Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2023/6170 E. 2025/4297 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/6170
- Karar No
- 2025/4297
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2270 E., 2023/2495 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Alaca Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/12 E., 2023/43 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.10.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalı ... ve vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat ... geldiler. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar; mirasbırakan babaları ...'nın 395, 254, 276, 275, 274, 516, 394, 8, 329, 330, 658, 657, 656, 678, 817, 816, 815, 8 13... parsel sayılı taşınmazların davalı oğlu ...’e satış suretiyle devrettiğini, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP Davalı; muris ...ile birlikte uzun yıllar Almanya’da yaşadıklarını, murisin 1991 yılında Türkiye’ye kısmi dönüş yaptığını, bunun için de beş altı yıl öncesinden plan yaptığını ve birlikte Alaca’da yatırımlar yapmaya karar verdiklerini ve muris ile birlikte Alaca’dan taşınmazlar satın almaya başladıklarını, kendisinin Almanya’da olması nedeniyle birlikte satın aldıkları taşınmazların tamamının muris adına tescil edildiğini, bu dönemde davacı ...’in küçük yaşta, davacı ...’nin ise muvazzaf asker olduğunu, murisin kazancına hiçbir katkılarının bulunmadığını, 2002 yılında murisin maddi ve manevi sıkıntılar nedeniyle taşınmazlarının bir kısmını paylaştırmaya karar verdiğini, dava konusu taşınmazları kendisine devrettiğini, aynı tarihte dava dışı bir kısım taşınmazların da davacılara taksim edildiğini, murisin amacının mal kaçırmak değil, çocuklarının da katkıları uyarınca mallarını paylaştırmak olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; murisin, sağlığında yurt dışında çalıştığı, maddi durumunun iyi olup taşınmaz satmaya ihtiyacının bulunmadığı, davalının dava konusu taşınmazlar muris tarafından satın alınırken satış bedellerinin kendisi tarafından ödendiği iddiasının ispat edilemediği, murisin davacılara devrettiği taşınmazlar ile davalıya devrettiği taşınmazlar arasında nitelik ve nicelik yönünden fahiş fark bulunduğu, ayrıca murisin tüm mirasçıları kapsayan hakkaniyetli bir paylaştırma yoluna da gitmediği, temliklerdeki asıl amacın satış değil bağışlama olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili duruşma istekli temyiz dilekçesinde özetle; kararın hukuka aykırı olduğunu, Mahkemece tapu kaydının tamamı iptal edilerek davacılar adlarına tescil edilen paylardan sonra kalan pay yönünden de tekrar davalı adına tescil hükmü oluşturulduğu, murisin taşınmazlarını 2002 yılında paylaştırmaya tabi tuttuğunu, davacı ...'e Alaca ilçesinde bulunan 7 adet taşınmaz devrettiğini, ancak Mahkemece bu taşınmazlar ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmadığını, davacı ...'ye ise on adet taşınmaz devrettiğini, bu taşınmazların dava tarihindeki değerlerinin 4.702.082,00 TL olduğunu, davalıya ise toplamda 19 adet taşınmaz devrettiğini, davalıya devredilen taşınmazların değerinin ise 4.918.070,00 TL olduğunu, davalıya devredilen taşınmazlar içinde bulunan 516 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki yapıların ise murisin ölümünden sonra davalı tarafından inşaa edildiğini, davacı ...'ye devredilen taşınmazların değerinin davalıya devredilenlerden daha fazla olduğunu, bununla birlikte murisin adına kayıtlı bir çok taşınmaz da bulunduğunu, Mahkemece sadece muris tarafından davacı ... 'ye devredilen taşınmazların değerlendirildiğini, ayrıca dava konusu taşınmazlar ile murisin davacılara devrettikleri taşınmazların bedellerinin davalının kazançları ile ödendiğini, muris tarafından önce davacılara devirlerin yapıldığını, mirasbırakının amacının hak dengesini gözetir şekilde paylaştırma olduğunu, davacı tarafça iddianın ispat edilemediğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1938 doğumlu muris ...’nın 01.03.2008 tarihinde ölümü ile geride mirasçıları olarak davacı oğulları ......... ... ve ............ ile davalı oğlu ... ve dava dışı eşi ...’nın kaldığı, muris...’in 8, 329, 516, 394, 254, 275, 276, 395, 812, 813, 817, 330, 656, 567, 658, 678, 815, 816 parsel sayılı taşınmazlar ile 274 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payını 26.08.2002 tarihinde satış suretiyle davalı oğlu ...’e devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti HMK'nın 190. ve TMK'nın 6. maddeleri gereğince davacı tarafa aittir.
Somut olaya gelince; murisin 16.08.2002 tarihinde 41, 107, 118, 196, 207, 211, 103, 492, 178, 331, 357, 2 52... parsel sayılı taşınmazlar olmak üzere toplam 13 parça taşınmazını davacı oğlu ...e, 20.08.2002 tarihinde 540, 214, 686, 21, 23, 321, 323, 117, 2 98... parsel sayılı taşınmazlar olmak üzere toplam 10 parça taşınmazını davacı oğlu ...’ye, 26.08.2002 tarihinde de dava konusu 395, 254, 276, 275, 274, 516, 394, 8, 329, 330, 658, 657, 656, 678, 817, 816, 815, 8 13... parsel sayılı taşınmazlar olmak üzere toplam 19 parça taşınmazını davalı oğlu ...’e satış suretiyle devrettiği, bunların dışında murisin geride çok sayıda taşınmazının kaldığı ve bu taşınmazların mirasçılara intikalinin yapıldığı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, mirasbırakanın davacılara verdiği taşınmazlar ile davalıya verdiği taşınmazlar arasında önemli ölçüde nitelik farkının bulunduğu, davalıya yapılan temliklerin terekenin tümüne nazaran tasarruf edilebilecek makul bir seviyede kalmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de makul oranın sadece mirasbırakanın ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikler bakımından göz önünde bulundurulacağı, satış suretiyle yapılan eldeki temlikler bakımından mirasbırakanın başka taşınmazlarının bulunmasının mirasbırakanın gerçek iradesinin tespiti açısından önemli olduğu, tek davacı tanığı olan tarafların annesinin de, muris ile davacı oğulları arasında herhangi bir husumet bulunmadığını, murisin üç oğlunu da çok sevdiğini ve ayırmadığını beyan ettiği, tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde HMK'nın 190. ve TMK'nın 6. maddeleri uyarınca mirasbırakanın mal kaçırma kastıyla hareket ettiği iddiasının davacılar tarafından usulünce ispatlanamadığı sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davacıların iddiasını ispat edemediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,
03.10.2024 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalı vekili için 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.