Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7241 E. 2024/7854 K. – Hizmet Tespiti

Konu: Hizmet Tespiti

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/7241
Karar No
2024/7854
Karar Tarihi
Konu
Hizmet Tespiti

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2217 E., 2023/1700 K. KARAR : Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/134 E., 2021/67 K. Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ... Devlet Konservatuarı’nda öğretim görevlisi olarak 25.10.2002 ile 25.11.2004 tarihleri arasında çalışmalarının tespitine karar verilmesini talep etmiş, 09.07.2020 harç tarihli dilekçesiyle, davacının 01.10.1994-31.12.2002 tarihleri dönemde çalışmalarına ilişkin hizmet tespitine karar verilmesi talebinde bulunduklarını beyan etmiştir. II. CEVAP Davalı ... Rektörlüğü vekili cevap dilekçesinde, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, davacı ile Üniversite arasında hizmet sözleşmesi değil, 2547 sayılı Kanun ve 14.10.1983 gün ve 1983/7248 sayılı Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanı Çalıştırılması Esaslarına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde idari bir sözleşme imzalandığını, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacının iddia ettiği gibi 1994 yılından itibaren üniversite bünyesinde çalışması bulunmadığını, sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin II.A gereği Türk uyruklu olmayanların isteğe bağlı olarak sigorta primi kesileceğinin belirtildiğini, davacı ile yapılan sözleşmelerde hastalık priminin kesilmesini istemiş olup başkaca bir kesinti talebi olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Fer'i müdahil SGK vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, hizmet tespitine yönelik davalar, kamu düzenini ilgilendirdiğinden özel bir duyarlılık ve önemle yürütülmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 506 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin II - A fıkrasının yürürlükte olduğu ve talep tarihi itibariyle yabancı statüsünde olduğundan 506 sayılı Kanun'a tabii malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak çalışmak istediğine dair Kuruma yazılı bir başvurusu da bulunmadığından, 01.10.1994-31.12.2002 tarihleri arasında malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası kollarının uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili, Mahkeme hükmünün uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu, işe giriş bildirgesinin verilmiş olması nedeniyle ayrıca yazılı başvurunun aranmayacağını, müvekkilinin Türk soyundan geldiğini savunarak Mahkeme hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 506 sayılı Kanun' un 3 üncü maddesinin II-A fıkrasının 4958 sayılı Kanun'un 57 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmadan önceki halinde; "malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının bir işveren emrinde çalışan ve Türk uyruklu olmayan kimselerden Kurumdan yazılı istekte bulunanlar hakkında ve istek tarihinden sonraki ay başından başlanarak uygulanacağının belirtildiği, 4958 sayılı Kanun' un yürürlüğe girdiği 06.08.2003 tarihinden itibaren ise bir işveren emrinde çalışan yabancı uyruklu işçiler isteklerine bakılmaksızın tüm sigorta kolları kapsamına alındığı, 2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanunun 3 üncü maddesinde “Türk soylu yabancıların, kanunlarda Türk vatandaşlarının yapabileceği belirtilen meslek, sanat ve işlerde çalışabilme ve çalıştırılabilmeleri için, özel kanunlarda aranan nitelikleri taşımak ve yükümlülükleri yerine getirmek şartıyla, bu Kanun ve Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanuna göre, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları ile diğer ilgili bakanlık ve kuruluşların görüşleri alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca izin verilir.” 5 inci maddesinde de “Bu Kanununun kapsamına girenler; çalıştıkları kamu/özel kuruluş veya işyerinde uygulanan personel, sosyal güvenlik, çalışma, çalıştırma ve diğer konulara ilişkin mevzuat hükümlerine tabidir.” hükmünün öngörülmüş olmasına göre bu özellikteki kişilerin Türk Vatandaşları gibi sosyal güvenlik haklarından da yararlanabileceklerinin düzenlendiği, davalı üniversite tarafından 01.09.1995 tarihinde işe giriş bildirgesi verildiği, Kurum tarafından gönderilen bordolarda davacının da adının geçtiği, dinlenilen tanıkların çalışmayı doğruldığı, davacının Azerbaycan vatandaşı olup Türk soylu olduğu, işe giriş bildirgesinin istek yerine geçeceğinin kabulü ile davacı adına kısa vadeli sigorta kolundan yapılan bildirimlerin uzun vadeli sigorta bildirimi olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne davacının 01.10.1994-31.12.2002 tarihleri arasında davalı işyerinde kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Fer'i müdahil Kurum vekili, davacı tanıklarının ifadelerinin kamu düzenini de ilgilendiren bu tür hizmetin tespiti için yeterli olmadığını, tanık anlatımlarına itibar edilerek hüküm kurulmasının yerinde olmadığı, Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın ve gerekçesinin usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 69 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 344 üncü maddesi, 370 ve 371 inci maddeleri, mülga 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme Sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların kanuni dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrası olup bu bentte “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri” açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanun'un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, hâlen geçerliliğini korumaktadır. Bu kapsamda işe giriş bildirgesi düzenlenmediği veya düzenlenmesine karşın kanuni hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre gerçekleşmeden yargı yoluna başvurması zorunludur. İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79 uncu maddesinin 10 uncu fıkrasında yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir. Diğer taraftan, Kurum tarafından yapılan bir tespitin olması hâlinde de aynı kabul şekline ulaşılmaktadır. Somut olayda, davacının 01.10.1994 ile 31.12.2002 tarihleri arasında geçen hizmetinin tespitini talep ettiği, davanın 19.06.2020 tarihinde açıldığı, davacının 01.09.1995 tarihinde işe başladığına dair işe giriş bildirgesinin ... Rektörlüğü Devlet Konservatuvarı iş yerinden 13.11.1995 tarihinde Kuruma intikal ettiği, davalı işyerinden çalışmasının kısa vadeli sigorta kollarına tabi olarak bildirildiği, davacının 26.11.2004 ile 2020/1 döneminden devam eden şekilde çalışmalarının dava dışı Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü iş yerinden bildirildiğinin anlaşılması karşısında, Mahkemece 01.09.1995 tarihli işe giriş bildirgesinin öncesindeki 01.10.1994-30.08.1995 tarihleri arasına yönelik hizmet tespiti isteminin hak düşürücü süreye uğradığı gözetilmeden karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma sebebidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/7241, K. 2024/7854, T. 08.07.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-7241-e-2024-7854-k-0260a522c2c1