Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/4241 E. 2023/8384 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/4241
Karar No
2023/8384
Karar Tarihi

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TARİHİ : 25.09.2012 KARAR : Kısmen Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin 12.07.2012 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda çalışma gücünü tamamen kaybettiği, kusurun davalılara ait olduğundan bahisle dava dilekçesi ile 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ettikten sonra, 17.04.2018 tarihli talep arttırım dilekçesi maddi tazminat istemini 58.315,27 TL'ye arttırmıştır. Dairemizin 29.09.2020 tarih ve 2020/7571 Esas, 2020/5116 Karar sayılı bozma ilamından sonra davacı vekilince ibraz edilen 13.09.2021 tarihli talep arttırım dilekçesi ile maddi tazminat istemi bu kez 206.971,17 TL'ye arttırılmıştır. II. CEVAP Davalılar Gülermak... Şirketi, Makyol... Şirketi, Astaldi... S.P.A Şirketi'nin ortak vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, husumet yönünden davacının davalıların işçisi olmadığını, müvekkili şirketler yönünden bir iş akdi ilişkisi olmadığından davanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğini, yetkili Mahkemenin işçinin işini yaptığı yer Mahkemesi olduğunu, kazanın davacının dikkatsiz ve tedbirsiz çalışmasından meydana geldiğini, ceza dava dosyasının bekletici sorun yapılması gerektiğini, davacının sürekli iş göremezlik oranını kabul etmediklerini, maddi tazminatın bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağını, Avrasya Metro Grubu tarafından davacının tüm maddi zararının karşılandığını, bu noktada zararın denkleştirilmesi gerektiğini, SGK tarafından yapılan ödemelerin dikkate alınması gerektiğini, istenilen manevi tazminatın çok yüksek ve fahiş olduğunu savunmuştur. Davalı SYS ...Şirketi vekili cevap dilekcesinde özetle; davacının kendi ağır kusuru ile yaralandığını, kusur durumunun kesinleşmediğini, davacının tedbirsiz ve dikkatsiz davranışı dolayısıyla kaza oluştuğundan maddi tazminat yönünden müvekkilinin yasal sorumluluğunun bulunmadığını, davacının tüm tedavi giderlerinin davalı şirketçe karşılandığını, tedavi giderlerinin hesaptan mahsup edilmesi gerektiğini, istenilen manevi tazminatın fahiş olduğunu, haklarındaki davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.05.2018 tarihli ve 2012/148 Esas 2018/301 Karar sayılı kararıyla; 12.07.2011 tarihli iş kazasının oluşumunda davacının %30, davalı SYS... Şirketi'nin %40, adi ortaklığı oluşturan diğer davalı şirketlerin ise %30 oranında kusurlu oldukları, davacının tespit edilen sürekli iş göremezlik oranının %46,00 olduğu kabulünden hareketle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 0.05.2018 tarihli ve 2012/148 Esas 2018/301 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar Gülermak Şirketi, Makyol Şirketi, Astaldi S.P.A. ... Şirketi'nin ortak vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç ... Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi'nin 27.12.2018 tarih, 2018/2207 Esas, 2018/2187 Karar sayılı kararı ile ileri sürülen istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kamu düzenine aykırılık teşkil edecek bir durumun bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince delillerin değerlendirilmesi ve takdirinde bir isabetsizliğin bulunmadığı, verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar Gülermak ...Şirketi, Makyol ...Şirketi, Astaldi S.P.A... Şirketi'nin ortak vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 29.09.2020 tarih 2020/7571 Esas, 2020/5116 Karar sayılı kararı ile davalı tarafça dosyaya ibraz edilmiş bordrolardan, davacıya devamlılık arz edecek şekilde fazla mesai ödemeleri yapıldığı anlaşılmasına karşın hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda fazla mesai ödemelerinin dikkate alınmamasının isabetsiz olduğu, Mahkemece dosyada mevcut bordrolara yansıyan fazla mesai dahil ücretleri dikkate alacak şekilde, işlemiş (bilinen) devre sonu olarak 12.07.2018 tarihini kabul eden bilirkişi hesap raporu alarak davacının maddi zararını yeniden hesaplatmak ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 23.11.2021 tarih, 2020/362 Esas, 2021/521 Karar sayılı kararla, davacının tazminat hesaplamasında esas alınacak ücret miktarı hususunda uyuşmazlık bulunduğu, davacının dava dilekçesinde günlük 70 ile 100 TL arasında ücret aldığını iddia ettiği, dosyaya sunulan ücret bordrolarında davacının tahakkuk ettirilmiş fazla çalışma ücreti ve agi dahil olmak üzere net 2.827,53 TL ücretle çalıştığı, davacının iddia ettiği ücretin ortalamasının günlük 85,00 TL olduğu, buna göre davacının iddia ettiği aylık ücretinin 2.550,00 TL olduğunun tespit edildiği, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74 ve 75 ve yeni 6100 sayılı HMK.’un 25 ve 26 ncı maddeleri uyarınca hakim, dava veya cevap dilekçesinde bildirilen vakıalarla bağlı olup, tarafların bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemeyeceği ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamayacağı, tarafların talep sonuçları ile bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka şeye karar veremeyeceği, Her ne kadar Yargıtay bozma ilamında dosyada mevcut bordrolara yansıyan fazla mesai dahil ücretleri dikkate alarak hesaplama yapılması gerektiği belirtilmişse de davacının iddia ettiği ücretin aylık net 2.550,00 TL ücrete denk geldiği, bordrolarda görünen ücretin ise net 2.827,53 TL olduğu anlaşıldığından emsal içtihatlar ve belirtilen kanuni düzenlemeler gereği davacının bildirdiği vakıa ve taleple bağlı kalınması gerektiği ve davacının net 2.550,00 TL ücret aldığı kabul edilerek yapılan hesaplamanın hükme esas alındığı, Mahkemece alınan 25.09.2015 ve 16.11.2015 tarihli teknik bilirkişi heyetince hazırlanan kusur raporunda; kazanın meydana gelmesinde davalı asıl işveren Astaldi-Makyol-Gülermak Ortak Girişimi ile davalı alt işveren SYS Mühendislik Mimarlık İnş. Ltd. Şti.'nin toplam %70, kazalı ...'ın %30 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, Davacı ...'ın geçirmiş olduğu iş kazası neticesinde SGK Kurul raporunda %46,00 oranında işgücü kaybına uğradığının anlaşıldığı, Kusur raporu, sürekli iş göremezlik oranı, dosyada bulunan ilk peşin sermaye değerli ödeme kayıtları ve geçici iş göremezlik ödeneği dikkate alınarak hazırlanan 19.04.2021 tarihli hesap raporu neticesinde davacı ...'ın net 206.971,17 TL maddi zararının bulunduğunun tespit edildiği, Manevi zararın, hukuka aykırı eylem sonucu kişisel değerlerde meydana gelen eksilme olduğu, kişisel değerlerin soyut niteliği nedeniyle meydana gelen eksilmenin rakamsal karşılığını, parasal değerini ifade etmenin mümkün olmadığını, bununla birlikte kişisel değerlere yapılan saldırı neticesi ruhsal dengenin bozulması, yaşama sevincinin eksilmesi kaçınılmaz olduğundan hukukun manevi zararı giderir yükümlülüğü dışında tutmadığı, genel değer ölçüsü olması nedeniyle belli bir miktar paranın verilmesi suretiyle zarar görenin tatmin edilmesini amaçladığı, manevi zarar karşılığı tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartların Yargıtay İçtihat Birleştirme Genel Kurulu 22.06.1966 tarih 1966-7 sayılı içtihadında açıklandığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 26.03.2004 tarih 2004/370 sayılı kararında manevi tazminatın İçtihat Birleştirme kararında belirtilen fonksiyonlarının yanı sıra caydırıcılık özelliğinin de bulunduğuna karar verildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56 ncı maddesine göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarının adalete uygun olması gerektiği, hükmedilecek bu paranın zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşıdığı, bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmediği, o halde, bu tazminatın sınırının onun amacına göre belirlenmesi gerektiği, takdir edilecek miktarın mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olması gerektiği, Manevi tazminat miktarının tayininin önem ve manevi zararın soyut niteliği nedeniyle güçlük arzettiği, "... Manevi gideri, mal varlığı dışındaki hukuksal değerlere yapılan saldırılar ile meydana getirilen eksilmenin giderilmesi olup, amacı ise çekilen acıları yeterince dindirmek, kırılan yaşama arzusunu tazelemek, yaşama yeniden bağlanmak ve ruhsal dengeyi sağlamaktır. Bu amacın gerçekleştirilmesi için zarar göreni mal varlığının çoğaltılması öngörülmüştür. Böylece zarar verenden bir akçe tutarı alınıp, zarar görene ödemekle acıları dindirmek, ruhsal düzeni dengelemek, yaşama bağlılığı tazelemek istenilmiştir. Hukuksal değerlerde meydana gelen ve para ile ölçülemeyen eksikliklerin doğrudan doğruya karşılanmasının olanaksızlığı, bunların zarar kavramı dışında tutulması için bir gerekçe yapılamaz, manevi zarar karşılığında bir para verilmesi, bu zararın doğrudan doğruya giderilmesinin olanaksızlığından ötürüdür. Para, genel bir değer olmak yönünden, zarara uğrayanların yada yakınlarının katlandıkları acı ile denkleşecek bir çok olanaklar sağlayan, üstelik tatmin ve teselli yolları açan ve böylece manevi acıları ve kayıpları hafifleten bir araçtır." Somut olayda davacı ...'ın geçirmiş olduğu iş kazası neticesinde yaralandığı, bu olay nedeniyle davacı ...'da geçici ve sürekli iş göremezlik kaybının oluştuğu, iş kazasının meydana gelmesinde davalıların iş hukuku bakımından kusurunun bulunduğu anlaşılmakla davacının uğradığı manevi zararın giderimi amacıyla yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda paranın satınalma gücü itibariyle belirli bir meblağın davalılardan alınarak davacıya verilmesi suretiyle davacının zedelenmiş olan yaşama sevincini tazelemek, bunu yaparken felaketi özlenir kılmamak, davalıları ekonomik bir yıkıma sürüklemeksizin daha dikkatli ve özenli olmaya sevketmek hedeflenerek günün ekonomik koşulları ve tarafların durumları itibariyle belirlenen davacı için 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiği, Davanın belirsiz alacak davası veya kısmi dava olarak mı açıldığı hususunun tartışılmasında yarar bulunmaktadır. Belirsiz alacak davası alacaklıya zamanaşımı ve faiz başlangıcı noktasında imkanlar sağlayan istisnai bir dava türü olup, dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının açıkça yazılı olması veya 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesine dayanıldığının belirtilmesi gerekir. Alacağın belirsiz olduğunun dava dilekçesinde açıklanması bu noktada önemsizdir. Zira alacak belirsiz ise alacaklının kısmi dava veya belirsiz alacak davası açma hakkı vardır. Dava dilekçesinde "belirsiz alacak davası" açıldığı yazılı değilse veya Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 nci maddesine dayanılmamışsa, dava konusu miktarların 50-100-1000 TL gibi gösterilmesi halinde davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilmelidir. Sonradan alacaklı tarafın davayı belirsiz alacak davası olarak nitelemesi sonuca etkili değildir. Belirsiz alacak davasında kısmi davadan farklı olarak, davanın açılması ile birlikte alacağın tamamı için zamanaşımı süresi kesilir. Bu bakımdan yargılama sırasında talep artırımına konu edilen miktarlar yönünden zamanaşımı söz konusu olmaz. (Benzer Yargıtay 9. H.D. 2021/5063 Esas 2021/9200 Karar sayılı ilamı) Yapılan açıklamalar ve dava dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde davacının davasını 1.000,00 TL maddi tazminat ve 200.000,00 TL manevi tazminat üzerinden açtığı, dava dilekçesinde açıkça "belirsiz alacak davası" olarak açıldığının belirtilmediği ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 nci maddesine dayanılmadığı anlaşıldığından davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilmiş ve bozma sonrasında sunulan talep arttırım olduğu iddia edilen dilekçenin 2 nci ıslah olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, HMK'nın 176/2 nci maddesi uyarınca aynı davada ikinci kez ıslah ile talep arttırılmasının mümkün olmadığı, fazlaya dair hakların ek dava açılmak suretiyle istenmesi gerektiği, bu itibarla, kısmi dava olarak açılan davada maddi tazminat yönünden bozma sonrası ikinci kez yapılan ıslah dilekçesindeki talep artırmanın dikkate alınamadığı, bozma öncesi ıslahla arttırılan miktar olan 58.315,27 TL üzerinden ve geçici ödeme kararı üzerine ödendiği anlaşılan miktarlar dikkate alınarak maddi tazminat alacağının kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle davacı lehine 58.315,27 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın kısmi dava olarak değil belirsiz alacak davası olarak yorumlanması gerektiğini, bu nedenle son talep arttırım dilekçesine itibar edilmesi gerektiğini, hükme dayanak kılınan bilirkişi hesap raporuna yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, dosyada maaş bordrosu söz konusu iken bu bordrolar üzerinden hesaplamalar yapılmaması ve bu hususun da taleple bağlılık ilkesine dayandırılarak rapor tanzim edilmesinin doğru olmadığını, davacı müvekkili tarafından talep edilen hususun aylık ücretinin gerçek şekilde tespit edilerek hesap yapılması ve akabinde de doğru şekilde maddi tazminat talebinin sübut bulması olduğunu, dolayısıyla davalı şirket tarafından mahkemeye sunulmuş olan bordrolar üzerinden tespiti yapılan miktar üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, hesap raporunun hatalı olup bozmaya uygun olmadığını, 2022 yılında asgari ücretin %50 oranında artmış olmasına karşın bilirkişinin %10 artırım yaptığını, hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğunu, reddedilen manevi tazminat tutarı üzerinden karşı taraf lehine vekalet ücreti verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından davacı vekilinin dava dilekçesinde ücret noktasında müvekkilinin çelik kalıp ustası olup günlük 70,00-100,00 TL. arasında değişen yevmiyelerle çalıştığı, bu işçilerin inşaat süresince haftanın her günü çalışmakta ve yoğunlukla fazla mesai yaptığı, ayrıca şantiyede ikamet ettikleri, nitekim olayın meydana geldiği gün müvekkilinin sabah saat 07.30'da işe başlamış ve kazanın da saat 17.30 sularında meydana geldiği, bunun da müvekkilin fazla mesai yaptığını doğruladığı, müvekkili vb. işçilerin şantiyelerde ikamet etmeleri ve gurbetçi olmaları ve ayrıca fazla mesai yapmaları sonucu aldıkları yevmiye ve mesai ücrellerinin kazanç olarak kaldığı, normal şartlarda işçnin çalıştığı ve fazla mesai yaptığı düşünüldüğünde aylık kazancının 3,500-4.000-TL civarında olabildiğini belirttiği, İlk Derece Mahkemesi'nce verilen kararın Dairemiz'in 29.09.2020 tarih 2020/7571 Esas, 2020/5116 Karar sayılı kararı ile davalı tarafça dosyaya ibraz edilmiş bordrolardan, davacıya devamlılık arz edecek şekilde fazla mesai ödemeleri yapıldığı anlaşılmasına karşın hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda fazla mesai ödemelerinin dikkate alınmamasının isabetsiz olduğu, Mahkemece dosyada mevcut bordrolara yansıyan fazla mesai dahil ücretleri dikkate alacak şekilde, işlemiş (bilinen) devre sonu olarak 12.07.2018 tarihini kabul eden bilirkişi hesap raporu alarak davacının maddi zararını yeniden hesaplatmak ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği, İlk Derece Mahkemesi'nce bozmaya uyulmasından sonra alınan ve hükme dayanak kılınan 19.04.2021 tarihli bilirkişi hesap raporunda bordoda fazla mesai ve asgari geçim indirimi dahil olmak üzere davacının ücretinin 2.827,53 TL olduğu, ancak davacı tarafın dava dilekçesinde günlük 70,00 TL ile 100,00 TL arasında ücret aldığını beyan ettiği, bunun aylık ortalamasının 2.550,00 TL'ye denk geldiği, taleple bağlılık kuralı gereğince 2.550,00 TL ücret üzerinden hesaplama yapıldığının açıklandığı ve nihayetinde davacının yargılamaya konu iş kazasından kaynaklanan maddi zararının 206.971,17 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği, Mahkemenin temyiz incelemesine konu kararında bu hesap raporunun hükme dayanak kılındığı ve gerekçede her ne kadar Yargıtay bozma ilamında dosyada mevcut bordrolara yansıyan fazla mesai dahil ücretleri dikkate alarak hesaplama yapılması gerektiği belirtilmişse de davacının iddia ettiği ücretin aylık net 2.550,00 TL ücrete denk geldiği, bordrolarda görünen ücretin ise net 2.827,53 TL olduğu anlaşıldığından emsal içtihatlar ve belirtilen kanuni düzenlemeler gereği davacının bildirdiği vakıa ve taleple bağlı kalınması gerektiği ve davacının net 2.550,00 TL ücret aldığı kabul edilerek yapılan hesaplamanın hükme esas alındığının belirtildiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan 26 ncı maddesinde hakimin, tarafların istem sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği açıklanmış olmakla, hukuk yargılamasına “istemle bağlılık” ilkesi egemen kılınmıştır. Somut olayda davacı vekilinin dava dilekçesindeki beyanlarının müvekkilinin çelik kalıp ustası olup günlük 70,00-100,00 TL. arasında değişen yevmiyelerle çalıştığı, bu işçilerin inşaat süresince haftanın her günü çalışmakta ve yoğunlukla fazla mesai yaptığı, ayrıca şantiyede ikamet ettikleri, nitekim olayın meydana geldiği gün müvekkilinin sabah saat 07.30'da işe başlamış ve kazanın da saat 17.30 sularında meydena geldiği, bunun da müvekkilin fazla mesai yaptığını doğruladığı, müvekkili vb. işçilerin şantiyelerde ikamet etmeleri ve gurbetçi olmaları ve ayrıca fazla mesai yapmaları sonucu aldıkları yevmiye ve mesai ücrellerinin kazanç olarak kaldığı, normal şartlarda işçnin çalıştığı ve fazla mesai yaptığı düşünüldüğünde aylık kazancının 3,500-4.000-TL civarında olabildiğini belirttiği açık olduğuna göre Mahkemece davacı tarafın kendisini aylık net 2.550,00 TL ücretle bağladığı kabulünden hareketle sonuca gidilmesi yerinde görülmemiştir. Bunun yanında davacı tarafın ikinci ıslahına itibar edilmediği açık olduğuna göre bu ıslah dilekçesi ile birlikte yatırılmış olan harcın davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken alınması gereken karar ve ilam harcından mahsubuna karar verilmesi de isabetsiz olmuştur. Mahkemece yapılacak iş, davacı tarafın aylık net 2.550,00 TL ücretle çalıştığı yönünde bir kabulü olmadığını dikkate almak, fazla mesai ve asgari geçim indirimi dahil bordro ücreti üzerinden bilinen dönem sonunu değiştirmeyip 12.07.2018 olarak kabul eden bir hesaplama yapılmak suretiyle davacının maddi zararını tespit etmek, usuli kazanılmış hakları ve alınması gereken karar ve ilam harcı hesabında yukarıda açıklanan hususları gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/4241, K. 2023/8384, T. 19.09.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2022-4241-e-2023-8384-k-ae33def84110