Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/598 E. 2024/563 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/598
- Karar No
- 2024/563
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/601 E., 2023/415 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Kurum sigortalısı ...'in 10.04.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, Kurum tarafından ölen sigortalının hak sahiplerine 81.552,43 TL peşin değerli gelir bağlandığını, kazanın meydana gelmesinde davalıların kusurunun bulunduğunu belirterek toplam Kurum zararından şimdilik 57.086,70 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı Kurum vekili 12.09.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile talep ettiği tutarı 71.717,14 TL olarak artırmıştır. II. CEVAP Davalı işveren vekili cevap dilekçesiyle, Antalya 2.Asliye Ceza Mahkemenin 2009/438 Esas sayılı ceza davasındaki belgelerle sabit olduğu üzere, davalı şirkete ait yatakhane olarak kullanılan kısımda, halen de nedeni tam olarak tespit edilemeyen gaz kaçağına bağlı bir patlama sonucunda esasen ölenin fiziksel bir etkiye maruz kalmadığı, başka bir işçiyi kurtarma çalışmasına dahi katıldığı, ancak ölenin aşırı heyecanlandığı, öncesinde mevcut kronik hastalıklarının olayın stresi ve eforu neticesinde aktif olmasına bağlı solunum ve dolaşım yetmezliği sonucu öldüğünü, otopsi raporu ve histopatolojik inceleme raporuyla açıkça saptanmış bulunduğu, ölümlü olay arasında illiyet bağı bulunmadığı, 67 yaşında vefat eden kişinin aktif çalışma döneminin sonlandığı, tüm çocuklarının evli ve reşit olduğu, davalı Kurumca ödendiği iddia edilen miktarın ölenin hak sahiplerine ödenmiş olmasına imkan olmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesini 05.06.2012 tarih, 2011/97 Esas ve 2012/335 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kısmen kabulü ile 50.284,05 TL'nin sarf ve ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. 1.Bozma Kararı 1.Mahkeme kararına karşı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Dairemizin 01.11.2013 tarihli ve 2012/16992 E. 2013/19782 K. sayılı ilamı kusur, zarar hesabı yönünden karar bozulmuştur. B. İkinci Bozma Kararı 1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 05.11.2019 tarihli ve 2014/192 E. 2020/169 K. sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Dairemizin 20.10.2021 tarihli ve 2021/6772 E. 2021/12619 K. sayılı ilamında; ceza davasında, sigortalının tali kusurlu olduğunun belirlendiği de göz önüne alınarak kusur oran ve aidiyeti yeniden alınacak kusur raporu ile belirlenmesi ve alınacak hesap raporu ile de sigortalının gerçek zararının hesaplanarak bu miktarın, gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile karşılaştırılıp davalının toplam kusur oranına göre davalı işverenin sorumluluğunun belirlenmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bozmaya uyan Mahkemece yukarıda tarih ve sayıları belirtilen karar ile davalı işveren ... Prefabrik Beton Elemanları İnş.San.Tic.Ltd. Şti Sinan Mah.... cd. No: 108 Antalya adresinde "Kilitli Parke Taşı ve Bordur İmalatı yapan” iş yerinde çalışan Kurum sigortalısı ...'in 10.04.2009 tarihinde saat 03.00 sıralarında iş yerine ait 15x8 ebatlarında olan yatakhane ve yemekhane olarak kullanılan alanda, yemekhane bölümünde ocakta kullanılan 42 kg sanayi tipi LPG tüpünün hortumunun delinmesi sonucu ortama yayılan LPG gazının, yemekhanede bulunan elektrikli buzdolabının çalışması ile birlikte çıkan kıvılcım ile patlaması neticesinde, ara bölmeli duvarın Kurum sigortalısı ...'in arkadaşı ...'in üzerine yıkılması sesi üzerine yatmakta olan ...'in uyanıp dışarı çıkarak bekçiden yardım isteyip içeri girerek onu kurtarmak isterken fenalaşması sonrasında, 112 Acil çalışanların müdahale etmelerine rağmen olay yerinde vefat ettiği, olayın meydana gelmesinde davalı işverenin %90, sigortalı kazalı ... işçi ...'in % 10 oranında kusurlu olduğu, sigortalının vefatı üzerine davacı Kurumun, ölen sigortalının eşi ...’ye 36.337,13 TL, kızı ...’ye 21.674,29 TL. kızı...’ya 23.541,01 TL. peşin sermayeli gelir bağladığı, gelirlerin onay tarihinin 23.12.2010 olduğu, 01.08.2023 tarihli bilirkişi raporunda da detaylı olarak açıklandığı üzere Kurumun hak sahiplerine tahsis ettiği ilk peşin sermaye değerli gelirlerin gerçek zarar dış tavanı içinde kaldığı, davalı işverenin %90 oranındaki sorumluluk oranına göre dava konusu olay nedeniyle davacı Kurumun davalı işverenden talep edebileceği toplam miktarın 73.396,47 TL olduğunun anlaşıldığı, Davacı vekilinin 12.09.2023 tarihli dilekçesi ile ıslah talebinde bulunduğu, davalı vekilinin ise ıslaha karşı zamanaşımı itirazında bulunduğu, somut uyuşmazlıkta 10 yıllık zamanaşımı süresi mevcut olup, davacı Kurumun onay tarihi (23.12.2010) de dikkate alınarak ıslah tarihi (12.09.2023) itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan ıslaha konu tutarın zamanaşımına uğradığı,bu nedenle dava dilekçesinde talep edilen miktarın hüküm altına alındığı belirtilerek, davanın kısmen kabulü ile 57.086,70 TL peşin sermaye değerli gelirin tahsis onay tarihi olan 23.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacı Kuruma verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı Kurum vekili ıslah dilekçesi göz önüne alınarark davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. C.Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2. 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi ve 76 ncı maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme 1. Islah Kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun ise 176 ncı ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku Kurumudur. Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın “zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448 inci maddesi; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” hükmünü içermektedir. Mahkeme karar tarihi itibari ile 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar ve 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı ve bu içtihadın değiştirilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 177 nci maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre; "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya mahkemeye gönderildiğinde, mahkemenin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." Yapılan değişiklik ile kural olarak bozma ilamından sonra mahkemede tahkikat ile ilgili bir işlem yapılması halinde iş bu tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılması mümkün hale getirilirken iş bu kuralın istinası ise yapılacak ıslah ile bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, her ne kadar Mahkemece davacı Kurum vekilinin bozma sonrası ıslah talebi kabul edilmeyerek bozma öncesi talep edilen tutar üzerinden değerlendirme yapılarak karar verilmişse de Mahkeme bu gerekçesini yukarıda belirtilen mevzuat ve değerlendirmelere göre değil Kurum zararı olarak dava ile talep edilen ilk peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olan 23.12.2010 tarihinden itibaren 10 yıl süreli zamanaşımı süresinin geçtiği, bu konuda davalının zamanaşımı defisinin olduğu gerekçesine dayandırmıştır. Buna göre Mahkemece, davacı Kurum vekilinin dava dilekçesi ile ilk peşin değerli gelir yönünden Kurum zararının %70 ine tekabül eden tutar olan 57.086,70 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, ikinci bozma sonrasında ise 12.09.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile talep ettiği tutarı 71.717,14 TL olarak artırdığı ve Mahkemece bozma kararına uyulmakla birlikte artık ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağı gerekçesiyle ıslah talebinin dikkate alınmaması gerekirken yazılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde görülmemiştir. 3.Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler, ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 24.01.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Davacı Kurum vekili, şimdilik 57.086,70TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda; Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 50.284,05 TL’nin davalıdan tahsiline ilişkin verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Dairemizce, 01.11.2013 tarihli karar ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizce 20.10.2021 tarihli karar ile ceza davasında sigortalının tali kusurlu olduğunun belirlendiği de gözönüne alınarak kusur oran ve aidiyetinin alınacak kusur raporu ile belinlenmesi, alınacak hesap raporu ile sigortalının gerçek zararı hesaplanarak bu miktarın gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile karşılaştırılıp davalının toplam kusur oranına göre sorumluluğunun belirlenmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Davacı vekilinin ikinci bozma kararından sonra 12.09.2023 tarihli ıslah talebine karşı davalı vekili zamanaşımı definde bulunmuştur. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, ıslaha konu tutarın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 57.086,70 TL’nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Islah iddia ve savunma yasağının kapsamına giren taraf yasal işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmeye yarayan bir hukuki imkandır. Taraflar yargılamanın başında sundukları iddia ve savunmalarında değişiklik yapma ihtiyacı duyabilirler. Belli bir zaman kesintinden sonra taraflara iddia ve savunmada değişiklik yapma imkanının tanınmaması halinde, şekilcilik esası engeller hale gelir ve yargılamanın adaletli bir karar ile sonuçlanması tehlikesi doğabilir. Bu noktada ıslah, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı başladıktan sonra tarafların kendi usul işlemlerini kısmen ya da tamamen değiştirmelerine imkan tanımak suretiyle usul hukukunun katı şekilciliğini yumuşatan ve adaletli bir yargılamanın tesis edilmesini sağlayan bir kurum olarak ön plana çıkmaktadır. Kanundaki kurallara riayet edilmesi durumunda ıslahın sonuç doğurması için tek taraflı irade beyanı yeterli olup, mahkemenin veya karşı tarafın rızası aranmaz. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ıslah ile ilgili öngörülen koşullardan biri zamanla ilgilidir. HMK’nın 177/1 maddesinde tahkikatın sona ermesine kadar ıslaha başvurulabileceği düzenlenmiştir. 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2 maddesinde “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadarda ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz”düzenlenmesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiştir. HMK’nın 448 inci maddesi, bu kanun hükümlerinin, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağıdüzenlemesini içerir. Anılan madde ile yeni hükümlerin derhal uygulamasının yalnızca tamamlanmamış işlemler için söz konusu olduğu, buna karşılık tamamlanmış işlemlerin değişiklikten etkilenmeyeceği kabul edilmiştir. Bazı özel işlemler tarafın iradesiyle gerçekleşir.Islah böyle bir işlemdir. Bu tür işlemlerin usulüne uygun olarak yapıldığı anda tamamlandığını söylemek mümkündür. Davacı vekili, dava dilekçesinde şimdilik 57.086,70 TL’nin tahsilini talep etmiştir. İkinci bozma kararından sonra 12.05.2023 tarihinde ıslah talebinde bulunmuştur. Mahkemece ıslaha konu tutar yönünden, davalının zamanaşımı defi gözetilerek, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ret kararı verilmiştir. 28.07.2020 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile değişen HMK’nın 177/2 maddesindeki düzenleme ile bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarihli, 1944/10 E., 1948/3 K. sayılı İçtihatları Birleştirme Kararının değiştirilmesine gerek olmadığına ilişkin 06.05.2016 tarihli, 2015/1 E., 2016/1 K. sayılı İçtihatları Birleştirime Kararının herhangi bir hükmü kalmamıştır. Davacı Kurum vekili bozmadan sonra ıslaha imkan tanıyan 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren yasal düzenlemeden ve bozma kararından sonra 12.09.2023 tarihinde ıslah talebinde bulunmuştur. HMK’nın 448 inci maddesi uyarınca yeni hükümlerin derhal uygulanması gerekir. Davacı vekilinin, Mahkemenin ilk kararında ya da bozma kararından önce veya yasal düzenleme tarihinden önce yapılmış ve tamamlanmış bir ıslah işlemi söz konusu değildir. Bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabileceğine dair Yasa değişikliğinin usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde olduğu, Yasa’nın açık düzenlemesi ile imkan tanınan ıslah işleminin bozma kararı ile ortaya çıkan herhangi bir hukuki durumu ortadan kaldıracak mahiyette olmadığı, yasal düzenlemenin uygulanmasında Mahkemenin ilk karar tarihi ya da bozma karar tarihinin değil, ıslah işleminin yapıldığı tarihin esas alınması gerektiği, aksinin kabulünün bozmadan sonra ıslaha imkan tanıyan HMK’nın 177/2 madde hükmünü işlevsiz hale getireceği ve ayrıca HMK’nın 448 inci maddesine de aykırı olacağı kanatinde olduğumdan, çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.