Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/2767 E. 2023/5685 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/2767
- Karar No
- 2023/5685
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1091 E., 2022/2017 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 16. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/369 E., 2021/51 K. Taraflar arasındaki hizmet tespitine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ile davalı ... ve fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... ve fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, 02.01.2000-17.06.2002 tarihleri arasında istisna akdi ile, 17.06.2002 - 24.09.2008 tarihleri arasında 1 yıldan az süreli istihdam edilecek işçi sayılmayan geçici personel olarak, 24.09.2008 - 20.09.2013 tarihleri arasında sözleşmeli statüde istihdam edilecek personel adı altında, 20.09.2013 tarihinden itibaren de 4/c kapsamında çalıştığını ileri sürerek; 02.01.2000 - 20.09.2013 tarihleri arasında çalışmalarının tespitini istemiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur. Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davanın kısmen kabulüne, davacının 14226.06 sicil sayılı davalı işyerinde 02.01.2001 - 20.09.2013 tarihleri arasında kuruma bildirilen süreler dışında 729 gün daha hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı ... ve fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili, davacının 02.01.2000 tarihinden itibaren davalı kurumda hizmet akdine dayalı olarak çalıştığını, davanın talepleri gibi kabulü gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı ... vekili, davanın reddi gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili, davanın reddi gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ve fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. Fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespitine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Kanun'un Geçici 7 inci maddesi atfı ile 506 sayılı Kanun’un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddeleridir. Anayasa’nın 12 inci maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Aynı zamanda “sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir.” Bu esası göz önüne alan anayasa koyucu “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında sosyal güvenlik hakkını da düzenlemiş ve 60’ncı madde ile “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmünü getirmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanun'un 6 ıncı maddesinde ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun'un 92 inci maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür. 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) İşin işverene ait yerde yapılması, c)Kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Bu nedenle dava konusu olayda öncelikle "hizmet aktinin varlığı" araştırılmalıdır; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1.(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393/1) maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurlarına yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8 inci maddesinde, “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır. Mahkemece, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilerek, bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 3. Değerlendirme Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacı ve davalı arasında imzalanan 02.01.2001-31.01.2001, 02.02.2001-16.03.2001, 07.05.2001-04.06.2001 döneminde 3 adet istisna sözleşmesi bulunduğu, davacının 17.06.2002 tarihinden 31.12.2008'e kadar "1 yıldan az süreli istihdam edilecek kurumun yapım ve yayıma yardımcı işçi sayılmayan geçici personel sözleşmesi", 24.09.2008 tarihinden itibaren "sözleşmeli statüde istihdam edilen personel sözleşmesi" uyarınca çalıştığı, 17.06.2002-30.09.2013 tarihleri arasında 4/1-a kapsamında giriş-çıkışlı bildirimleri bulunduğu görülmektedir. İlk Derece Mahkemesince, davacının davalı ... nezdinde hizmet sözleşmesi uyarınca çalıştığı kabul edilerek hüküm kurulmuşsa da, yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Davacının çalışmasının ne zaman başladığı, kuruma bildirilen ve sözleşme süreleri dışında çalışıp çalışmadığı, çalışmasının niteliği ve süresi ile ilgili olarak yetersiz soyut tanık beyanları ile hüküm kurulması isabetsizdir. Öte yandan; davacının çalışmalarının geçtiğini ileri sürdüğü işyeri bir kamu kuruluşu olduğu ve kamu kuruluşlarındaki çalışanların hizmetlerinin kayıtlara geçirilmesinin ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılmasının esas olduğu göz önünde tutularak, Kuruma hizmet bildirilmeyen dönemlerdeki ücret belgeleri ve bu dönemde davacıya ücret ödenip ödenmediği, ödeme yapılmışsa kim tarafından ödendiğinin araştırılması gerekir. Mahkemece yapılacak iş, davacının ücretini ne şekilde aldığı araştırılmalı, bu konuda davacının beyanı alınmalı, ücretini nasıl aldığı, hangi programlarda çalıştığı, kimlerle çalıştığı, ücretinin kim tarafından nasıl ödendiği sorulmalı, bu dönemde çalıştığına ve ücret aldığına ilişkin belgeler getirtilmeli, davacının çalıştığını beyan ettiği adresin işyeri giriş çıkış kayıt istenmeli, davacının resmi kayıtlara geçmeyen dönemlerde çalıştığını ve ücretini aldığını gösterir belgelerin ibraz edilememesi halinde bunun nedeni araştırılmalı, haklı ve izah edilebilir bir nedene dayanıyor ise bu takdirde tanık sözlerine itibar edilmeli, kamu kurumu olan davalı işyerinde ücret alma iddiasının yazılı belgelerle ispat edilebileceği göz önünde bulundurulmalı, davacının çalışmış olduğu programların rejisörleri, yetkili ve görevlileri tanık sıfatı ile dinlenilmeli, davacının isminin jenerikte yer aldığı belirtilen "Bir Nefes Anadolu" isimli programın canlı yayınlanıp yayınlanmadığı, topluca çekilip çekilmediği, hangi bölümlerin hangi tarihte çekildiği titizlikle araştırılmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda, araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.