İlk Derece Mahkemesi · Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/411 E. 2024/562 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/411
- Karar No
- 2024/562
- Karar Tarihi
T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ... T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO: BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : Davacı taraf vekilinin davalı taraf aleyhine açtığı işbu davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda verilen mahkememizin 21/12/2022 tarih, ... Esas ... karar sayılı kararında belirtilen nedenlerle davanın usulden reddine ilişkin istinaf kanun yolu açık olan bu kararımıza karşı davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi . Hukuk Dairesinin 22/04/2024 tarih, ... esas, ... Karar sayılı kararı ile istinaf talebinin kabulüne, HMK 353/1-a.4 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ilişkin kesin karar verilmekle, dava dosyası mahkememizin yukarıda yazılı ... esas sırasına kaydedilmiş olup davanın yapılan açık yargılaması sonunda, HEYETİMİZCE GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: TALEP : Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 29/08/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkillinin yurtdışında yaşadığını, davalı şirket yetkililerince kandırılarak şirkete hissedar yapılmak suretiyle parasının alındığını, müvekkilinin vermiş olduğu paraya karşılık şirket hissesine ilişkin hisse senetleri verildiğini, müvekkilinden o dönemde 250.000DM (mark) şimdiki parayla yakşalık 120.000EURO para alındığını, sonraki süreçte defalarca davalı şirketten parasının iadesini isteyen müvekkiline davalı şirketçe para ödemesi yapılmadığını, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığını, davalıların haksız fiilde bulunduklarını, müvekkilinin para vermiş olduğu ... şirketinin son olarak isim değişikliği ve devredilmeler sonucu davalı şirket olduğunu, her ne kadar çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile dava açılmasının önü kapatılmış ise de bu kararın Anayasaya aykırı olduğunu, bu kararın iptali için Anayasa Mahkemesine dava açıldığını ve bu durumun bekletici mesele yapılmasını, müvekkilinin alacağının ödenmesi için davalı şirkete Ankara . Noterliğinin 18/12/2020 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarı ile ihtarname gönderildiğini ancak noter ihtarına rağmen ödeme yapılmadığını beyanla müvekkilinin davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, müvekkilinin davalı şirkete 125.000EURO (250.000DM-mark) borç para vermiş olup fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 500EURO'dun davalı şirketten temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili mahkememize vermiş olduğu 15/09/2022 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki belgelere ve SPK listelerine göre davacının şirket ortağı olduğunu, öncelikle davanın açıldığı tarihten önce 07/12/2019 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 7194 Sayılı Kanun'un 41.maddesine göre yürürlülük tarihinden sonra açılan iş bu davada davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, aksi kanaat olursa davacının iddialarının aksine taraflar arasında müvekkili şirketi borç altına sokacak bir sözleşme, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşme ilişkisinin mevcut olmadığını, dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerin fotokopi olup müvekkil şirket yetkililerince imzalınmış bir belge olmadığını, müvekkili aleyhine delil kabul edilemeyeceğini, davacının tüm taleplerinin kanun hükümlerine açıkça aykırı olduğunu ayrıca davanın zaman aşımı ve hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirket tarafından yüksek kar payı verileceği, dava açma haklarının engelleneceği gibi bir açıklama ve vaatte bulunulmadığını, davanın açık bir şekilde hak düşürücü süresi içinde açılmadığını beyanla öncelikle 7194 Sayılı Kanun'un 41.maddesi gereğince davanın esastan reddine, aksi kanaat olursa cevap dilekçelerindeki açıklamalar dikkate alınarak davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafın üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DAVANIN NİTELİĞİ, DELİLLER, DEĞERLENDİRİLME VE GEREKÇE : Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ile verilen paraların istirdadı istemine ilişkindir. Mahkememiz 21/12/2022 tarih, ... Esas ... karar sayılı ilamı ile; "...davacının yatırım maksadı ile davalı şirkete para verdiğini, verilen para karşılığında kendisine "ortaklık durum belgesi" ve hisse senetleri verildiğini istenmesine rağmen parasının iade edilmediğini verdiği paranın faizi ile tahsilini, davalı tarafın ise; davacı tarafından davalı şirkete para verilmişse; şirkete ortak olmak maksadıyla verildiğini, kendisine verdiği para karşılığında nominal bedelli hisse senedi verildiğini , davacının şirket pay sahibi olarak şirket kayıtlarına kaydedildiğini Anonim şirket olan davalının 6762 sayılı TK'nın 329 ve 405. maddelerindeki düzenleme gereğince kendi hisselerini temellük etmesinin ve bunun sonucu olarak yatırılan paranın iadesinin mümkün olmadığını aksinin kabulü durumunda ise; davanın süresinde açılmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Yukarıda yapılan açıklama ve tespitler nazara alındığında; davanın 7194 sayılı yasanın 41. maddesiyle; 3332 sayılı yasaya eklenen geçici 4. maddesi yürürlüğe girdikten sonra açıldığı, bu madde uyarınca davacının şirket ortağı olduğu, 6102 Sayılı TTK'nın 379/1 (6762 Sayılı Kanun'un 329/1) maddesi uyarınca, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyeceği gibi rehin olarak kabul edemeyecekleri, 6102 Sayılı TTK'nın 480/3 (6762 Sayılı Kanun'un 405/2) maddesi uyarınca, hissedarların sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyecekleri, bu durumda davacının hissedarı olduğu davalı şirketten hisselerini dava yoluyla isteyemeyeceğinden davanın 6100 Sayılı HMK'nın 114/2 maddesinde yer alan diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır hükmü uyarınca, aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince usulden reddine... " şeklinde karar verilmiştir. Verilen karar davacı vekilince istinaf edilmiş, Konya BAM . Hukuk Dairesinin 22/04/2024 tarih, ... esas, ... karar sayılı ilamı ile; "...Dava konusu uyuşmazlığa uygulanan 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi Anayasa Mahkemesinin 18.05.2023 tarihli ve ... E. ... K. sayılı iptal kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesince verilen kararın yasal dayanağı ortadan kalkmıştır. Bu nedenle tarafların iddia ve savunmaları ile ilk itirazları değerlendirilerek davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerektiğinden davacının istinaf talebinin kabulüne, HMK 353/1-a.4 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına..." şeklinde karar verilmiştir. İstinaf kaldırma kararı gereği dosyanın mahkememize gönderildiği ve 30/04/2024 tarihinde mahkememiz yukarıda yazılı yeni esasına kaydedildiği anlaşılmıştır. Davalı şirket vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK'nun 142. Maddesi: "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar" hükmünü, Aynı Kanun'un 320/2. Maddesi: "Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilkitirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler..." hükmünü, içermektedir. Mahkememizin yukarıda yer verilen önceki kararında, 7194 sayılı Kanunun 41. maddesiyle 3332 sayılı kanuna eklenen geçici 4. maddesi gereğince, davanın esası ve bu arada zamanaşımı def'i incelenmeksizin, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir. Söz konusu kararın istinafı üzerine yine İstinaf Mahkemesince esasa ve zamanaşımına yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın istinaf başvurusu reddedilmiştir. İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine ise, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda yer verilen ilamı ile; 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 18.05.2023 tarih ve 2020/11 Esas 2023/98 Karar sayılı ilamı ile 7194 sayılı Kanunun 41. maddesi ile iptal edilmiş olduğundan tarafların iddia ve savunmaları ile ilk itirazları değerlendirilerek davanın esası hakkında bir karar verilmek üzere, Mahkememiz kararının bozulduğu anlaşılmıştır. Zamanaşımı konusunda davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığından, esasa ilişkin diğer konulardan önce zamanaşımı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (... : Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.) Hukukumuzda zamanaşımı, uyuşmazlığın niteliği ve vasıflandırmasına göre farklı sonuçlara ve sürelere bağlandığından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesi gerekmektedir. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinden yüksek kar vaadi ve her an iade edilebileceği garantisiyle para tahsil edildiğini, müvekkilinin geçersiz belgelerle şeklen şirket ortağı gibi gösterildiğini, tahsil edilen paraların muhasebe kayıtlarına yansıtılmadığını, para iade taleplerinin reddedildiğini, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını iddia ettiğinden, uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklı olduğu neticesine varılmıştır. Uyuşmazlığın nitelemesi kadar kuşkusuz zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespiti de somut olayda önem arz etmektedir. Yargıtay . Hukuk Dairesi benzer bir davaya ilişkin olarak 13.03.2023 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı emsal ilamı ile; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir... Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir..." şeklinde karar vermiştir. Yukarıda yer verilen Yargıtay ilamında özellikle belirtildiği üzere, içtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı ve yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı kararlardır. Bu bakımdan eldeki davada, dosyaya sunulan ortaklık durum belgesi ve taraf vekillerinin dilekçe içerikleri dikkate alındığında taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, dolayısıyla zamanaşımı süresinin, 1999 yılında başladığı neticesine varılmıştır. Somut olayda, zamanaşımı bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmünü içermektedir. 818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ile ayrıca uzamış ceza zamanaşımı süreleri düzenleme altına alınmıştır. Genel kural, davanın, zararın ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl içinde açılması gerektiğidir. Ayrıca ilgili kanun maddesinde üst sınır olarak 10 yıllık süre tayin edilmiştir. Söz konusu 10 yıllık sürenin başlangıcı ise eylem günüdür. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir. Davalı şirketin yetkilileri hakkında Konya . Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve 2011/127 Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan CMK'nun 223/8 maddesi gereğince davaların ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay . Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (... , s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. (Yargıtay . Hukuk Dairesi ... E. ... K.) Nitekim Konya Bam . Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki davaya ilişkin olarak verdiği 26/12/2023 tarih ve ... Esas ... Karar Sayılı kararı: "..davacının, şirkete 30/06/2000 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 19/01/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenle davalılar ... Holding A.Ş ve ...'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı ... Holding A.Ş ve ...'nun istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; ... Holding A.Ş ve ...'na yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,.." şeklindedir. Söz konusu İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay . Hukuk Dairesince verilen 29/04/2024 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı karar ise: "... Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." şeklindedir. Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının davalı şirkete para yatırdığı tarihten itibaren 7,5 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra eldeki davanın açıldığı, bu sebeple davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği, netice ve kanaatine varılmıştır. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-DAVANIN ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE, 2-Hazine tarafından karşılanan 1.320,00TL arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60TL karar ilam harcından dava açılırken peşin olarak alınan 154,90TL harcın mahsubu ile bakiye 272,70TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davalı tarafından yapılan 11,50TL vekalet ücreti yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-AAÜT'ye göre hesaplanan 9.070,04TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalanın karar kesinleştiğinde tarafına iadesine, Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince (2) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.18/09/2024 Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır