Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/532 E. 2025/5926 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/532
Karar No
2025/5926
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1396 E., 2024/1603 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kaynarca 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/60 E., 2023/124 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan ...'yı tanıdığını, ...'yla birlikte iş yapmak amacıyla genel vekaletname verdiğini, davalı ...'in bu vekaletnameyi kötüye kullanarak Sakarya ili, .... ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 1240 parsel, 1241 parsel ve ... Mahallesinde bulunan 1 22... parsel sayılı taşınmazlarını 25.02.2020 tarihinde oğlu olan diğer davalı ...'ya satış suretiyle temlik ettiğini, ...'un da taşınmazları öteki davalılar ... ve ... 'ya satış yoluyla devrettiğini, davalı ...'in vekaletnameyi güvenini ve iyi niyetini istismar ederek kendisini dolandırmak için kullandığını, diğer davalı ...'nın da aynı babası gibi kötüniyetle taşınmazları tapuda devraldığını, daha sonra da üçüncü kişiye devretmek suretiyle eylemine yasallık kazandırmaya çalıştığını, kendisine herhangi bir ödemenin de yapılmadığını, davalılar ile birlikte bu işlemleri yapanlar hakkında Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, davalıların kötü niyetli olduğunu belirterek dava konusu taşınmazların tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin emlak işi yaptığını, Sakarya bölgesinde taşınmaz alımı ile ilgilendiğini, dava konusu olan ve diğer davalı ...'nın malik sıfatı ile bulunduğu 12 40... parsel sayılı taşınmazları tapuda güven ilkesi doğrultusunda iyi niyetli üçüncü kişi olarak ... ilçesinde emlak işi yapan ... vasıtasıyla vekalet vermek suretiyle aldığını, taşınmazlar karşılığı komisyon dahi ödediğini, müvekkilinin diğer davalılar ile davacı arasındaki sorunları bilme ihtimalinin olmadığını, müvekkilinin İstanbul ilinde yaşadığını, bu çevreyi bilmediğini, kaldı ki davacının diğer davalılara vekalet verdiğini, vekalete dayalı geçerli bir işlem yapıldığını, müvekkilinin davacıyı tanımadığını, diğer davalılar ile de özel bir ilişkisinin olmadığını, davacının açtığı davanın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde adları geçen ... ve ... ile diğer davalıları tanımadığını, daha önceden tanıdığı dava dışı ... vasıtasıyla ... Mahallesinde bulunan yeri sonradan isminin ... olduğunu öğrendiği kişiden 20.000,00 TL bedel ile satın aldığını, davada bahsedilen olaylardan haberinin olmadığını, taşınmazı birikimi ile bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davalı ... yasal cevap süresinden sonra verdiği 30.03.2021 tarihli beyan dilekçesinde özetle; davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, davacının açıkça taşınmazların satışı için vekaletname verdiğini, vekil tayin ettiği kişiye verdiği hak ve yetkileri noter huzurunda kabul ettiğini, davacının vekil tayin ettiği kişi ile anlaşma koşullarına göre satım bedelini vekilden talep etme hakkına sahip olduğunu, davacının verdiği vekaletname ile adına tescil edilen taşınmazların üçüncü bir kişiye satıldığını, davacıyı tanımadığını, kendi adına satış yapan kişi ile davacının iç ilişkisi konusunda bir bilgisinin bulunmadığını, davalı ...'nın kardeşini ve kendisini bırakıp evi terkettiğini, 2018 yılından beri görüşmediğini, 2020 yılında aralarının düzeleceği umuduyla konuştuğunu, davalı ...'in kendisinden satışa yardımcı olmasını istediğini belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının dilekçesinde talebini tapu iptali ve tescil olarak belirtmiş olup terditli olarak tazminat talebinde bulunmadığı, tapu iptali ve tescil davalarının davalısının lehine yolsuz tescil yapılan kişi veya taşınmazı devir borcu altına giren kişi olduğu, bir kişiye karşı tapu iptali ve tescil davası açılabilmesi için o kişinin tapuda malik olarak bulunması gerektiği, tapu kayıtlarının incelenmesinden davalılar ..., ... ve ...'nın dava konusu taşınmazların maliki olmadıkları ve bu davalılar yönünden tazminat talep edilmediği gerekçesiyle anılan davalılar yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine, diğer yandan vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşmenin geçerli olup vekil edeni bağlayacağı, vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu hususun vekil ile vekil eden arasında bir iç sorun olarak kalacağı, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olmayacağı, davacının, davalılardan 12 40... parsellerin kayıt maliki olan ...'nun kötü niyetine dair bir iddiada bulunmadığı, davalının cevap dilekçesinden ve tapu senedinden İstanbul adresinde ikamet ettiği, davacı ve vekalet verdiği diğer davalı ... ile başkaca bir bağının olmadığı ve davalı hakkında açılmış bir ceza davası bulunmadığı, taşınmazın satış sırasında değerin düşük gösterilmesinin tek başına davalının kötü niyetini ortaya koymayacağı, zira tapuda yapılan satışlarda verginin az çıkması bakımından satışların düşük bedelden gösterilebildiği gerekçesiyle anılan davalı bakımından davanın reddine; yine davacının, davalılardan 1 22... parselin kayıt maliki olan ...'nın kötü niyetine dair bir iddiada bulunmadığı, bu davalının cevap dilekçesinden ve tapu senedinden İstanbul adresinde ikamet ettiği, davacı ile vekalet verdiği diğer davalı ... ile başkaca bir bağının olmadığı ve davalı hakkında açılmış bir ceza davası bulunmadığı, taşınmazın satış sırasında değerin düşük gösterilmesinin tek başına davalının kötü niyetini ortaya koymayacağı, zira tapuda yapılan satışlarda verginin az çıkması bakımından satışların düşük bedelden gösterilebildiği gerekçesiyle anılan davalı bakımından da davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı davalarda kural olarak ispat külfetinin davacıya düştüğü, davalı ...'un ilk el konumunda olup vekil davalı ...'in oğlu olduğu, ceza yargılamasında davalı ...'in davacıya ödeme yaptığına dair beyanda bulunmasına rağmen bedelin davacıya ödendiğine ilişkin davalı ... tarafından delil sunulmadığı, davalı ...'un taşınmazları devraldıktan çok kısa bir süre sonra diğer davalılara sattığı hususları birlikte değerlendirildiğinde davalı ...'a yapılan temlikin vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, ancak taşınmazları davalı ...'tan satın alan son kayıt malikleri davalılar ... ve ...'in davalı ...'la el ve iş birliği içerisinde oldukları ispatlanamadığı gibi davalılar ... ve ...'in taşınmazları edinimlerinin kötü niyetli olduğuna ilişkin dosya kapsamında hiçbir delil bulunmadığı, bedel düşüklüğünün tek başına davayı ispata yeterli olmadığı, İlk Derece Mahkemesince dinlenilen tanık beyanları, davalılar ... ve ...'in İstanbul ilinde yaşıyor olmaları, davalı ...'in ceza yargılamasında taşınmazları emlakçı vasıtası ile sattığına dair beyanı birlikte değerlendirildiğinde son tapu malikleri ... ve ...'ın tapu kaydına güvenerek iyiniyetli mülk edinen kişiler oldukları, durumu bilen ya da kendilerinden beklenen özeni göstermeleri halinde bilebilecek durumda olmadıklarının kabulü gerektiği, bu durumda davalılar ... ve ...'in TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan faydalanacaklarının açık olduğu, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafından davalılar ... ve ...'ın el ve işbirliği içerisinde olduklarını ve edinimlerinde kötüniyetli olduklarının ispat edilemediği, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği, davacı vekilinin vekalet ücreti yönünden ileri sürdüğü istinaf itirazlarının incelenmesinde İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan vekalet ücretlerinin doğru olduğu, davacı tarafın bu yöndeki istinaf itirazlarının da yerinde görülmediği,öte yandan, kamu düzenini ilgilendirmeyen ve taraflarca yerine getirilmesi ilkesine tabi olan bir hususun mahalli bilirkişi beyanı ile kanıtlanması mümkün olmadığından, tarafların tanık listelerinde yer almayan kişilerin HMK'nın 25. maddesine aykırı şekilde mahalli bilirkişi olarak beyanlarının alınmasının doğru görülmediği, bu hususun eleştirilmekle yetinildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap dilekçeleri dikkatlice tahlil edildiğinde davalı ... ve davalı ...'un aynı savunmaları ve def'ileri öne sürdüğünü, bunun da tarafların birlikte hareket ettikleri anlamına geldiğini, bununla birlikte ...'nın cevap dilekçesi ile yargılama dosyasına getirtilen Kaynarca Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyalarındaki beyanlarının tamamen birbiri ile çelişki içerisinde olduğunu, davalı ...'nın Kaynarca Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasında verdiği ifadesinde ise davacı müvekkil ile vekalet ilişkisi kurduğunu, bunun karşılığında 65.000,00 TL para verdiğini, vekaleti azletmelerinden korktuğu için taşınmazları oğlunun üzerine yaptığını beyan ettiğini, davalı ... ile oğlu olan ...'nın vermiş olduğu beyanlarından da anlaşılacağı üzere bu taşınmazları iyi niyet kapsamında üçüncü kişilere satış gösterip devretmelerinin müvekkilini mağdur etmeye yönelik olduğunu, dava konusu taşınmazların vekalet ilişkisi içerisinde ilk olarak ... tarafından davalı ...'ya devredilmesinin muvazaalı olduğunu, bu haliyle yapılan tescilin yolsuz olduğunu, bu yolsuz tescile güvenerek 3. kişilerin iyi niyet iddiasına dayanarak kazanımlarının korunmasının adalete olan güveni sarstığını, gerekçeli kararda her ne kadar davanın terditli açılmadığı, tazminat talebinde bulunulmadığı belirtilmiş ise de vekalet ilişkisi kurulan davalı ...'nın borca batık ve aciz durumda olduğundan dolayı bu talebin mahkemeye yönlendirilmediğini ve sadece tapu kayıtlarının iptali ile tescil istendiğini, dosya kapsamında taşınmazların kısa bir süre içerisinde sürekli el değiştirdiği durumlarının göz ardı edildiğini, ...'nun cevap dilekçesinde ise emlak işi yaptığını, dava konusu 12 40... sayılı parselleri başka bir emlakçı arkadaşına verdiği vekaletname ile aldığını beyan ettiğini, burada dikkat edilmesi gereken hususun dava konusu taşınmazların değerlerinin tapuda çok düşük olarak gösterilmesi olduğunu, bununla beraber savunmalarında Halk Bankasından bu taşınmazları almak için para çektiğini öne sürdüğünü, ancak dekont üzerinde yazan bedel ile taşınmazların satım bedellerinin birbiri ile uyuşmadığını, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalıların birlikte hareket ederek müvekkilinin mağduriyetine yol açtıklarını, dosya kapsamında dinlenen mahalli bilirkişiler ve tanıkların dava konusu taşınmazların satıldığına ilişkin herhangi bir duyumlarının olmadığını beyan ettiklerini, bu hususun da yapılan satış işlemlerinin muvazaalı olduğunu gösterdiğini, davalıların birlikte hareket ederek taşınmazların mahalline gelmeden satış işlemlerini gerçekleştirdiklerini, davalılar lehine fazla vekalet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki; üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, adına kayıtlı dava konusu taşınmazların satışı hususunda davalı ...'yı ,,,. Noterliğinin 19.02.20 20... yevmiye sayılı vekaletnamesi ile vekil tayin ettiği, davalı ...'in vekaletname uyarınca dava konusu taşınmazları 25.02.2020 tarihinde oğlu olan diğer davalı ...'ya satış suretiyle temlik ettiği, davalı ...'un dava konusu Sakarya ili, ... ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 12 40... parsel sayılı taşınmazları 28.02.2020 tarihinde davalı ...'na sırasıyla 23.000,00 TL ve 21.000,00 TL bedelle, ,,, Mahallesinde bulunan 1 22... parsel sayılı taşınmazı ise 03.03.2020 tarihinde davalı ... 'ya 6.000,00 TL bedelle satış yolu ile devrettiği, dava konusu taşınmazların halen davalılar ... ve ,,, adına kayıtlı oldukları, dava konusu 1240 parsel sayılı taşınmazın devir tarihindeki keşfen belirlenen değerinin 360.460,80 TL, 1241 parsel sayılı taşınmazın devir tarihindeki keşfen belirlenen değerinin 284.659,20 TL, 1 22... parsel sayılı taşınmazın ise devir tarihindeki keşfen belirlenen değerinin 38.336,18 TL olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca davacı ... tarafından davalılar ..., ... ve ... hakkında dava konusu olayla ilgili olarak dolandırıcılık ve hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçundan şikayette bulunulduğu, Kaynarca Cumhuriyet Başsavcılığının 25.08.2021 tarih ve 2020/260 soruşturma numaralı kararıyla şüpheliler ... ve ... hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, ... yönünden ise hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle iddianame düzenlenerek kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Kaynarca Asliye Ceza Mahkemesinin 01.02.2023 tarih ve 2022/138 Esas, 2023/104 Karar sayılı kararıyla ... hakkında hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği, kararın istinaf edilmeksizin 04.04.2023 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Somut olayda; dosya kapsamındaki deliller ve ceza mahkemesinin kesinleşen kararından vekil ...'nın vekalet görevini kötüye kullandığının sabit olduğu, davalı ...'un ise vekil ...'in oğlu olup bu durumu bilebileceği, baba-oğul olan davalı ... ile davalı ...'un el ve işbirliği içinde hareket ettikleri, ceza davasında verilen mahkumiyet kararı ve eylemin "hukuka aykırılığını" ve "illiyet bağının varlığını" saptayan maddi olgular ve olayların oluş biçimi bakımından hukuk hakimini bağlayacağı, dava konusu 12 40... parsel sayılı taşınmazların ilk satıştan 3 gün sonra davalı ...'e, 1 22... parsel sayılı taşınmazın ise ilk satıştan 6 gün sonra davalı ...'a satış yoluyla devredildiği, dolayısıyla taşınmazların çok kısa aralıklarla temlik edildiği, davalı ...'in dava konusu taşınmazlar için ödediğini iddia ettiği 170.000,00 TL'lik bedel ile taşınmazların gerçek değeri arasında fark bulunduğu, kaldı ki ödemenin de ispatlanamadığı, davalı ... tarafından .... Döküm Sanayi Ltd. Şti.'ne ait ... hesabından 28.02.2020 tarihinde 80.000,00 TL çekildiğine ve ...'na ait ... hesabından 28.02.2020 tarihinde 100.000,00 TL para çekildiğine dair iki adet dekont sunulduğu, yalnızca bankadan çekilen paranın ödeme teşkil etmeyeceği, aynı şekilde davalı ... tarafından da yapılan ödemenin ispat edilemediği, hal böyle olunca davalılar ... ve ...'ın iyiniyet savunmasına itibar edilemeyeceği, TMK'nın 1023. maddesinde öngörülen korumadan faydalanamayacakları anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi isabetsizdir.

Kabule göre de, davalılar arasındaki el ve iş birliğinin belirlenmesi, davalı kayıt maliki ya da kayıt maliki olmuş ara malikler ile vekil arasındaki ilişkinin gerçek mahiyetinin açıklığa kavuşturulması açısından vekile ve ara maliklere de husumet yöneltilmesinin olayın daha iyi aydınlatılması ve ispatı ile yargılama giderlerinden sorumluluk bakımından gerekli olduğu açık olup davalı vekil ..., ara malik ... ve ara malik ...'a vekaleten işlem yapan davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan ret kararı verilmesi de doğru değildir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/532, K. 2025/5926, T. 11.12.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-532-e-2025-5926-k-8683aa608859