Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/846 E. 2023/3430 K. – Kurum İşlemi

Konu: Kurum İşlemi İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/846
Karar No
2023/3430
Karar Tarihi
Konu
Kurum İşlemi İptali

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1183 E., 2022/2332 K. HÜKÜM/KARAR :Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 17. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/119 E., 2021/105 K. Taraflar arasındaki kurum işlemi iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Almanya’daki çalışmaları nedeniyle 15.11.2006 tarihinde davalı Kuruma borçlanma talebinde bulunduğunu, bu dönemdeki mevzuata göre borçlanma bedelinin Dolar üzerinden tahakkuk ettirildiğini ve statüsünün de SSK olarak belirlendiğini, 3600 gün borçlanmayla 58 yaşında emekli olma imkanı varken 7881 günlük borçlanma tahakkuku yapılarak aleyhe olacak şekilde işlem yapıldığını, 09.05.2019 tarihli taleple Almanya’da çalışmaya başladığı 24.07.1983 tarihinden itibaren 3600 günlük borçlanma talebinde bulunduğunu, talep doğrultusunda borçlanma tahakkukunun gerçekleştirildiğini, borçlanma tutarının da zamanında ödenmiş olarak emeklilik için bilgi istendiğini, 11.12.2019 tarihli cevapta 4/b statüsü dikkate alınarak tahakkuk cetveli gönderildiği ve önceki tahakkukun dikkate alınmaması gerektiğinin belirtildiğini, yapılan itirazlardan herhangi bir sonuç alınamadığını, 11.12.2019 tarihli olarak düzenlenen borçlanma tahakkukunda önceki Dolar borçlanmasından vazgeçildiğini, bu nedenle artık Bağ-Kur statüsünde olduğunun ileri sürüldüğünü, bu şekilde önceki borçlanma talebi kabul edilmeyerek müvekkilinin mağduriyetine neden olunduğunu, 06.01.2020 tarihli dilekçeyle söz konusu mağduriyetin giderilmesi adına 09.05.2019 tarihli dilekçelerinde yer verilen borçlanma işleminin iptali taleplerinden vazgeçtiklerini ve 05.08.2019 tarihinde Dolar üzerinden yapılan borçlanmanın 4/a statüsü olarak kabul edildiğini, 03.07.1983-02.07.1993 dönemin borçlandırılması ilişkin taleplerinin de zımnen reddedildiğini, kurum işlemlerinin yerinde olmadığını, bu nedenle davalı Kurumun 4B hükümleri dahilinde borçlandırma yapılmasına dair işlemin iptalinin, 4A hükümleri dahilinde ödemiş olduğu borçlanma bedelinin geçerliğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;kurum işlemlerinin yerinde ve yasal mevzuata uygun olup, davanın reddi gerektiğini bildirmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Getirtilen belgeler ve dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının borçlanma bedelini ödediği 3600 günün 4/1-a kapsamında kabul edilip edilmeyeceği, sonucuna göre aksi yöndeki kurum işleminin iptali gerekip gerekmediğinin tespitine yönelik olduğu, SGK kayıtlarına göre, davacının doğum tarihinin 03.07.1965 olduğu, Almanya’da 16.08.1982 tarihinden itibaren sigortalı olarak çalışmaya başladığı, Türkiye’de sigortalı hizmetlerinin bulunmadığı, davacının kuruma başvurusu, yapılan işlemler ve sonucuna göre 3201 sayılı yasa hükümleri gözetildiğinde davacı hakkında tesis edilen işlemler bir arada değerlendirildiğinde; davacının 4/1-b kapsamında daha ağır şartlarla emeklilikle karşı karşıya kaldığı, emekli olması için ek yurt dışı hizmet borçlanma yapması gerektiği, bu nedenle mağduriyetine yol açıldığı, mağduriyetin davalı Kurumun işlemlerinden kaynaklandığı, şöyle ki; davacının döviz borçlanmasına ait işlemin iptali ve 3600 gün yurt dışı çalışma süresinin yeniden borçlanma talebine ilşkin 10.05.2019 tarihli dilekçeye istinaden döviz borçlanma işleminin tamamen iptal edilmesi ve Türkiye’de 4/1-a kapsamında sigortalılığı bulunmadığından yeni borçlanma talebine göre 3600 * 85,28 * % 45 = 138.168,00 TL olarak tahakkuk ettirilecek olan borçlanma bedelinin üç ay içinde ödenmesinin talep edilmesi gerekirken oysa davalı Kuramca, 10.05.2019 tarihli dilekçenin 7881 gün karşılığı döviz borçlanmasının kısmi borçlanma talebine dönüştürülmesi şeklinde algılanarak 3600 gün karşılığı borçlanma bedeli olarak 3600 * 3,5 = 12.600,00 ABD Dolar tahakkuk ettirildiği, davacı tarafından da 12.600,00 ABD Dolan karşılığı 70.319,34 TL’nın 15.08.2019 tarihinde davalı Kurum hesabına yatırıldığı görülmekte olup, daha sonra hatanın farkına varılarak 138.168,00 TL karşılığında düzenlenen yeni Borçlanma Tahakkuk Cetvelinin 11.12.2019 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, ancak bu kez daha önce borçlanma bedeli olarak ödenen 70.319,34 TL’nın 138.168,00 TL’den düşülerek kalan 67.848,66 TL’nın davacıya tebliğ edilmesi gerekirken 138.168,00 TL’nın tamamının üç ay içinde ödenmesinin davacıdan talep edildiği, son olarak da, borçlanma bedeli olarak ödenen 70.319,34 TL’nın, tekrar borçlanma talebinde bulunduğu 10.05.2019 tarihinde geçerli olan günlük borçlanma bedeli 27,2896 (85,28 * % 32) TL’ye oranlanarak borçlanma gün sayısının 3600 günden 2576 güne indirgendiği, ancak bunun Sigortalı Hizmet Dökümüne işlenmediği, davacıya da bununla ilgili bir bildirimde bulunulmadığı gibi, ödediği borçlanma bedelinin 3600 gün olarak 4/1-a kapsamında kabul edilmesine ilişkin yazılı talebine de bir cevap verilmediği, davacının 10.05.2019 tarihli dilekçesine göre dövizli borçlanma talebinin iptali ile 3600 gün borçlanma talebine göre 138.168,00 TL borç miktarı tahakkuk ettirilerek borçlanmanın 4/1-b kapsamında değerlendirilmesi gerekirken ilk borçlanma tahakkukuna ait işlemin kısmi borçlanmaya dönüştürülmesinin yerinde ve mevzuata uygun olmadığı, ancak usul ve mevzuata uygun olmayan bu işlemin tesisinde; davacının bir sorumluluğun bulunmaması, bu işlem ve sonradan tesis edilen diğer işlemlerin davalı Kurumun eksik ve hatalı uygulamalarından kaynaklandığı, yazılı talepler ve doğuracağı sonuçlar hakkında davacıya açıklayıcı bilgi verilmediği dikkate alındığında, davacının mağduriyetinin davalı Kurumun işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmakla, davacının 12.600,00 ABD Dolar karşılığı bedelini ödediği 70.319,34 TL’ye ait borçlanma işleminin 03.07.1983-02.07.1993 tarihleri arasında 3600 gün olarak 4/1-a kapsamında sayılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. " gerekçesiyle davanın kabulü ile, davacının yaptığı borçlanma işleminin 4/1-a kapsamında olduğunun tespitine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Kurum işleminde hata olmadığını , eksik inceleme ile hatalı hüküm kurulduğunu belirterek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile " yargılama ve tüm dosya kapsamından, anılan yasal düzenlemeler ve yapılan açıklamalar çerçevesinde, dosyadaki bilgi ve belgelere göre somut olayda, davacının 15.11.2006 günlü borçlanma başvurusu ve bu başvuru üzerine sürdürülen Kurum işlemleri dikkate alındığında 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5754 sayılı Yasayla ekli 3201 sayılı Kanun'un geçici 7 inci madde hükmünün uygulanabilir olması karşısında kararın vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir " denilerek hüküm kısmında 1-Davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK 353/1-b.2 maddesi uyarınca kabulüne, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf yoluna başvuru nedenleri ile aynı gerekçelerle kararın kaldırılması gerektiğini belirtilerek; davanın reddini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kurum işlemi iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 3201 sayılı Yurtdışında Çalışan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun 2-1982 Anayasası 142/3 maddesinde “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” şeklinde düzenleme mevcuttur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 inci maddesinde: “ Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini, b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini, c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini, d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını, e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. 3- Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298 inci maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. HMK’nın “Hükmün yazılması” başlıklı 298 inci maddesi; “Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir. Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.” 4- Mahkeme kararı kanunda açıkça belirtilmiş unsurları ihtiva etmeli ve belli bir şekle uygun olarak yazılmalıdır. Kararda bulunması gereken hususlar HMK 297 inci maddede ayrıntılı olarak tek tek sayılarak gösterilmiştir. Bunun sebebi, kararın açık ve gerekçeli olması, infazı kabil olması ve hukuki dinlenilme hakkının yerine getirilmesidir. 298 inci maddeye göre de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacaktır. 5- Kararda yazılması gereken en önemli unsurlardan birisi de hüküm sonucudur. Zira hüküm sonucu, davacının somut talepleri hakkında infaz edilebilecek ve kesin hükme konu olabilecek şekilde kaleme alınmalıdır. Madde 297/2 “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”. 6- Yukarıda yapılan açıklamalar gereğince hükümde taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde, infaza elverişli olarak gösterilmesi zorunludur. 3. Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçe kısmında ilk derece mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği belirtilmiş olmasına rağmen hüküm kısmında davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK 353/1-b.2 maddesi uyarınca kabulüne şeklinde karar verilerek hüküm ile gerekçe arasında çelişki yaratılmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeple Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/846, K. 2023/3430, T. 30.03.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-846-e-2023-3430-k-8141f82d77ec