Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/12392 E. 2024/11000 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/12392
Karar No
2024/11000
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2380 E., 2023/1393 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 15. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/208 E., 2022/312 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile davacının eşi ...'ın 18.12.2015 tarihinde davalı iş yerinde çalışmakta iken basınç kazanının kapağının fırlayarak başına çarpması sonucu vefat ettiğini, sorumlular hakkında İzmir 20. Asliye Ceza Mahkemesi 2016/543 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, davalı işverenin anlaşma teklifi üzerine ölenin yakınlarının ceza davasındaki şikayetlerinden vazgeçmesi şartı ile maddi tazminat hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminat yönünden anlaşma sağlanarak ibralaşıldığını, davacıya SGK tarafından dul aylığı bağlandığını, sürekli işgöremezlik geliri bağlanmasını istemediği için gelir bağlanmadığını, bu nedenle hesaplamanın peşin sermaye iradı düşülmeden hesaplama yapılması gerektiğini, maddi tazminat konusunda anlaşma sağlanması için haricen hesaplama yaptırıldığını ancak harici hesaplamalar arasında büyük oransızlık bulunduğundan anlaşma sağlanamadığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere peşin sermaye iradı mahsup edilmeksizin 230.000 TL maddi tazminatın (destekten yoksun kalma tazminatının) kaza tarihi olan 18.12.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen İzmir 20 İş Mahkemesi 2021/335 Esas sayılı dosyasına konu dava dilekçesi ile davacının eşi ...'ın iş kazası sonucu ölümü nedeniyle İzmir 15. İş Mahkemesi 2017/208 Esas sayılı dosyasında açılan davanın derdest olduğunu, hesap bilirkişisinden alınan raporda PMF yaşam tablosuna ve davalının % 100 kusur oranına göre 446.687,72 TL maddi tazminat hesaplandığını, bilirkişi raporu dikkate alınarak davayı 446.687,72 TL'ye ıslah ettiklerini, ıslahtan sonra Mahkemece TRH yaşam tablosuna göre hesaplama yapılması için ek rapor alındığını, bu tabloya göre de 560.073,84 TL tazminat hesabı yapıldığını, aradaki fark tutarı olan 113.386,12 TL için bu davayı açtıklarını iddia ederek 113.386,12 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesi ile ... ile davacının resmi nikahlarının 06.12.2015 tarihinde kıyıldığını, yaza erteledikleri düğün merasimi gerçekleşmeden müteveffanın kaza sonucu vefat ettiğini, henüz ortak yaşam koşullarının gerçekleşmediğini, anlaşma sonucunda davacı için 65.000 TL manevi tazminatın ödendiğini, bu davanın ise davacının SGK'ya verdiği dilekçe ile feragat ettiği destekten yoksun kalma gelirinin tamamının işverenden talep edilmesi nedeniyle açıldığını, kazanın meydana gelmesinde işverenin kusurunun bulunmadığını, 5510 sayılı Kanun'a göre sosyal güvenlik hakkından feragat edilemeyeceğini, davacının kendi babasından aldığı maaşın kesilmemesi için ... eşten dolayı maaş bağlanmasını istemediğini, davalı işverenin sorumluluğunun SGK tarafından karşılanmayan zararlar ile sınırlı olduğunu, davacının zararının öncelikle SGK tarafından ödenmesi gerektiğini, davacının SGK'ya feragat dilekçesi vererek gelir bağlama işlemini durdurmuş ise de ileride dilediği zaman tekrar başvurarak gelir bağlama işlemini yaptırmasına kanunen engel bulunmadığından, ileride gelir bağlanması ve SGK'nın işverene rücu etmesi halinde işverenin mükerrer ödeme yapmış olacağını, ayrıca davacının cenaze, defin ve mezarlık işleri için davalının 20.000 TL'ye yakın ödeme yaptığını, resmi nikah kıyılmasına rağmen ortak yaşam başlamadığından davacının destekten yoksun kaldığından da söz edilemeyeceğini, Yargıtay karalarında da desteklik durumunun hukuki değil fiili bir durumu ifade ettiğinin belirtildiğini, davalı işveren tarafından ölüm tarihinden bu yana defin ve cenaze giderleri, ikramları, mezar yapılması, ekonomik bakımdan zorda kaldığı dönemlerde talep edilen tutarlar, veraset ilamı çıkarılması için gereken noter masrafı vs. giderler için toplam 50.058,23 TL ödemede bulunulduğunu, talep edilen maddi tazminatın fahiş olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili birleşen dosyaya cevap dilekçesi ile asıl davaya konu cevap dilekçesindeki savunmalarını tekrar ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Mahkememizce yapılan yargılama ve toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davalıya ait .. Cad. No: ... ,.../İzmir adresindeki iş yerinde 02.02.2015 tarihinden itibaren çalışmakta olan davacının eşi ...'ın 18.12.2015 tarihinde üretim bölümünde kaynak hattının sonunda yer alan sızdırmazlık makinasında araç diferansiyel kovasının sızdırmazlık testlerini yapmakla görevlendirildiği, diferansiyel kovasının sızdırmazlık testini yaptığı sırada, diferansiyelin önüne konan kapağı kovaya sabitleyen iç destek lamasının orta yerinden kırıldığı ve fırlayan kapağın ...’ın yüzüne çarptığı, ...'ın aldığı darbenin etkisiyle, kafasını arkasında bulunan ray hattına çarparak kaza nedeniyle 21.12.2015 tarihinde hayatını kaybettiği, sızdırmazlık makinası gibi yüksek basınç uygulanarak sızdırmazlık testlerinin yapıldığı iş ekipmanlarında, makine ekipmanlarının ve bağlantılarının uygulanacak basınç ve kuvvete dayanacak nitelikte ve yeterli sağlamlıkta olması gerektiği, fakat kaza olayının sızdırmazlık makinasındaki destek lamasının orta yerinden kırılması sonucu meydana geldiği, davalı işverenin sızdırmazlık makinasının ve makinanın bağlantı elemanlarının yapılacak işe ve uygulanacak kuvvete dayanacak sağlamlıkta olmasını temin etmeyerek iş yerinde güvenli ekipmanlarla çalışılması yükümlülüğünü yerine getirmediğinden olayın meydana gelmesinde %65 kusurlu olduğu, olay tarihinde davalıya ait iş yerinde üretim müdürü olarak görev yapmakta olan ... ile pres ve kaynak hatları şefi olarak görev yapan ... 'in, görevleri gereği işyerinde işin sevk ve idaresinden sorumlu olmaları sebebiyle işveren vekili konumunda oldukları, 10.06.2003 tarih ve 25134 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve olay tarihinde yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinde; “İşveren adına hareket eden ve işin, iş yerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır.” hükmü nazara alınarak işveren vekili olarak, iş yerindeki denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmeyen ve yukarıda açıklanan iş güvenliği önlemlerinin alınmasında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeyen ve ayrıca olaya ilişkin ceza davasında da ceza almış olan dava dışı üretim müdürü ... ile pres ve kaynak hatları şefi ... ’in kaza olayının meydana gelmesinde %5'er oranında kusurlu oldukları, 21.01.1981 doğumlu ...'ın kaza olayı tarihi itibari ile 34 yaşında olduğu, 02.02.2015 tarihinde davalıya ait işyerinde sızdırmazlık test operatörü olarak çalışmaya başladığı, 31.03.2015 tarihinde 4 saat, 21.10.2015 tarihinde 4 saat olmak üzere toplam 8 saat iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verildiğine dair eğitim katılım belgeleri sunulduğu, ...'ın gerek yaşı, gerek çalıştığı süre, gerekse görevi gereği tecrübeli bir çalışan sayıldığı, iş yerinde sızdırmazlık test operatörü olarak görev yapmakta olan kazalı ...'ın, operatörlüğünü yapmakta olduğu iş makinasının ve makinanın bağlantı elemanlarının sağlamlığını kontrol ederek eskiyen parçaların yenileri ile değiştirilmesi için herhangi bir talepte bulunmadan sızdırmazlık makinasında çalışarak iş güvenliği kurallarını ihlal ederek kendi güvenliğini tehlikeye attığı, akabinde de kaza olayı meydana geldiği, 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 19. maddesinde; “Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür. Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda; iş yerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. İş yerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermekle yükümlüdür” düzenlemesinin yer aldığı, bu sebeplerle kazalı işçi ...’ın kazanın oluşmasında %25 oranında kusurlu olduğu, sonuç olarak olayın meydana gelmesinde işverenin toplam kusurunun %75, ... ...'ın kusurunun %25 olduğunu kabul etmek gerekmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 23.02.2021 tarih, 2020/9717 Esas, 2021/2003 Karar sayılı ilamında “Uygulamada, (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin kabulüne göre de; sigortalının veya hak sahibinin bakiye ömürlerinin tespiti noktasında 1931 tarihli “PMF (Population Masculine et Feminine)” Fransız yaşam tablosundan yararlanılmakta ise de; Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin ortak çalışmalarıyla “TRH2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup, Sosyal Güvenlik Kurumunun 2012/32 sayılı genelgesiyle de ilk peşin sermaye değerlerinin hesabında anılan tabloların uygulanmasına geçilmiştir. Gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda, Dairemizin kurum tarafından açılan rücu davalarında da istikrarlı bir şekilde uyguladığı üzere, ülkemize özgü ve güncel verileri içeren, “TRH 2010” tablosunun iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklı maddi tazminat davalarında da bakiye ömrün belirlenmesinde nazara alınması gerektiği açıktır.” görüşlerine yer verilmiş olup, 01.08.2022 tarihli raporunda davacının SGK tarafından yapılan ödemelerin rücuya tabi miktarı düşüldükten sonra TRH Yaşam Tablosuna göre ve davalının %75 kusurlu olduğu kabul edilerek yapılan hesaplama sonucunda tespit edildiği üzere davacının karşılanmayan maddi zarar miktarının 952.357,21 TL olduğunu kabul etmek gerekmiş ve taleple bağlı kalınarak dava dilekçesinde talep edilen 230.000,00 TL + ıslah dilekçesi ile talep edilen 216.687,72 TL + birleşen dosyada talep edilen 113.386,12 TL olmak üzere toplam 560.073,84 TL maddi tazminatın destekten yoksun kalınan ölüm tarihi olan 21.12.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar davalı vekili tarafından defin ve cenaze giderleri, ikramları, mezar yapılması, ekonomik bakımdan zorda kaldığı dönemlerde talep edilen tutarlar, veraset ilamı çıkarılması için gereken noter masrafı vs giderler için toplam 50.058,23 TL ödeme yapıldığı ve bu ödemenin hesaplanan maddi tazminat miktarından mahsup edilmesini talep etmiş ise de, davacının defin ve cenaze giderine ilişkin tazminat talebi olmayıp, bu ödemelerin davacının destekten yoksun kalma zararı ile bağlantısı bulunmadığından mahsubunun mümkün olmadığı, diğer ödemelerin ise dava konusu yapılmayan manevi tazminat takdirinde değerlendirilebilecek ödemeler olduğu nazara alınarak davalı vekilinin bu savunmasına itibar edilmemiş, davalı vekilinin davacı ve müteveffanın resmi nikah yapmalarına rağmen düğünleri olmadığından fiili birliktelik başlamaması nedeniyle davacının destekten yoksun kalmadığı yönündeki savunmasına, tarafların ölüm tarihinden önce resmi olarak evlenmiş olmaları ve müteveffanın desteğinin başlamış olması nedeniyle itibar edilmemiştir. ...." gerekçesiyle, "1-Mahkememizin 2017/208 Esas sayılı dosyası ile birleşen İzmir 20. İş Mahkemesinin 2021/335 Esas sayılı dosyası birlikte değerlendirilerek, davanın kabulü ile 560.073,84 TL maddi tazminatın ölüm tarihi olan 21.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Davalı vekili temyizinde, avacının, olaydan 12 gün önce ... ile resmi nikah kıyılmış olmasına rağmen, düğün tarihinin daha sonraki bir tarih olarak tespit edildiği; fiilî bir evlilik birliği kurulmadığı, yöresel örf ve adetlerine göre düğün tarihine kadar kendi aileleri yanında ikamete devam ettikleri tarafımızdan ileri sürülmüş; bu iddiaya davacı tarafça bir itiraz da gelmemiştir. Bu hususun MERNİS kayıtları ve benzeri araştırmalar yapılmak suretiyle araştırılması talebimiz yerel Mahkemece yerine getirilmemiş; buna ilişkin itirazımız da İstinaf Mahkemesince reddedildiği, 08.03.2021 tarihli 1. ek raporun PMF Tablosuna göre düzenlenen seçeneğine ilişkin olarak da davacı tarafın açık kabul beyanı olduğu halde bu hususun dahi Mahkemece dikkate alınmadığını, davacı tarafça bilirkişi hesap raporlarına itiraz edilmemesi nedeniyle davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hakların dikkate alınmadığını, 6100 sayılı HMK'nun 281. maddesine göre, taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesi durumunda diğer taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşacağını,eşin evlenme ihtimali oranının yanlış belirlendiğini, 13.11.2019 tarihli hesap raporuna göre talebini ıslah eden davacının PMF tablosuna göre yapılan hesaplamaya göre talebini ıslah etmiş olmasına karşın alınan ek hesap raporunda TRH 2010 tablosuna göre yapılan ve hükme esas alınan tutara göre lehlerine oluşan usuli kazanılmış hak ihlal edilerek karar verildiğini belirterek kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davanın yasal dayanakları 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi hükümleridir. 1.3. destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır. 4. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır". 5.Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. 6.Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir. 7. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". 8.Türk Borçlar Kanunu'nun 51. maddesine göre ise "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler". 9.Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi-1978 Ankara, shf 846 ve devamı). 10.Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. 11.İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir. 12.Zira Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında davacı anne ve babanın destekten yararlandığının ispatı için kurumdan gelir bağlanması şartı aranmamakta olup, bunun bir sonucu olarak da davacı anne ve babanın destek tazminatı alacaklarının kurumdan bağlanan gelirin ödendiği süre ile sınırlı olduğunu kabul etmek açıkça İçtihadı Birleştirme Kararıyla amaçlanan sonucu bozucu mahiyettedir. 13.Öte yandan yeniden evlenmekle ölen eşin desteğinden çıkılmış olacağı muhakkaktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinde, "(1)Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, Kanun'un açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir. (2) Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak, tüzel kişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya iptaline, boşanma veya ayrılığa, velayete, soybağına ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri altmışbin Türk Lirasını aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz veya cevap dilekçesinde duruşma yapılmasını talep etmiş ise Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen davetiye gönderilir. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az iki hafta bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma talebi dikkate alınmaz. Duruşma giderinin eksik ödenmiş olduğu anlaşılırsa, dairenin başkanı tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde duruşma talebinden vazgeçilmiş sayılacağı, duruşma isteyene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde giderler tamamlanmadığı takdirde, Yargıtay incelemesini dosya üzerinde yapar. (3) Altmışbin Türk Liralık duruşma sınırının belirlenmesinde 362. maddenin ikinci fıkrası kıyas yoluyla uygulanır. (4) Yargıtay, ikinci fıkra hükmü ile bağlı olmaksızın, bilgi almak üzere re'sen de duruşma yapılmasına karar verebilir. (5) Duruşma günü belli edilen hâllerde Yargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra, taraflardan hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını verir. (6) Duruşma günü kararı verilemeyen işlerin en geç bir ay içinde karara bağlanması zorunludur. (7) Kanunda ivedi olduğu bildirilen dava ve işlere ait temyiz incelemesi öncelikle yapılır." hükmü düzenlenmiştir. Anılan düzenlemede Yargıtay'ın, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmadığı, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebileceği düzenlenmiştir. Buna göre somut olayda,davalı vekilince, eşin evlenme ihtimalinin hatalı hesaplandığını iddia edilmiş olduğu buna göre temyizin sebep ve kapsamı ile anılan yasal düzenleme birlikte değerlendirildiğinde nüfus kayıtlarına göre muris sigortalının eşi olan davacının 06.05.2023 tarihinde yeniden evlenmiş olduğu sabit olmasına rağmen murisin bakiye ömrü ile sınırlı şekilde destek zararı hesabı yapılan bilirikişi raporunun hükme dayanak kılınarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Mahkemece yapılacak iş, davacı eşin murisin ölüm tarihi ile davacı eşin yeniden evlenme tarihi arasında eşin destekten yoksun kaldığı gözetilerek yeniden alınacak bilirkişi hesap raporu alınmalı,bu kapsamda davacı tarafından 13.11.2019 tarihli bilirkişi hesap raporuna itirazı olmadığı da gözetilerek hesaplama yapılmalı, davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da dikkate alarak çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. 2.Kabule göre de hükme dayanak kılınan kusur raporunda davalı işverene %75, davacı murisine %25 kusur izafe edilmesine karşın 08.03.2021 tarihli 1. Ek raporun, PMF 1931 yaşam tablosu ve %100 kusur oranı üzerinden yapılan ve 1.seçenek olarak belirtilen hesaplamaya göre 446.687,22 TL olarak bulunan tutar, 22.11.2021 tarihli 2. Ek hesap raporuna göre 560.073,84 TL olarak artırım yapılan talebin hüküm altına alınması, birleşen dosyada esas alınan raporun ise TRH 2010'a göre ve %100 kusur oranına göre ve zararın 560.073,84 TL olarak belirlenmesi ve anılan birleşen dava ile de bu zarara göre fark tutar olan 113.386,12 TL olarak ileri sürülen bu fark tutarın 3. bir hesap raporuna ilişkin olduğu gözetilmeksizin talebin artırımına ve birleşen dosyaya esas kılınan raporların farklı farklı olduğunun gözetilmemesi isabetsiz bulunmuştur. O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, sair temyiz itirazları incelenmeksizin, istinaf itirazının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/12392, K. 2024/11000, T. 13.11.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-12392-e-2024-11000-k-86c45c8c262c