Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/10509 E. 2026/5214 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/10509
Karar No
2026/5214
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1755 E., 2025/505 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kiraz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/163 E., 2024/212 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi ...'ın hizmet alımı yapan .. Belediyesi temizlik hizmetlerinde çalıştığını, 17.05.2017 tarihinde .. Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğüne ait .. plakalı çöp toplama aracında güvenlik tedbirlerinin bulunmaması, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi aldırılmadan çalışmalarına göz yumulduğunu, İş Kanun'unda belirtilen hususların eksik olması neticesinde meydana gelen kazada müvekkillerinin murisinin vefat ettiğini, davalı çalışanların asli kusurlu olduğunu, murisin tali kusurlu olduğunu, müvekkili ... için 15.000,00 TL, Türkan için 5.000,00 TL maddi tazminat taleplerinin olduğunu, her bir müvekkili için ayrı ayrı 50.000,00'şer TL manevi tazminat talep ettiğini, kaza tarihinden itibaren işleyecek faiz ile davanın kabulüne takdir olunacak tazminatların davalılardan tahsiline, ıslahla müddeabihi artırma hakkının saklı tutulmasını, lehine vekalet ücreti takdir edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Belediye ile hizmet alımı yapılan .. Group Ltd. Şti. arasında 14.10.2016 tarihinde hizmet alım sözleşmesi tanzim edildiğini, işe başlama tarihinin 15.10.2016, işi bitirme tarihi 18.09.2017 olduğunu, 17.05.2017 günü davacılar mirasbırakanın kullanmış olduğu araç ile kaza yaptığını, çalışanların belediye işçisi olmadığını, şirket çalışanı olduğunu, sözleşmeyi imzalayan ... ..'nın ihmali olmadığını, belediye aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini, lehine yargılama gideri takdirine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "..A- Maddi tazminat kalemleri yönünden; ... Group Kurumsal Personel Hizmetleri Araştırma Gıda Temizlik Sağlık İlaçlama Taşımacılık İnş. San. Ltd. Şti' ve Kiraz Belediyesi aleyhine açılan davanın kısmen kabulü ile 1-929.448,44 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 17.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... Group Kurumsal Personel Hizmetleri Araştırma Gıda Temizlik Sağlık İlaçlama Taşımacılık İnş. San. Ltd. Şti ve Kiraz Belediyesinden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2- Davacı ... Bıyık'ın davalılar aleyhine açtığı maddi tazminat davasının reddine, B- Manevi tazminat kalemleri yönünden; 1-Davacı ...'ın için 48.000,00 TL, davacı ... için 48.000,00 TL ve davacı ... Bıyık için 48.000,00 TL manevi tazminatın; kaza tarihi olan 17.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... Group Kurumsal Personel Hizmetleri Araştırma Gıda Temizlik Sağlık İlaçlama Taşımacılık İnş. San. Ltd. Şti ve Kiraz Belediyesinden müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, .." karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; ".1-İlk Derece Mahkemesinin kararının yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nun madde 353/1-b.1 hükmü gereğince davacı ve davalı tarafın istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine,.. " karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; 09.03.2024 tarihli dilekçeleri ile arttırdıkları kısım yönünden de davanın kabulü gerektiğini, manevi tazminat davasının tümden kabulü gerektiğini ileri sürerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin ihale makamı olduğunu, davanın öncelikle husumetten reddi gerektiğini, müvekkilinin kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını, vefat edenin kusur oranının daha fazla olması gerektiğini, davacı ... yararına hükmedilen maddi tazminat miktarının fazla olduğunu, destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında destek hak sahiplerinden eşe % 50 pay, kızına % 25 pay verilmesi, çocuğun destekten çıktıktan sonra eşin payının % 75 olarak kabulü ile buna göre hesaplama yapılmasının yerinde olmadığını, hesaplama yapılmasında eşe ayrılan payın fazla gösterildiğini, sonuç olarak eşin maddi tazminatının çok fazla olduğunu, vefat edenin eşinin yeniden evlenme ihtimali ile ilgili % 1 oranındaki indirim oranının az olduğunu, kesinlikle kabul anlamına gelmemek üzere davacı yararına tazminat hükmolunacak ise taraflara kusur oranında sorumluluk yüklenilmesi gerekirken müştereken ve müteselsilen tahsile karar verilmesinin yerinde olmadığını, arttırılan kısım açısından talep arttırım tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek yasal süresi içinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Davalı Şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından taraflarına yapılan ilk tebligatın 24.01.2023 tarihli 5...4 no.lu elektronik tebligat olduğunu, bu tarihe kadar taraflarına hiçbir tebligat yapılmadığını, 25.11.2021 tarihinde vekaletname sunulmasına rağmen ne tarafına ne Avukat ...' a(...) ne de müvekkil şirkete hiçbir tebligat yapılmadığını, savunma haklarının kısıtlandığını, Mahkemeye hiçbir tebligatın tarafına yapılmadığı hususunda birden çok beyan dilekçesi yazıldığını ve en sonunda 06.02.2023 tarihinde, 5...7 numaralı elektronik tebligat gönderildiğini, İşbu tebligat ile tüm duruşma zabıtları, tensip zaptı, bilirkişi raporlarının tek seferde tebliğ edildiğini, yapılan yargılamada savunma haklarının büyük ölçüde kısıtlandığını, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, zarar görenin ve üçüncü kişilerin kusurunun nedensellik bağını kestiğini, müvekkil şirket yetkilisi ... ... hakkındaki ceza dosyasının da bekletici mesele yapılması gerektiğini, belediyenin daha fazla kusurlu olduğunu, hesaplanan tazminat tutarlarının fahiş olduğunu ileri sürerek yasal süresi içinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 1-Davalılar vekillerinin belirlenen kusur oranına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, ... ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; hükme esas alınan bilirkişi raporunda sigortalıya %5 kusur verilmiş ise de sigortalının aracı üzerine çıktığı ve aracın üzerine çıktığını kumanda eden şoför ve operatöre bildirmediği, sigortalının araç üzerinde olduğunu bilmeden çöp toplama mekanizması çalıştırıldığı ve çalıştırılması neticesinde kazanın meydana geldiği bu nedenle sigortalının kusurunun belirlenen kusurundan daha fazla olması gerektiği gözetilmemesi isabetsizdir. O halde Mahkemece yapılacak iş, ceza dava dosyanın akıbeti sorularak ve varsa rücu dava dosyası araştırılarak iş bu dosyaların içeriği alınan bilirkişi raporları da incelenmek suretiyle tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek üzere rücu dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporlarını da inceler mahiyette rapor aldırmak ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının tespitinden sonra yeniden hesap raporu alınmasının gerekmesi halinde ise 08.03.2024 tarihli hesap raporundaki verilere göre belirlenen maddi zarar tutarına kusur oranlarını uygulamak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

2-Taraf vekillerinin hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107. maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”

Bu doğrultuda HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Öte yandan HMK`nin 33. maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime ait olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK’nın 107.maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değişik 107/2. maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Somut olayda açılan davanın belirsiz alacak davası olduğu gözetilerek bu tür davalarda bedel artırım talebi yanında ıslah dilekçesi uygulaması da mümkün olduğu gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşın taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/10509, K. 2026/5214, T. 21.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2025-10509-e-2026-5214-k-44587fa6da4f