Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/12234 E. 2023/99 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/12234
Karar No
2023/99
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/304 E., 2022/286 K. KARAR : Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma ile fazladan ödenen tutarın davalı Kurumdan yasal faizi ile birlikte tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece İlk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair, karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin kuruma yapmış olduğu prim ödemelerinde 5510 sayılı Kanun'un 81/ı bendi uyarınca %5''lik hazine yardımının da alınmış olması gerekçesiyle haksız ödenen tutarlardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 28.407,27 TL'nin primlerin kesilme tarihlerinden itibaren kademeli olarak uygulanacak avans faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili, davalı hakkında kurumca yapılan işlemlerin yerinde ve isabetli olduğunu buna göre davanın reddi gerektiğini belirterek, davanın reddine, yargılama ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi, 01.06.2015 tarihli ve 2014/2283 Esas, 2015/837 Karar sayılı Kararı ile "....Davacının ister Hazinece karşılanan (5) puanlık prim indirimden yararlanması halinde ihale makamı işverence istihkakından bu tutarın kesileceği düşüncesiyle, isterse yasal imkanı fark etmemiş olması nedeni ile sehven bu imkandan daha önce yararlanmamış olması, daha sonra yararlanamayacağı sonucunu doğurmamalıdır. Yasada belirtilen şartları taşıması halinde zamanaşımı süresi içinde her zaman bu hakkından yararlanmasına imkan tanınması gerektiği değerlendirilmektedir. Açıklandığı üzere; davalı idarenin belirtilen gerekçelerin hiç birsinin ilgili yasa ve hukuka uygun olmadığı değerlendirilmektedir. Zira belirtildiği üzere yasa ile verilen haklar idari tasarruflarla engellenemez. Nitekim idarenin bu yanlış uygulaması yasada değişiklik yapılmak sureti ile giderilmiştir. Davacı dava dilekçesinde 01.02.2009-31.03.2009, 01.04.2009-31.12.2009, 01.10.2010-31.12.2010, 01.01.2011-28.02.2011 dönemine ait Hazine tarafından karşılanması gereken (5) puanlık prim tutarının 28.407,27 TL olduğunu belirtmektedir. Davacı bu tutarın kuruma yazdığı tarihli yazısında da beyan etmiştir. Davalı idare verdiği savunmada bu tutara ilişkin herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Dosyadaki SGK tahakkuk fişleri ve SGK yazısı eki listeden ilgili aylara ilişkin SGK prim matrahlarının toplamının 568.145,53 TL olduğu, bu miktar üzerinden hesaplanan %5 karşılığın ise 28.407,27 TL olduğu, bu miktarın 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendi uyarınca Hazinece karşılanması gerekirken davacı tarafından fazladan ödendiği, 28.407,27 TL'lik sosyal güvenlik primi işveren hissesinin davacıya iade edilmesi gerektiği ve her aya ilişkin primin tahsilini takip eden aybaşı esas alınarak belirlenecek temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili yolunda mahkememize yeterli kanaat gelmiş ve davanın kabulüne, 5510 sayılı Kanun'un 81/1-i bendi gereğince 28.407,27 TL prim alacağının primlerin kesilme tarihlerini takip eden aybaşlarından itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, dair karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. İlk Bozma Kararı 1.Mahkemenin 01.06.2015 tarihli ve 2014/2283 Esas, 2015/837 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Dairemizin, 26.12.2017 tarihli ve 2015/16141 Esas, 2017/9314 Karar sayılı Kararı ile, "....Somut olay incelendiğinde, prim bedellerinden beş puanlık kısmının Hazinece karşılanması gerektiğinden bahisle sehven yatırılan toplam 28.407,27 TL'nin, primlerin kesilme tarihlerinden itibaren kademeli olarak uygulanacak avans faizi ile birlikte iadesi istenilmiş, mahkemece, “5510 sayılı Kanun'un 81/1-i bendi gereğince 28.407,27 TL prim alacağının primlerin kesilme tarihlerini takip eden aybaşlarından itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,” şeklinde karar verildiği anlaşılmış ise de; davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendi kapsamında araştırma yapılmadığı anlaşılmıştır. Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendi olup ilgi bentte “(Ek bend: 15.05.2008-5763 S.K./24.mad) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır. İşveren hissesine ait primlerin Hazinece karşılanabilmesi için, işverenlerin çalıştırdıkları sigortalılarla ilgili olarak bu Kanun uyarınca aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna vermeleri, sigortalıların tamamına ait sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden tutarı ile Hazinece karşılanmayan işveren hissesine ait tutarı yasal süresinde ödemeleri, Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmaması şarttır.” hükmüne yer verilmiştir. Belirtilen açıklamalar ve yasal mevzuat kapsamında, davacının söz konusu şartları taşıyıp taşımadığı davalı Kurumdan dayanak bilgi ve belgeleri ile birlikte sorulup, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 2- Kabule göre; 5510 sayılı Kanun'un 89/3 üncü maddesi “Yanlış veya yersiz alınmış olduğu tespit edilen primler, alındıkları tarihten on yıl geçmemiş ise, hisseleri oranında işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara veya genel sağlık sigortalılarına veya hak sahiplerine kanunî faizi ile birlikte geri verilir. Kanunî faiz, primin Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden ay başından, iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanır. Ancak Borçlar Kanununun 65 inci maddesi hükmü saklıdır.” hükmüne amir olup, mahkemece, alacağın Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden ay başından, iadenin yapılacağı ayın başına kadar geçen süre için faize hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması ile söz konusu ihale ilişkin evrakların dosya arasına konulmadan dosyanın Dairemize gönderilmesi isabetsiz bulunmuştur..." denilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 19.12.2019 tarihli ve 2018/115 Esas, 2019/448 Karar sayılı kararı ile; "...Mahkememizce yapılan değerlendirilmelere göre; incelemeye konu davanın 7103 sayılı Kanun'un Ek 17 nci maddesinin yürürlüğünden önce açıldığı 7103 sayılı Kanun'un Ek 17 nci maddesinde yer alan düzenleme nedeniyle görülmekte olan davalarda başvuru şartı aranmaksızın bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği, davacı tarafından Sgk ya 30.05.2018 tarihinde başvuru yapıldığı, başvuru hakkında verilmiş kararın olmadığı anlaşılmış, belirtilen yasa maddesi uyarınca Davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına, dair karar verilmiştir. C.2 nci Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Dairemizin verdiği 20.10.2021 tarih ve 2020/3019 Esas, 2021/12641 Karar sayılı bozma kararı ile; "Mahkemece dikkate alınan bozma ilamı ve 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesi'nce 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa'nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu re'sen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği taktirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Eldeki davada ise, mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş ise de, 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının iptali ile oluşan bu yeni durumun dikkate alınması ve davaya konu uyuşmazlığa ilişkin yasal dayanaklar ve teşvik hükümlerinden faydalandırılması veya fazla ödenen tutarların iadesi/mahsubu istemleri bakımından yasal tüm şartların varlığı incelenmeli ve sonucuna göre işin esası hakkında bir karar verilmelidir. denilerek karar 2nci kez bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince 2nci Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...5510 sayılı Kanun'un 81/1 inci maddesinde, maluliyet, yaşlılık ve ölüm sigortası primlerinden işveren hissesinin 5 puanlık kısmına isabet eden tutarın Hazine tarafından karşılanacağı, buna göre bütün özel sektör işverenlerinin hangi iş kolunda olursa olsun söz konusu işveren hissesinin 5 puanlık kısmına isabet eden tutarın kayıtsız şartsız Hazine tarafından karşılanacağının hükme bağlandığı, dava konusu teşvikin, ihale fiyat farkı ya da prim oranı değişikliğinin değil, kanun koyucu tarafından ekonomik istihdam paketi kapsamında işçi çalıştırılmasının teşviki amaçlı olduğu, anılan düzenlemenin bir fiyat farkı uygulaması olmadığı, bu nedenle 4734 sayılı Kanun'a göre ihalesi yapılacak hizmet alımlarına ilişkin fiyat farkı hesabında uygulanacak ve değerlendirilecek bir konu olmadığı, söz konusu düzenlemenin, alacağın vaktinde tahsil edilerek Kurumun nakit sıkıntısına düşmesinin engellenmesi, işverenden prim tahsilatının gecikme olmadan sağlanması ve işçi istihdamının teşvik edilmesine yönelik bulunduğu, Kamu İhale Tebliğine dayalı olarak kesinti yapmanın isabetli bulunmadığı Yargıtay 13 ve 23. Hukuk Dairelerinin örnek kararlarında da belirtilmektedir. Belirtilen nedenlerle, hak edişlerinden (%5) kesinti yapılmayan ve anıları madde uyarınca (%5) prim teşvikinden de yararlanılmadığı belirtilen dönemler davacı Şirketin anılan prim indiriminden yararlanması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca; Kanun'un 4. Üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin, bu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanmaktadır. Davacının alacağının belirlenmesi amacıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişinin raporunda davacı şirketin 2009/02, 2011/2 döneminde toplam 28.407,28 TL yersiz ödeme alacağı olduğunu belirtmiştir. Bilirkişi raporu denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli görülmüştür. Mahkememizce yapılan değerlendirmelere göre; 5510 sayılı Kanun'un ek 17 maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 81/(ı) maddesi uyarınca davacının toplam 28.407,27 TL alacağı olduğu anlaşılmış, davanın kabulüne davacının 1186297, 1188919, 1200441, 1220266 sicil numaralı iş yerleri nedeniyle 5510 sayılı Kanun'un 81/(ı) maddesi uyarınca (2009/02-2011/2 döneminde olmak üzere) toplam 28.407,27 TL alacağın ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,.." dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı temyiz dilekçesinde; kurumca yapılan işlemlerin yerinde olduğunu, aksine verilen kararın yerinde olmadığını belirterek, verilen kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvikler nedeniyle davacının davalı Kuruma fazladan pirm ödeyip ödemediği ile davalı Kurumca yapılan fazla ödemenin varlığı ve davacıya iadesinin gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri aynı zamandda 331 inci maddesi ile birlikte, 4447 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 10 uncu maddeleri hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerinden faydalandırılma ve fazla ödenen tutarın iadesi istemi ile açılmış eldeki davada, Mahkemece verilen ilk karar ile davanın kabulüne hükmedilmiş, yargılama devam ederken, 01.04.2018 tarihi itibari ile 7103 sayılı Kanun'un 70 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen ek 17 nci maddesi yürürlüğe girmiş ve Dairemizce anılan ek 17 nci madde hükümlerinin dikkate alınması gereğine işaret edilerek ilgili kararın bozulmasına karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece dikkate alınan bozma ilamı içeriğinde yer alan, 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olup, bu aşamadan sonra da anayasaya aykırılığı tespit ile iptal edilen bu fıkraya dayalı olarak verilmiş olan kararlar da dairemizce Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte oluşan bu yeni durum ve maddenin tüm hükümleri ile birlikte yeniden değerlendirilmesi için bir kez daha bozulmuş, böylece 4. Fıkrada yer alan “görülmekte olan davalar” yönünden yapılan bu yeni düzenleme ve aynı maddenin 3 fıkraya yaptığı yollama nedeniyle 3 üncü fıkra içerisinde getirilen davalı Kuruma yönelik ödeme yükümlülüğü karşısında, bu hükümlerin uyuşmazlığın çözümünde uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gelinen son aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapılacak olursa, ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrasında yer alan kuralın, “mahsup veya iade edilme yönünden üçüncü fıkra hükümlerine yaptığı atıftan dolayı ödemelerin üç yıla yayılacağını öngörmesinin, faizin başlama tarihi ve ödeme için öngörülen süre göz önünde bulundurulduğunda kuralın mülkiyet hakkını sınırladığı ve yapılan bu sınırlamanın orantısız ve aşırı olduğu, hak arama hürriyeti çerçevesinde dava açan kişilerin mahkemelerden adil yargılanma hakları gereği uyuşmazlığı bitirecek şekilde gerekçeli karar elde etme haklarının bulunduğu, yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına engel olan düzenlemelerin kişilerin karar elde etme hakkı ile birlikte sonuçları bakımından da kişilerin mülkiyet haklarının ölçüsüz şekilde sınırlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan maddeye dayalı olarak verilen kararlar da hukuka aykırı nitelikte olup, özellikle ek 17 nci maddenin 3 üncü fıkrasında yer alan düzenlemenin de mevcut bir dava olmaksızın prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılmasını düzenlemesi, başka bir deyişle davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesinin düzenlendiği hususu ile Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra, mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalktığı ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıf nedeniyle 3 üncü fıkrasının da uygulanabilir hüküm olmaktan çıkarıldığı hususu birlikte düşünüldüğünde, eldeki dava bakımından teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın kaynağı olan temel yasa maddesi, yani 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerinin davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması gerekir. Bu çerçevede irdeleme yapıldığında ise, mahkemece davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi olduğuna ilişkin kabul, yerindedir. Ne var ki davacı şirketin talebine konu tüm iş yerleri bakımından gerek ihale evrakları ve gerekse iş yerlerinin müfredat kartları getirtilerek, ayrı ayrı ve her bir iş yeri bakımından yapılacak irdeleme ile 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesindeki teşvikten faydalandırılma koşullarının varlığı araştırılmalı ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu yöndeki eksik araştırmaya dayalı kara tesisi isabetsizdir. 3-Kabule göre de, yersiz alınan primlerin iadesini düzenleyen 5510 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesine göre, “Yanlış veya yersiz alınmış olduğu tespit edilen primler, alındıkları tarihten on yıl geçmemiş ise, hisseleri oranında işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara veya genel sağlık sigortalılarına veya hak sahiplerine kanunî faizi ile birlikte geri verilir. Kanunî faiz, primin Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından, iadenin yapıldığı ayın başına kadar geçen süre için hesaplanır.” hükmüne amir olup, mahkemece, alacağın Kuruma yatırıldığı tarihi takip eden aybaşından, iadenin yapılacağı ayın başına kadar geçen süre için faize hükmedilmesi suretiyle infaza elverişli şekilde karar tesisi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 10.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/12234, K. 2023/99, T. 10.01.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2022-12234-e-2023-99-k-656da49756a9