Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/1256 E. 2026/277 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1256
- Karar No
- 2026/277
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2106 E., 2024/1817 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Davacı; maliki olduğu 8476 parselde bulunan 12 nolu bağımsız bölümü abisi ...’nun dava dışı ...'dan aldığı borç nedeniyle ...’e devredildiğini, tüm borcun ödenmesi üzerine abisinin davalı ...’dan aldığı borç sebebiyle bu kez davalı ile yapılan anlaşma gereği teminat amacıyla taşınmazın devrinin gerçekleştirildiğini, kendisi ve akrabaları tarafından davalıya borca ilişkin ödemeler yapıldığını, davalının taşınmazı satacağını bildirdiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile, olmazsa taşınmazın rayiç bedeli tespit edilerek tapuda satış işleminin yapıldığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte, rayiç bedel belli olmadığı takdirde tapuda satış işleminin yapıldığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte günümüz değerine güncellenerek ve değiştirilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, dava dışı ...’ya borç para verdiğini, bu paranın ödenmediğini, davacı ve kardeşinin, ...’in parası ödenmediğinden evi satmak istemesi üzerine evi almayı teklif ettiğini, başkası alırsa annesini evden çıkaracağını, kendisine kira ödeyeceklerini beyan ettiklerini, kiranın da ödenmemesi üzerine ihtar keşide ettiğini, satış bedelini ödemek için kredi çektiğini, davacının kardeşinin halen borçlu olduğunu, ancak borcun bu dava ile ilgi ve alakası bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; inançlı temlik iddiasına ilişkin yazlı delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın son maliki olan davalı bakımından iddianın incelenebilmesi için davacı ile ilk el durumundaki ... arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasının gerektiği, dosya kapsamında davacı ile dava dışı ilk el malik ... arasında varlığı iddia edilen inanç sözleşmesini ispatlamaya elverişli herhangi bir yazılı belge veya delil bulunmadığı, ispat yükü üzerinde bulunan davacı tarafından bahsi geçen iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken farklı gerekçe ile davanın reddi doğru olmadığından istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; dava konusu 8476 parselde bulunan 12 nolu mesken nitelikli taşınmazın davacının annesi ... ve babası ... ... adına eşit payla kayıtlı iken babasının ölümü ile 28.11.2013 tarihli intikal ve birleştirme işlemi sonucu 3/16 payın davacı, 3/16 payın kardeşi ... ve 5/8 payın anne ... adına kaydedildiği, davacı ve ...'nın payını 03.01.2014 tarihinde satış ile anne ...'ye temlik ettiği, onun da taşınmazın tamamını 09.02.2016 tarihli akitle intifa ... saklı kalmak kaydıyla çıplak mülkiyeti davacı kızına temlik ettiği, intifa hakkının terkinine ilişkin kaydın dosyada yer almadığı, taşınmazın tamamının davacı tarafından 19.06.2019 tarihli satış akdi ile dava dışı ...'ya temlik edildiği, onun da 03.12.2019 tarihinde davalı ...'a satış suretiyle taşınmazı devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya ..., aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak ...; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
Uygulamada mesele, 05.02.19 47... /6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların yazılı delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, yazılı delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme ... olduğu da şüphesizdir.
Öncelikle belirtilmelidir ki, bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için aynı tarafta yer alanlar arasında hukuki bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda bu bağlantı, karşılığını dava arkadaşlığı kurumunda bulmakta olup mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında usul kanununda yer almış, mecburi dava arkadaşlığı da yine kendi içinde maddi ve şekli olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur. Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde, bu hak dava konusu edildiği zaman o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hallerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Mecburi dava arkadaşlığında dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda mecburi dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Mecburi dava arkadaşlığında dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır. Bazı hallerde ise birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde kanun, gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez (HGK 2016/21-908 Esas, 2020/387 Karar).
Öte yandan; iptal ve tescil davalarının taşınmazın kayıt maliki aleyhine açılması zorunludur. Nitekim eldeki dava, kayıt maliki olan davalı aleyhine açılmıştır.
Ancak davanın niteliği gereği taşınmazın son maliki bakımından iddianın incelenebilmesi için ilk el durumundaki dava dışı ... ile arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işleme dayalı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğinde kuşku yoktur. Ne var ki, davacının çekişmeli taşınmazı devrettiği ilk el durumundaki ... davada yer almamıştır. Hal böyle olunca, ilk el durumundaki ...'nın davada yer alması için davacıya olanak sağlanması, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı ile ... arasındaki temlikin inançlı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, davacı tarafından ...'e yapılan temlikin inançlı olduğunun saptanması durumunda, ... ile davalı arasındaki temliki işlemin muvazaalı olup olmadığının incelenmesine geçilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin değinilen yönlerden temyiz itirazı yerinde olup kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.