Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/2787 E. 2026/3568 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2787
- Karar No
- 2026/3568
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/91 E., 2015/517 K.
Mahkemece verilen karar; davacı vekili ile davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R-
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptal-tescil isteğine ilişkindir.
Kadastro sonucunda ...ili, ...ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan 1 32... parsel sayılı 27.005,23 metrekare yüz ölçümündeki taşınmaz, malikinin kim olduğu bilinmediğinden Hazine adına tespit edilmiş, dava dışı ...’nin itirazı üzerine Kadastro Komisyonunun kararıyla taşınmazın ikiye ifrazı ile 12.475,41 metrekarelik bölümünün ... adına, kalan bölümünün ise Hazine adına tesciline karar verilmiş; yine dava dışı ...nın 1 32... parsel sayılı taşınmazın tespitine itiraz edilmesi üzerine, Kadastro Mahkemesinin 25.06.2010 tarihli ve 2009/312 Esas, 2010/131 Karar sayılı kararıyla davanın reddi ile taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş ve hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Dava konusu 1 59... parsel sayılı 1.088,17 metrekare yüz ölçümündeki taşınmaz ise malikinin kim olduğu bilinmediğinden Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Aynı çalışma alanında bulunan 1 32... parsel sayılı 1.642,42 metrekare yüz ölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Seyit Uzunpınar adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı ... dava dilekçesinde; dava konusu 1 32... , 1 36... ada 4 parsel sayılı taşınmazların evveli itibariyle murisleri olan babaları ...’ya ait olduğunu, murisin ölümüyle mirasçılarına kaldığını, halen mirasçılar tarafından zilyet edildiğini ancak kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek murisleri ... adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamalarda eldeki dosya davacısı ... muris ... terekesine mümessil olarak tayin edilmiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, duruşmalardaki beyanında davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu 1 32... parsel sayılı taşınmaz yönünden davadan feragat edildiği, 1 32... parsel sayılı taşınmazın bilirkişi raporlarına göre geçmişte tarla olarak kullanılmadığı, davacının ekonomik amaca uygun zilyetliğinin bulunmadığı, 1 59... parsel sayılı taşınmazın ise evveliyatında davacının ailesinin zilyetliğinde olduğu, bilirkişiler tarafından incelenen hava fotoğraflarının bu hususu desteklediği, davacı her ne kadar muris babası adına iptal ve tescil talebinde bulunmuş ise de ölü kişi adına tescil talebinde bulunulamayacağı, TMK’nın 701. vd. maddeleri gereğince murisin vefatı ile tereke üzerinde mirasçıların elbirliği ile mülkiyetlerinin söz konusu olacağı, bu nedenle davacının sadece kendi payı oranında tescil talebinde bulunabileceği, kimsenin, hakkından fazlasında tasarruf edemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1 59... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının 1/10 pay oranında iptali ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, kalan kısmın mevcut tapu maliki üzerinde bırakılmasına, 1 32... parsel sayılı taşınmaza yönelik davanın feragat nedeniyle reddine, 1 32... parsel sayılı taşınmaza yönelik davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, kadastro öncesi hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istekli eldeki davanın terekeye iade istekli olarak açıldığı, her ne kadar karar başlığında adı yazılı olmasa da yargılama sırasında murisin terekesine davacının temsilci olarak atandığı, terekeye temsilci atanmasından sonra tereke ortağının ya da ortaklarının davayı takip yetkisinin ortadan kalkacağı, bir başka ifade ile davayı açan mirasçı ya da mirasçıların tapu iptali ve tescil talepleri yönünden davayı takip yetkisi sona erdiğinden, anılan talebe ilişkin hükmü temyiz etme hakkının miras şirketini temsil eden mümessile geçeceği tereddütsüzdür. Ne var ki, eldeki davada hükmü temyiz eden davacı vekilinin, tereke mümessili vekili sıfatıyla vekaletnamesi bulunmadığı gibi, noksan ikmali için dosyanın mahalline iadesine müteakip hükmü temyiz eden davacı vekilinin açıkça tereke mümessili sıfatıyla vekaletname ibraz edemeyeceklerine dair beyanının bulunduğu da kuşkusuzdur. O halde, davayı takip yetkisi ortadan kalkan ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunmayan davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Davalı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; dava konusu1 59... parsel sayılı 1.088,17 metrekare yüz ölçümündeki taşınmaz, malikinin kim olduğu bilinmediğinden Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Bilindiği üzere 4721 sayılı TMK'nın 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerinde, orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici taşınmazlardan imar-ihya edilerek dava tarihine kadar 20 yıl süreyle çekişmesiz ve aralıksız olarak zilyet edilenlerin zilyetleri adına tescil edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca iktisap edilebilirken; ham toprak, hali arazi, köy boşluğu gibi basit ameliye ile zilyet edilebilecek yerler ise aynı Yasa'nın 14. maddesi gereğince iktisap edilebilir. Somut olayda; Mahkemece kadastro tespit günü itibariyle zilyetlikle taşınmaz iktisabına ilişkin yasal koşulların davacı yararına gerçekleştiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki, dosya arasında yer alan ziraat mühendisi bilirkişi raporuna ekli olup taşınmaz başında keşif günü çekilen görüntülerden taşınmazda tarımsal faaliyete rastlanmadığı, keza rapor içeriğinde de zeminde tarımsal faaliyet olmadığının açıkça belirtildiği; jeodezi raporunun ise bilimsellikten uzak, son derece soyut ve yetersiz olduğu; yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarında bahsi geçen kullanımın ekonomik amaca uygun tarımsal faaliyet kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Yukarıda açıklanan verilere göre hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraat mühendisi ve jeodezi bilirkişinin dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olduğu ve davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinimine ilişkin koşulların oluştuğuna dair kanaate itibar edilmesi mümkün değildir.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen Mahkemece, olgular dikkate alınarak davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne hükmedilmesi doğru değildir.
Davalı Hazine vekilinin açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf olduğundan, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın ...Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.