Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/6273 E. 2023/6806 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/6273
- Karar No
- 2023/6806
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/62 E., 2023/136 K. KARAR : Asıl Dava Ret, Birleşen Dava Kısmen Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunulabilecek tarihin 04.07.2018 tarihi olduğunun tespiti ve 01.09.2018 tarihi itibari ile tahsis talebine dayalı olarak yaşlılık aylığı bağlanması ve aylıkların işleyen faizleri ile birlikte davalı Kurumdan tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne dair, karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı ve davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü I. DAVA Davacı dava dilekçesiyle özetle; 16.02.1972 doğum tarihli olduğunu, 01.01.1990-15.03.2010 tarihleri arasında Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığında muvazzaf pilot olarak görev yaptığını, toplam 7004 gün hizmet olduğunu, 15.10.2018 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunabilmesi için gerekli koşulların bildirilmesini istediğini, davalı kurumun 17.10.2018 tarih 13993861 ve 5 1171429/332302 sayılı yazıları ile 51 yaş koşulunun yerine gelmemesi ve fiili hizmet süresi yaştan geriye götürülmediği gerekçesi ile reddedildiğini, kurum işleminin hatalı olduğunu, beyan ederek fiili hizmet zammı sürelerinin yaştan ve işe başlangıç tarihinden mahsubu ile davacının başvuru tarihini takip eden (15.10.2010) ay olan 01.11.2018 itibari ile emekliliğe hak kazandığının tespitine, 01.11.2018 itibari ile emeklilik aylığının bağlanması, hak edilen emekli aylıklarının ve aylıkların hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizinin birlikte ödenmesine, bu tarihten sonra işveren tarafından Kuruma bildirilen tüm sigorta kollarına tabi hizmetlerinin SGK destek primi olarak dönüştürülerek emekli aylığının kesilmeksizin ödenmesine devam edilmesine, yaşlılık aylığının kesilmeksizin ödenmesine devam edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının dava dilekçesi ile ilgili olarak Kurum işlemi yasal mevzuata uygun olduğunu, kurum tarafından yapılan tespitler 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun uyarınca yapıldığını, 506 sayılı Kanunda, fiili hizmetin yaştan indirim yapılacağına dair bir hüküm bulunmadığından, 5510 sayılı Kanun'un yürürlük tarihine kadar 5434 sayılı Kanun'un mülga 32 nci maddesi uyarınca verilen fiili hizmet süresi zamları, sigortalılık süresine ve gün sayılarına oranında eklendiğini, söz konusu sürelerin, yaş hadlerinden indirilmesine imkân bulunmadığını, kurum tarafından davacının tahsis talebi hakkında işlem yapılmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi, 01.07.2021 tarihli ve 2020/247 Esas, 2021/170 Karar sayılı kararı ile "...... Bölge Adliye Mahkemesi 11.Hukuk Dairesinin kaldırma kararından sonra kaldırma kararına gerekçe yapılan 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin H bendi "bu maddede belirtilen yaşlılık aylıklarından yararlanabilmek için sigortalının çalıştığı işten ayrılması ve yazılı istekte bulunması şarttır " hükmünün Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli 2019/104 Esas numaralı dosyada, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 62 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Somut olayda; dosyadaki tüm bilgi ve belgeler ile denetime ve hükme esas almaya elverişli 21.09.2018 tarihli bilirkişi raporuna itibar olunarak; davacının 4 yıl 4 ay 23 gün olan fiili hizmet zammı süresinin 5434 sayılı Kanun kapsamında çalışma başlangıcı olan 15.09.1991 tarihinden geriye çekildiği zaman sigortalılık başlangıç tarihinin 22.04.1987; bu tarihe göre emeklilik yaşının 506 sayılı Kanunun geçici 81/B-g maddesi uyarınca 50 olduğu, 50 yaşın ikmal edileceği 27.11.2022 tarihinden de fiili hizmet zammı süresi kadar indirilmesi ile yaşlılık aylığına hak kazanacağı "yaş" koşulunun 04.07.2018 tarihinde yerine getirilmiş olacağı anlaşılmakla, davacının 02.08.2018 tarihli tahsis talebi göz önünde bulundurularak, davacının asıl ve birleşen davalarının kabulü ile davacının emekliliği hak ettiği tarihin 04.07.2018 olduğunun tespitine, davacıya 01.09.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına ve birikmiş aylıkların faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri İstinaf başvurusunda bulunan davalı SGK vekili, mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin istenildiği şekilde uygulanabilmesinin mümkün olmadığını buna göre davanın reddi yerine kabulüne dair verilen kararın kaldırılması ile davanın reddine dair karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin, 10.02.2022 tarihli ve 2021/1526 Esas, 2022/256 Karar sayılı kararı ile "..,davanın yasal dayanaklarından olan mülga 506 sayılı Kanun'un 62 nci maddesindeki “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin önüne gelen başka bir uyuşmazlık nedeniyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından Anayasanın 2, 10, 48, 49 ve 60 ncı maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yoluna başvurulmuş, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 62 nci maddesinin 1. fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun Gerekçe ile Bağlı Olmama başlıklı 29 uncu maddesi; “Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmaya mecbur değildir. Anayasa Mahkemesi, taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe ile de Anayasaya aykırılık kararı verebilir. Ancak, başvuru, Kanunun, Kanun Hükmünde Kararnamenin veya İçtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhinde yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali Kanunun, Kanun Hükmünde Kararnamenin veya İçtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla, kanun'un, kanun hükmünde kararnamenin veya İçtüzüğün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir.” amir hükmü gereği 506 sayılı Kanun'un 60/h bendindeki işten ayrılma koşuluna ilişkin düzenlemeyi de iptal edebilecek olmasına karşın sadece 62 nci maddesindeki ibarenin iptal edilmiş olması sigortalılar aleyhine olan durumun devamına imkan sağlamakta ise de, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul ettiği belirgindir. Açıklanan nedenlerle, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27.10.2021 tarih, 2021/1953 Esas ve 2021/12982 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 506 sayılı Kanun'un mülga 62 nci maddesindeki “çalıştığı işten ayrıldıktan sonra” ibaresinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği hususu da dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun kapsamındaki fiili hizmet zammının 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerle birleştirilmeleri durumunda sigortalılık süresine eklenerek işe başlangıç tarihinden ve yaş haddinden de indirilmesi gerekeceği, buna göre, Kurumun kabul ettiği 4 yıl 4 ay 23 gün fiili hizmet süresinin sigortalılık süresine eklenerek işe başlangıç tarihinden ve yaş haddinden de indirilmesi gerektiği, davacının 02.08.2018 tarihli Tahsis Talep ve Beyan Taahhüt Belgesi ile Kuruma başvuru yaparak tahsis talebinde bulunduğu, tahsis talep tarihinde aylık koşullarının oluştuğu anlaşıldığından mahkemenin maddi vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmakla davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Bölge Adliye Mahkemesinin 10.02.2022 tarihli ve 2021/1526 Esas, 2022/256 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin, 05.04.2022 tarihli ve 2022/3217 Esas, 2022/5004 Karar sayılı bozma kararı ile ".. Davacının dava tarihinden sonraki bir tarihte tahsis başvurusu yapılabileceğinin tespitini istediği anlaşılmakta ve mahkemece bu yönden de kabule dair karar verildiği anlaşılmakta ise de, davacının aylık bağlanması için yazılı başvuru şartının henüz gerçekleşmemiş olduğu dikkate alındığında, ileriye etkili olarak hüküm tesisinin, hukukumuzda mümkün olmadığı, bu durumun usul ekonomisi ilkeleri ile de bağdaşmadığı, hususlarının dikkate alnmaması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4 üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir. Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanunda yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11. Kısmında 35 vd. Maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı yasadaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun 60 ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir." denilerek karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince 1 inci Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 04.10.2022 tarihli ve 2022/157 Esas, 2022/293 Karar sayılı kararı ile asıl ve birleşen davaların reddine dair karar verilmiştir. C. Dairemizin 2nci Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin 04.10.2022 tarihli ve 2022/157 Esas, 2022/293 Karar sayılı kararı Kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Dairemizin verdiği son bozma kararı ile;. "...Eldeki davada, mahkemece davacının asıl davasında talep ettiği 04.07.2018 tarihi itibari ile tahsis talebinde bulunabileceğinin tespiti istemi bakımından verilen karar yerinde ise de, birleşen davada davacının 02.08.2018 tarihli tahsis talebinin varlığının dikkate alınması ile aşamalarda tahsis koşullarının gerçekleşmesinin mümkün olup olmadığının irdelenmemesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30 uncu maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir." denilerek karar 2. kez bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince 2nci Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Somut olayda; davacı ...'ın 27.11.1972 doğumlu olduğu, 15.09.1991 tarihinde 5434 sayılı Kanun kapsamında çalışmaya başladığı, 14.04.2013 tarihine kadar çalıştığı, 21 yıl 7 ay 5434 sayılı Kanun kapsamında hizmetinin bulunduğu, yararlanması gereken fiili hizmet zammının 4 yıl 4 ay 23 gün olduğu, 15.04.2013 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun'un 4/A maddesi kapsamında çalışmaya başladığı, 2018/4. ayı itibariyle 1816 gün SSK hizmeti olduğunu belirterek emeklilik başvurusu yapacağı tarihin 04.07.2018 olarak tespitini talep ettiği, asıl davanın 06.12.2017 tarihinde açıldığı, böylece asıl davada dava tarihinden sonraki bir tarihte tahsis başvurusu yapabileceğinin tespitini istediği, davacının dava tarihinde aylık bağlanması için yazılı başvuru şartının henüz gerçekleşmemiş olduğu, ileriye etkili olarak hüküm tesisinin hukukumuzda mümkün olmadığı anlaşıldığından, Mahkememizin 2022/157 Esas sayılı asıl dava yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi cihetine gidilmiştir. Birleşen ... 5. İş Mahkemesi'nin 2019/17 Esas sayılı dava dosyasında ise; davacının 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen 4 yıl 4 ay 23 gün fiili hizmet süresinin tamamının sigorta başlangıcının geri çekilerek emeklilik yaş haddinden de düşülerek yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu, davacının sigorta başlangıç tarihinin 15.09.1991 tarihi olduğu, 5510 sayılı Kanun'un geçici 1 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği uygulanması gereken 2829 sayılı Kanun kapsamında uygulama yapılırken son 7 yıllık süre içerisinde en fazla 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerinin geçtiği anlaşılmakla tahsis şartları bakımından 506 sayılı Kanun'un 60 ve geçici 81 inci maddeleri hükümlerine tabi olduğundan 18 yaşından sonra ve ilk kez emekli sandığı kapsamına alındığı, 15.09.1991 tarihine göre tahsis talep tarihi itibariyle (02.08.2018) 26 yıl 10 ay 17 gün, 23.05.2002 tarihi itibariyle de 10 yıl 8 ay 8 gün sigortalılığına ve 10.809 prim gününün bulunmasına göre geçici 81.maddenin ilk fıkrasının (B) bendinin (j) alt bendi gereğince 25 yıl sigortalılık süresi 5600 gün ve 53 yaş şartlarına tabi olduğu belirgin olup, 27.11.1972 doğumlu davacının 53 yaşını doldurduğu, 27.11.2025 tarihinden 4 yıl 4 ay 23 günlük fiili hizmet zammının geriye çekilmesi durumunda emeklilik tarihinin 04.07.2021 olduğu tespit edildiğinden, davacıya 04.07.2021 tarihini izleyen ay başı olan 01.08.2021 tarihinden itibaren emeklilik aylığı bağlanması gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak davacının davasının kısmen kabulü cihetine gidilmiştir. "Asıl davada, davacının hukuki yararı bulunmadığından davasının usulden reddine, Birleşen dava yönünden (... 5.İş Mahkemesinin 2019/17 Esas sayılı dosyası) davacının davasının kısmen kabulü ile, davacının emeklilik tarihinin 04.07.2021 olduğunun tespiti ile 04.07.2021 tarihini izleyen ay başı olan 01.08.2021 tarihinden itibaren emeklilik aylığı bağlanmasına ve birikmiş aylıkların yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine", dair karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı ve davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı temyiz dilekçesinde; davacı hakkında Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, esasen Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu ve davanın tümden reddi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını, istemiştir. 2.Davacı vekili ise temyiz dilekçesinde; verilen kararın hatalı olduğunu taleplerinin tamamının kabul edilmesi ve buna uygun şekilde bir kabul kararı verilmesi gerekirken aksine verilen kararın hatalı olduğunu ve bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği ve tahsis şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususundadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 1 inci maddesi ile 2829 Sayılı Kanun'un 8 inci maddeleri hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı Kurum vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılama ve davacı hakkında tahsis şartlarının belirlenmesine dair yapılan uygulama yerinde ise de, aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurum'un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 3.Davacı tarafından davalı Kurum aleyhine iki ayrı davanın açıldığı ve HMK'nın 166 ncı maddesi gereğince mahkemece her iki dava dosyası birleştirilmiş ve yargılaması birlikte yapılmış ise de her bir davanın ayrı ayrı bağımsız varlıklarını koruduğu, buna göre asıl davada davacının isteminin reddolması karşısında karar tarihi itibari ile yürürlükte bulunan tarife gereğince asıl davada davalı Kurum lehine vekalet ücreti tayin edilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 4.Ne var ki, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; 1.Davalı kurum vekilinin temyiz itirazının aşağıdaki bent kapsamında kabulü ile, temyiz olunan ilk derece Mahkemesi kararının tamamen silinmesi ile yerine; "1-Asıl dava bakımından (2023/62 Esas sayılı dosyası) davacının hukuki yararı bulunmadığı anlaşılmakta olduğundan davasının usulden reddine, 2-Birleşen dava bakımından; (... 5.İş Mahkemesinin 2019/17 Esas sayılı dosyası) davanın kısmen kabulü ile, davacıya tahsis şartlarının oluştuğu 04.07.2021 tarihini takip eden ay başı olan 01/08/2021 tarihinden itibaren emeklilik aylığı bağlanmasına ve hak edilen aylıkların 01.11.2021 tarihi başlangıç kabul edilerek, her bir aylık için hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine 3-Davalı Kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 4-Davacının peşin harç olarak yatırdığı 44,40-TL'nin davacıya iadesine, 5-Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden, AAÜT gereğince davacı yararına belirlenen 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen davada reddolunan kısım yönünden; AAÜT gereğince davalı yararına belirlenen 9.200,00 TL ve asıl davada red nedeniyle AAÜT gereğince davalı yararına belirlenen 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde tarafların kalan gider avanslarının iadesine, 7-Davacı tarafça yapılan 764,20 TL yargılama giderinin; davanın kabul ve red oranı ile davalı tarafın yaptığı masraf da göz önüne alınarak 382 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına," hükmünün yazılması ile hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.