Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2021/13035 E. 2023/2159 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/13035
Karar No
2023/2159
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

... MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2709 Esas, 2021/1833 Karar ... HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 38. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/392 Esas, 2021/22 Karar Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalıya ait iş yerinde ortacı olarak çalışmakta iken 23.02.2012 tarihinde iş kazası geçirmiş olduğu, davalı işverenin ilgili mevzuatta yer alan işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahisle sonuç olarak 213.824,78 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın meydana gelişinde davalının bir kusuru olmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kazanın meydana gelişinde davacının %20, davalının %80 oranında kusurlu oldukları, davacının sürekli iş göremezlik oranının ise %51,00 olarak tespit edildiği gerekçesi ile verdiği 25.12.2018 tarih ve 2016/570 Esas, 2018/711 Karar sayılı kararı ile maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 25.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesinden sonra bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nin 03.06.2020 tarih ve 2019/729 Esas, 2020/624 Karar sayılı kararı ile özetle davacı tarafından dosyaya, davalı ...'ın sorumluluğunu ispatlamak amacıyla yalnızca imzasız, onaysız bir kartvizite ait fotokopi sunulduğu, bu kartvizitteki adres ile kazanın meydana geldiği adresin numaralarının farklı olduğu, davalının meydana gelen kazada sorumlu olduğunu gösterir başkaca hiçbir delil bulunmadığı, davacı asilin dahi beyanında, ...'a ait işyerinde çalışırken, iş kazasının meydana geldiğini beyan ettiği, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı'nın 20.07.2016 tarihli raporuna ve ... C. Başsavcılığı'nın 2012/33827 soruşturma sayılı dosyasına göre işveren olan kişi nin ... olduğu, İlk Derece Mahkemesi'nin hangi delile dayanarak, hangi gerekçe ile davalıyı sorumlu tuttuğunu gerekçesinde açıklamadığı, husumetin tam olarak netleştirilmeden eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiği, davalı ... ile kayıtlarda işveren olarak gözüken ... arasındaki ilişkinin niteliğinin titizlikle araştırılması, davalıya ait ticaret sicil kayıtları ve mevcutsa imzalanan hizmet alım sözleşmesinin getirtilmesi, taraf tanıklarından davalının varsa sorumluluğuna ilişkin net bilgiler alınması, deliller hep birlikte değerlendirilerek davalı ve dava dışı ... arasında, organik bağ, birlikte istihdam, işyeri devri, iş sözleşmesinin devri, asıl alt işveren ilişkisi gibi bir ilişkinin bulunup bulunmadığı, bu kişiler arasında hukuki veya fiili bir irtibat olup olmadığı gibi hususların netleştirilmesi gerektiği, davalı ve dava dışı ... arasında yukarıda belirtilen ilişkilerden herhangi biri yoksa davacının gerçek işvereninin belirlenmesi gerektiği, buna göre usulüne uygun bir şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra dosyanın esası hakkında bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine karar verildiği, bu karardan sonra İlk Derece Mahkemesi'nce verilen temyiz incelemesine konu 04.02.2021 tarih ve 2021/392 Esas, 2021/22 Karar sayılı karar ile özetle istinaf kararı gereği yapılan incelemede sigorta kaydında asıl işveren olan ... ile davalı ...'ın davalı tarafından sunulan 17.12.2020 tarihli dilekçesi ve ekindeki belgelerden aynı adreste gösterildiğinin açık olduğu, davalı asilin mahkemeye iştirak etmediği de dikkate alınarak davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu kabul edilerek her iki davalının da davacının işçilik haklarından müteselsilen sorumlu bulunduğundan bahisle maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 25.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, yeniden yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesinin, istinaf bozma nedeni olan husumet hususunda hiçbir gerekçelendirme yapmadığını ve evvelki kararındaki aynı gerekçelerle davanın kabulüne karar vermiş olduğunu, dosyadaki tüm delillerin incelenmesi sonucu davacının kaza tarihi itibariyle ... adlı işverenin çalışanı olduğununun görüleceğini, müvekkili davalının hiçbir zaman işveren olmadığını, işçi çalıştırmadığını, dinlenen tanıkların da işveren olarak ...'ın olduğunu beyan etmiş olduklarını, ayrıca dava konusu iş kazası ile ilgili SGK tarafından davacıya yapılan ödemelerin tazmini için ... 1. İş Mahkemesinin 2018/220 E. sayılı dosyasından devam eden davada, davalı olarak ...'a dava açıldığını, mahkemenin söz konusu dosyayı celp etmeden değerlendirmede bulunmasının hatalı olduğunu, kazanın gerçekleşmesinde işverene isnat edilebilecek bir kusur bulunmadığını, kusurun tamamının, kullanımı kişilerce yasak olan yük asansörüne dikkatsizce binen davacı ile asansörün bakımından sorumlu iş hanı yönetimine ait olduğunu, davacının işverenin tüm uyarılarına rağmen yük asansörünü kullanması nedeniyle kazanın meydana geldiğini, iş kazasının meydana gelmesiyle işveren arasında illiyet bağının kesilmiş olduğunu, işverene kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığını, üçüncü kişi konumundaki iş hanı yönetiminin kazanın gerçekleşmesinde ağır kusurlu olduğunu ve bu kusurun işveren yönünden illiyet bağını kestiğini, davacının maluliyetine ilişkin dosyada iki farklı rapor bulunduğunu, birinde maluliyet oranının % 51, diğerinde ise % 32 olarak belirlendiğini, çelişkinin giderilmesi için ATK'dan rapor alınması gerekirken, bu yolu gidilmemesinin hatalı olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasa ile dosya içeriğine uygun olduğu, aksine itirazların hiçbirisinin yerinde görülmediğinden bahisle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, husumet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının çalıştığı iş yerinin kime ait olduğu konusunda uyuşmazlık bulunduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının dosya içerisinde bulunan evraklarla çeliştiğini, dosya içerisinde bulunan tüm resmi kurum kayıtlarında (... Ticaret Odası, Tuna Vergi Dairesi, Sosyal Güvenlik Kurumu vb.) davalı adına iş yeri kaydına rastlanılmadığını, iş kazasının meydana geldiği dönemde iş yerinin dava dışı ... adına kayıtlı olduğunu, dosya içerisinde bulunan SGK Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı inceleme raporu, SGK işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri, vergi levhası, Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları, davacı işçi tarafından imzalı maaş bordroları, karakol ifade tutanakları, savcılık soruşturma evrakları, tanık anlatımları dahil tüm belgelerin işverenin ... olduğu hususunu doğruladığını, tüm bu resmi evrakların aksini ortaya koyacak kuvvette delil olmadan davalı ile işyerinin ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını, iş yeri ile davalının ilişkilendirilmesine dayanak gösterilen kartvizitin, vekaletnamedeki adres ile iş yerinin adresinin aynı olması, davalı adına çıkartılan tebligatın iş yerinde 2017 yılı içinde alınmış olması gibi hususlar husumetin kurulması için yeterli olmadığını, zira dosya içerisinde bulunan kartvizitte davalının adının yazmasının işverenin davalı olduğunu göstermeyeceğini, yine sunulan vekaletnamenin 28.01.2008 tarihinde verildiğini, bu tarihte davalının adı geçen iş yerinde işçi olarak çalıştığının kendileri tarafından ifade edildiğini ve bu hususun SGK kayıtları ile de sabit olduğunu, mezkur dönemde noterlerin beyan edilen adrese göre vekaletname düzenlediklerini, bu sebeple davalının çalıştığı iş yerinin adresini beyan ettiğini, yine davalı adına çıkartılan tebligatın 24.08.2017 tarihinde iş yerinden teslim alınmış olmasının da husumetin kurulması için yeterli olmadığını, söz konusu dönemde davalının aynı iş yerinde halen çalışmaya devam ettiğini, söz konusu iş yerinin davalının amca çocukları tarafından kurulmuş bir işyeri olduğunu, davalının bu iş yerinde uzun süre işçi olarak çalışıp emekli olduğunu, iş yeri sahiplerinin akraba olması nedeniyle soyisimi benzerliğinin olağan olduğunu, mahkemenin soyisim benzerliğini husumetin kurulması için yeterli görmesinin hukuki olmadığını, kazanın gerçekleşmesinde davalıya atfetilecek kusur bulunmadığını, iş kazasının meydana gelmesi ile işveren arasında illiyet bağı bulunmadığını, 3. kişinin eyleminin illiyet bağını kestiğini, İlk Derece Mahkemesi'nin davacının maluliyetini tam ve doğru olarak tespit etmeden hüküm kurduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371'inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417'inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21'inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77'inci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8'inci ve 31'inci maddeleri. 3. Değerlendirme Dosya kapsamından, davacının Kurum kayıtlarında kaza tarihindeki işvereninin dava dışı ... isimli kişi olduğu ve işe giriş bildirgesinin ... tarafından verildiği, Kurum'un kaza olayı ile ilgili olarak iş kazası tahkikatı yaptığı ve işverenin ... olduğunu belirlediği, davacı asilin Kurum tahkikatı esnasında verdiği ifadesinde işvereninin ... olduğunu söylediği, ... isimli şahsın kaza günü verdiği kolluk ifadesinde iş yerinin kendisine ait olduğunu, kazalının kendi işçisi olduğunu beyan ettiği, davacı asil ve onun tanık olarak dinlenen eşinin duruşmada alınan ifadelerinde işverenin ... değil ... olduğu yönünde beyanda bulundukları, davacı tanığı ...'in duruşmada alınan beyanında kaza tarihindeki işverenin dava dışı ... olduğunu, davalı tanığı ...'ın ise kaza tarihindeki işverenin ... olduğunu beyan ettikleri, dosya kapsamında yer alan imzalı ücret bordroları ile işçilik alacaklarına ilişkin imzalı ibranamede işverenin yine ... olarak gösterildiği, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden gelen cevabi yazıya göre davalı ... adına kayıtlı herhangi bir ticari işletme bulunmadığının belirtildiği, davalının hizmet döküm cetvelinin UYAP üzerinden incelenmesinde davalı ...’in dahi kaza tarihi itibariyle dava dışı ...’ın sigortalısı olduğu, İlk Derece Mahkemesi'nce dava dışı ... ile davalı ... arasında hangisinin asıl işveren hangisinin alt işveren olduğu yönünde bir belirleme dahi yapılmaksızın her ikisi arasında asıl/alt işveren ilişkisi bulunduğu kabulünden hareketle karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin karar gerekçesinde ise davalı ... ile dava dışı ... arasında organik bağ bulunduğu kanaatine varılarak davalının bu yöndeki istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 7 nci fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7 nci maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince davalı ... ile ... arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu kabulünden hareketle sonuca gidilmiş ise de salt dava dışı ... ile davalı ...'ın adreslerinin aynı olmasının ve davalı asilin mahkemeye iştirak etmemiş olmasının adı geçen her iki gerçek kişi arasında asıl/alt işveren ilişkisinin varlığına delil teşkil etmeyeceği gözden kaçırılarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde çalışmakta olduğu iş yerinin dava dışı ... adına tescilli ve kapsamda bulunduğunu dikkate alarak davalı ...'ın alt işveren ya da üst işveren yahut işveren vekili olup olmadığını yöntemince araştırıp tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenerek bu sıfatların, bu hal ve durumların tespiti halinde usuli kazanılmış hakları da gözetmek suretiyle sonucuna göre bir karar vermek, aksi halde yani davalı ...'in asıl/alt işveren veya işveren vekili olmayıp üçüncü kişi olduğunun kabulü halinde iş mahkemesinin görülmekte olan eldeki davaya bakmakla görevli olup olmadığı hususunu iredelemek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/13035, K. 2023/2159, T. 07.03.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2021-13035-e-2023-2159-k-114ad80dadef