Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/11208 E. 2025/7086 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/11208
- Karar No
- 2025/7086
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2024/120 E., 2024/221 K. Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının 17.04.2018 günü meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkile atfı kabil bir kusurun bulunmadığını, davacının zararı ile müvekkil şirket arasında uygun illiyet bağı nedensellik de mevcut olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının yaralanması emire ve talimatlara aykırı şekilde tüm sorumluluğu üzerine almak suretiyle hareket etmesi nedeniyle meydana geldiğini, davacıya işin güvenli şekilde yapılması amacıyla verilen talimatlara aykırı hareket ettiğini, özensiz ve dikkatsiz şekilde hareket ile yaralandığını, davacının kendisine verilen tüm talimat ve yasaklara aykırı şekilde çalışma alanında kendisine talimat verilmediği halde hareket ederek yaralanma olayının meydana geldiğini, davacıya ait şahsi sicil dosyası celp edildiğinde; davacının koruyucu malzemeleri kullanma taahhüdünün imzalanmış olduğunu, davacıya İş Sağlığı Ve Güvenliği Temel Eğitimi verildiğini, kendisine iş sağlığı ve güvenliği kurallarının tebliğ edildiğini, talimatlarda imzasının bulunduğu nazara alındığında objektif olarak müvekkili şirketten beklenen azami özenin gösterildiğini, buna karşın davacı işçinin işyeri güvenlik talimatlarına aykırı şekilde ve kendi inisiyatifinde hareket ederek kazaya sebebiyet verdiğini, meydana gelen yaralanma sonucunda davacı da herhangi bir uzuv kaybı meydana gelmediğini ve meslekte kazanma gücünden bir kaybının olması da söz konusu olmadığını, davacının hiçbir emir ve talimat olmaksızın kendi sorumluluğunda olmak üzere kendi güvenliğini temin etmeksizin emir ve talimatlara aykırı hareket ile yaralanmasına sebebiyet verdiğini, müvekkili şirket tarafından kendisinden beklenen tüm tedbirleri aldığını, işin güvenli şekilde yapılması için denetim gözetim amacıyla gerekli kontrolleri sağlandığını, davacının yaralanmasında müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, bu sebeplerle davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2021 tarihli ve 2019/240 E., 2021/136 K. sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile 184.223,84 TL maddi tazminatın, 52.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 17.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 17.02.2022 tarih ve2021/1889 E., 2022/488 K. sayılı kararı ile SGK inceleme raporunda davalı işverenin %70, davacının %25 kusurlu bulunduğu, dosyada aldırılan iki ayrı kusur heyet raporunda davalının %60, davacının ise %40 kusurlu bulunduğu, davacının kaza nedeniyle sol femur boyun fraktürü nedeniyle opere edildiği, sonrasında total kalça protezi uygulanıp maluliyetinin %47 olup yardıma muhtaç olmadığının belirlendiği, aldırılan 2 heyet raporunda da davalı işverene işin yapımında yükün sabitlenecek şekilde kaldırılmasını sağlayacak uygun makine ve ekipmanın kullanılmasını sağlamaması nedeniyle %60 kusur verildiği, PMF tablosuna göre davacının 46 yaşında olması dikkate alındığında bakiye ömrün 24 yıl olarak alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, kaza tarihi, kaza nedeniyle oluşan maluliyet, kazada davacının %40 kusurlu olması, ekonomik koşullar ve tazminatın genel ilkeleri dikkate alındığında 52.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin kararının süresi içerisinde davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 06.02.2024 tarih ve 2022/5156 E- 2024/797 K. ile "... hükme esas alınan 28.02.2021 tarihli hesap bilirkişisi raporunda bakiye ömür tespiti yönünden eksik hesaplama yapıldığı ve giderek pasif dönem sonu yönünden hatalı sonuca varılarak hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; davacının maddi tazminatının hesabı noktasında davacının bakiye ömrünü doğru belirlemek, bu hesap raporunda esas alınan ve Mahkemece kabul gören diğer verileri gözetmek, Kurumca bağlanan gelir ve ödeneğin tenzili noktasında da davalı kusuruna isabet eden miktarı esas almak suretiyle davacının maddi tazminat alacağını belirletmek, davacının talebini ve usuli kazanılmış hakları da gözeterek maddi tazminat istemi hakkında bir karar vermekten ibarettir. ... " gerekçeleriyle bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yeniden ek rapor alındığı, raporun ilmi verilere uygun olarak düzenlendiği ve denetime elverişli olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle; 1-Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile 184.223,84 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 17.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 52.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 17.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Mahkemece hükme en yakın tarihli asgari ücrete ilişkin hesap raporu alınması yönündeki talepleri dikkate alınmaksızın karar verilmesinin yasa, oluş ve yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, b.Dava kesin çözüme bağlanıncaya kadar (bozma sonrası dahil) tazminatı etkileyen ücret ve benzeri girdilerdeki lehe olan değişikliklere dayalı olarak zararın yeniden hesaplanması gerektiğini, c.Hükme esas alınan raporda ilk bakışta belli olan yahut ilerde ortaya çıkabilecek hesap, varsayım hataları ve her türlü noksanlıklar sebebiyle dahi rapora itiraz ettiklerini, d.Gerçeğin veya gerçeğe yakın ihtimalin (olayımızda ücretin) belli olması halinde %10 varsayımsal artış yerine gerçek ücretlerin tazminat hesabında esas alınmasının BK.42, TBK.50 hükmünün sarih ve âmir muhtevası gereği olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Zamanaşımı defilerini tekrarladıklarını, b. Kusur raporuna yaptıkları itirazlarının dikkate alınmadığını, kazada işçinin tam kusurlu olduğunu, davacının tecrübeli bir çalışan olup çalışmayı kendisinin yönlendirdiğini, kusur raporuna yaptıkları itirazlar dikkate alınmadan hesap raporu alınarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, c. Hesap raporunun hatalı düzenlendiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir. 1. Davalı vekilinin hükmedilen tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2.6100 sayılı HMK'nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. 3.Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. 2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2.Dairemizin 06.02.2024 tarih ve 2022/5156 E.- 2024/797 K. ile "... hükme esas alınan 28.02.2021 tarihli hesap bilirkişisi raporunda bakiye ömür tespiti yönünden eksik hesaplama yapıldığı ve giderek pasif dönem sonu yönünden hatalı sonuca varılarak hüküm kurulduğunun anlaşıldığı, Mahkemece yapılacak işin; davacının maddi tazminatının hesabı noktasında davacının bakiye ömrünü doğru belirlemek, bu hesap raporunda esas alınan ve Mahkemece kabul gören diğer verileri gözetmek, Kurumca bağlanan gelir ve ödeneğin tenzili noktasında da davalı kusuruna isabet eden miktarı esas almak suretiyle davacının maddi tazminat alacağını belirletmek, davacının talebini ve usuli kazanılmış hakları da gözeterek maddi tazminat istemi hakkında bir karar vermekten ibarettir... " şeklinde belirtilmek suretiyle bozulduğu, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, Mahkemece maddi tazminat alacaklarının hesaplanması için bilirkişi hesap raporu aldırıldığı, 30.05.2024 tarihli hesap raporunda bozma ilamına uygun şekilde davacının maddi tazminatının hesabı noktasında davacının bakiye ömrünün doğru belirlendiği, bu hesap raporunda esas alınan ve Mahkemece kabul gören diğer verilerin gözetildiği ancak davacı vekilinin yargılama aşamasında hesap raporlarına itiraz ettiğinin, daha önce Mahkemece verilen kararı istinaf ve temyiz ettiğinin anlaşılması karşısında 30.05.2024 tarihli hesap raporunda yapılan hesaplamalarda asgari ücret artışlarının yansıtılmaması, işlemiş dönem sonunun ileri çekilmemesi hatalı olmuştur. 3. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla 29.04.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36 ncı madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (Tolga Akkaya –Modern Usul Hukukunda İstinaf) Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir. Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, HMK’nın 361. maddesinde; bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilebilen kararları, 362. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları düzenlenmiştir. HMK’nın 373/4 maddesi gereğince, Yargıtayın bozma kararı üzerine, ilk derece mahkemesince bozmaya uygun karar verildiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Bu gibi hallerde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür. İlk derece mahkemesince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi ile iki aşamalı kanun yolu sistemi söz konusu olmakla birlikte, HMK’nın 373/4 maddesi kapsamına giren ilk derece mahkeme kararlarında sadece temyiz yoluna başvuru mümkün olup, kanun yoluna incelenmesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelir. Hukuk davalarında asıl olanın her karar için denetim yoluna açık olmasıdır. Ancak HMK’da öngörülen parasal sınırların uygulanması gerektiği de açıktır. HMK’da, bölge adliye mahkemesi kararları için öngörülen parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararları için uygulanması, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır. Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama adil yargılanma hakkına, mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder. Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir. HMK’da, ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi halinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Kanun yolu başvuru sınırlarının başvurulacak kanun yoluna göre değil, kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2021/4-307 Esas, 2021/833 Karar sayılı, 05.07.2023 tarihli, 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararlarında da bu husus vurgulanmıştır. Kanunda açık bir hüküm bulunmayan yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yoluna açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir. Aksi halde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle iki aşamalı kanun yolu sistemi uygulanan ülkemizde, istinaf inceleme sınırının çok üzerinde, ancak temyiz sınırının altında kalan çok sayıda ilk derece mahkemesi kararı esasa ilişkin hiçbir denetim yapılmadan kesinleşecek hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı engellenmiş olacaktır. Açıkladığım nedenlerden dolayı; ilk derece mahkemesi kararlarına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin ve parasal sınırın uygulanması gerektiği, anılan madde uyarınca Mahkemece hüküm altına alınan maddi tazminat tutarlarının temyiz sınırının üzerinde olduğu ve temyiz incelemesi yapılması gerektiği bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin HMK’nın 362. maddesindeki parasal sınırların uygulanması halinde, ilk derece mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğinin denetlenme imkanı ortadan kalkacağından, çoğunluğun temyiz talebinin miktardan reddine ilişkin kararına katılmıyorum.