Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6772 E. 2025/15668 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/6772
- Karar No
- 2025/15668
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2 E., 2024/260 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: ... Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/246 E., 2023/80 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı Kurum sigortalısı olduğu, basamak satın almak suretiyle Bağ-Kur 12. basamaktan 14. basamağa yükseldiği, 14. basamaktan emekli olduğu, 25.08.2013 tarihli emekli aylığı 939.10 TL aldığı, kendisi ile aynı basamakta emekli olmalarına rağmen emsallerinin kendisinden daha fazla maaş aldıkları, bu konuda davalı Kurum tarafından olumlu cevap alamadığı, talebinin olumlu karşılanması gerektiği yönünde Yargıtay'ın içtihatlarının mevcut olduğu, basamak satın alma işlemi gereğince emekli aylığının arttırıması ve birikmiş aylık farklarının faizi ile birlikte tahakkuk tarihinden itibaren kendisine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; 5510 sayılı Kanun'un 29. maddesi gereğince yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı aşağıdaki hükümlere göre belirlencek ortalama aylık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucunda bulunan tutar olduğu, yapılan hesaplamada hukuka aykırı bir yön ve yanlışlık bulunmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 2. maddesinde sigortalılığı anılan Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce başlayanların maaş hesaplama yöntemi gösterildiği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 29. maddeside ise yalnızca bu kanun döneminde çalışması bulunanların yaşlılık aylıklarının hesaplanma yöntemi gösterildiği, niteliği itibari ile çözümü hukuki bilgiyi aşan özel veya teknik bilgiyi gerektiren yaşlılık aylığı hesaplama konusunda mahkememizce resen bilirkişiye başvurulmuş, tahkikat aşamasında alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosya yaşlılık aylığı hesaplamalarında yetkin üç bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilmiş ve alınan 29.05.2019 havale tarihli heyet bilirkişi raporu ile davacıya davalı kurumca bağlanması gereken aylığın ek ödeme hariç 656,37 TL olduğunun, Kurumca bağlanan aylığının 3,46 TL eksik hesaplandığının, davacının 01.04.2010 tarihli aylığının 656,37 TL olarak belirlendikten sonra uygulanan artışlarda dikkate alınarak dava tarihine kadar belirlenecek farkın her bir aya ait ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacıya 01.04.2020 tarihinde davalı Kurumca bağlanması gereken aylığın ek ödeme hariç 656,37 Tl olduğu davacının 01.04.2020 tarihinden itibaren aylığının 656,37 olarak belirlendikten sonra uygulanan artışlar da göz önüne alınarak dava tarihine kadar, ay be ay ödenmesi gereken farkın da işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davacı vekili talebi üzerine 17.11.2023 tarihli ek kararla kararın tasihine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına ve ek karara karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu,raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, basamak satın alma işlemi nazara alınarak yaşlılık aylığı tutarının hesaplanması gerektiğinin tespiti ile fark aylıkların tahsiline ilişkindir. 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297.i maddesinde bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, Mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır. 2.Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. 3.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. 4.Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst Mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK.’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). 5.Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 6.Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. 7.Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. 8.Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değil, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır. 9.Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Ancak dosya tetkik edildiğinde; İlk Derece Mahkemesinin 18.05.2023 tarihli asıl kararının, davacı tarafın talebi üzerine 17.11.2023 tarihli ek karar ile tashih edildiği ve davalı Kurumun bu ek kararı da süresinde istinaf ettiği anlaşılmaktadır. Ne var ki Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe ve hüküm fıkralarında, söz konusu tashih ek kararına yönelik istinaf istemi hakkında olumlu veya olumsuz hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Ek kararlar, niteliği gereği asıl hükümle birlikte veya münferiden istinaf denetimine tabi olup; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bu konuda bir hüküm kurulmaması 'istinaf incelemesinin eksik bırakılması' neticesini doğurmuştur. Bu itibarla; davalı Kurum vekilinin ek karara yönelik istinaf isteminin incelenerek esasa ilişkin bir karar verilmesi amacıyla, sair hususlar şimdilik incelenmeksizin, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararı bozulmalı ve dosyanın anılan Bölge Adliye Mahkemesine iadesine karar verilmelidir. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.Temyiz eden davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 3.Belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.