesinde; Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.03.2009 gün ve 2008/276 esas 2009/114 sayılı kararının, sanığın ve bir kısım katılanlar vekillerinin yüzüne karşı tefhim olunması nedeniyle; yasa yoluna başvuru süresi tefhim tarihinden itibaren başlaması gerekirken, anılan sürenin kararın tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmek suretiyle yukarıda açıklanan hükümlere uyulmayarak, ilgililerin yasa yoluna başvuru konusunda yanıltıldığı gibi ayrıca kararın tebliğ de edilmediği, karardan ıttıla suretiyle haberdar olan sanık adına müdafinin 27.07.2010 tarihli esasen temyiz istemi niteliğindeki dilekçe ile anılan karara itiraz ettiği, anılan mahkemenin 30.07.2010 (05.08.2010) gün ve 2008/276 esas, 2009/114 sayılı ek kararı ile dolandırıcılık suçu yönünden hükümlünün yüzüne karşı verilen karara süresi içinde temyiz talebinde bulunulmadan kesinleşmiş olduğu dikkate alınarak süresinden sonra yapılan temyiz talebinin reddine, sahtecilik suçu yönünden ise açılmamış dava hakkında karar verildiğinin anlaşılması nedeniyle bu suç yönünden infazın durdurularak kanun yararına bozma yasa yoluna gidilmesi hususunda gereğinin takdiri için karar suretinin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği bu itibarla; anılan mahkemenin 19.03.2009 gün ve 2008/276 esas, 2009/114 sayılı kararının henüz kesinleşmediği ve sanık müdafinin 27.07.2010 tarihli dilekçesinin esasen temyiz niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.03.2009 gün ve 2008/276 esas, 2009/114 kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, temyiz incelemesi yapılmak üzere gereğinin mahallinde ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 11.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.