İlk Derece Mahkemesi · Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/948 E. 2024/601 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2018/948
- Karar No
- 2024/601
- Karar Tarihi
T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ... T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO : BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : 1- 2- VEKİLİ : DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, HEYETİMİZCE GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: TALEP : Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 23/10/2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı şirkete yaklaşık 117.375 Alman markı karşılığı olan 60.012EURO miktarında para verdiğini, müvekkili davacı tarafa yatırdığı para karşılığı 02/05/2000 tarihli ortaklık durum belgesi verildiğini, müvekkilinin Türkiye geldiği dönemlerde şirketle yapmış olduğu görüşmelerde yeni yatırımlar yapıldığı, paranın güvende olduğunun müvekkile terkin edildiğini, müvekkilinin bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini ancak müvekkili davacı tarafın verdiği paraları geri istemesine rağmen davalı tarafça müvekkili davacı tarafın parasının iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin yöneticilerinin vs. cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, müvekkili ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığını, davalı şirketin müvekkilinin hulus ve saffetinden yararlanmak suretiyle iradesinin iğfal edilerek müvekkilinden para alındığını, bu durumun haksız eylem niteliğinde olup açılan bu davanın haksız eylemden kaynaklanan istirdat davası mahiyetinde olduğunu beyanla müvekkilinin davalı şirketle ortaklık ilişkisinin olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 200EURO'nun yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili mahkememize vermiş olduğu 21/04/2019 tarihli ıslah dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ile talep ettikleri bedelleri alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamında 36.241,12EURO'ya ıslah ettiklerini ve bu bedel üzerinden davanın kabulünü karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili mahkememize vermiş olduğu 22/11/2018 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacının iş bu davadaki taleplerine ilişkin Almanya mahkemelerinde açmış olduğu davada kabul kararı verildiğini, verilen bu yabancı mahkeme kararının tenfizi için Konya . Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile açılan davada verilen karar ile tenfize konu yabancı mahkeme kararının usulünce kesinleştirilmediği gerekçesiyle talebin reddine ilişkin karar verildiğini, bu kararın Yargıtay'ca bozulduğunu ve bozma sonrası yeniden yapılan yargılama dosyasının halen derdest olduğunu, bu dava sonucunun kesin hüküm niteliğinde olup beklenilmesi gerektiğini, davacı tarafın yabancı mahkeme dosyasındaki beyanları ile 27.000DM ödeme yaptığını ikrar ettiğini, davacı tarafın Almanya Eyalet mahkemesindeki davasının 2009 tarihli olup aradan geçen 9 yıl sonra açılan davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkili şirkete iddia edildiği gibi 60.012EURO ödemediğini, davacı tarafın doğrudan müvekkili şirkete bir ödeme yapmadığını, müvekkili şirkete olan ortaklık ilişkisine ait hisse senetlerini üçüncü kişilerden devren iktisap ederek edindiğini, TTK nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin mümkün olmadığı gibi şirketin de kendi paylarını temellük etmesinin (edinmesinin) de mümkün olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddianın gerçek olmadığını, bu iddianın bağlayıcı yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket veya şirketlerin davacı taraftan para almadığını, davacı tarafın dayandığı belge veya belgelerdeki imzaların müvekkili şirketle veya şirketlerle hiç bir ilgisinin olmadığını, belge veya belgelerdeki imza veya imzaların müvekkili şirket veya şirketlerin yetkililerine ait olmadığını, belge veya belgelerin içeriğini kabul etmediklerini, bu belge veya belgelerde dahi şirket hisse senedi alındığının yazılı olduğunu, bu belge veya belgelerin delil değerinin olmadığını, davacı tarafın hata veya hileye maruz kaldığı ile ilgili talep ve beyanlarının Borçlar Kanununun 31. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle dinlenemeyeceğini, kaldı ki müvekkili şirketin veya şirketlerin davacı tarafa yönelik hata veya hile olgusu içerir bir davranışının olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her hangi bir para vermediğini, sunulan delillere göre davacı tarafın şirket paylarını üçüncü kişilerden edindiğini, davacı tarafın iyi niyet kurallarına aykırı davranarak işbu davayı açtığını, davacı tarafın üçüncü kişilerden aldığı şirket hisseleri nedeniyle şirketin kâr ve zararına ortak olduğunu, iyi niyet kurallarına aykırı davranamayacağını, ayrıca Borçlar Kanununun 126. maddesi gereğince şirket ile ortaklar arasındaki davaların 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğunu, varsa davacı tarafın dayandığı belgelerde geçen düzenleme tarihinden veyahut bir an için iddianın doğruluğu halinde bile iddiaya konu paranın verildiği tarihten dava tarihine kadar zaman aşımı süresinin geçtiğini, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili Borçlar Kanununun 66. maddesindeki bir yıllık ve on yıllık zaman aşımı sürelerinin de geçtiğini, yine haksız fiiller ile ilgili zaman aşımı süresinin dahi geçtiğini, davacı tarafın iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, kaldı ki müvekkili şirketten veya şirketlerden döviz olarak para istenemeyeceği gibi faiz de istenemeyeceğini, davacı tarafın tüm iddia ve taleplerinin hak düşürücü süre ve zaman aşımına uğradığından bahisle davanın öncelikle hak düşürücü süre veya zaman aşımı yönlerinden bunlar olmadığında esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Konya . Asliye Hukuk Mahkemesinin 25/01/2019 tarih, ... esas ... karar sayılı ilamı ile; yabancı mahkeme kararının tanınmasına karar verildiği, bilahare düzenlenen 18/03/2019 tarihli tavzih kararı ile yabancı mahkeme kararının tenfizine şeklinde kararın tavzih edildiği, kararın 17/10/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Mahkememiz ... esas sayılı dosyasının 02/10/2024 tarihli duruşmasında verilen ara karar ile; "...Yargılamanın daha sağlıklı ve pratik yürümesi için dosyanın davalı ... terekesi yönünden tefrik edilerek mahkememiz yeni esasına kaydedilmesine..." şeklinde ara karar verilmiştir. Ara karar gereğince davalı ... yönünden dosya tefrik edilerek mahkememiz ... esas sayılı yeni sırasına kaydedildiği anlaşılmıştır. DAVANIN NİTELİĞİ, DEĞERLENDİRİLME VE GEREKÇE : Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ile verilen paraların istirdadı istemine ilişkindir. DAVALI ... HOLDİNG A.Ş YÖNÜNDEN DAVANIN 13.804,88EURO'luk KISMI İÇİN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE; Davanın belirtilen kısmı için öncelikle kesin hüküm dava şartı eksikliğinin bulunup bulunmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmiştir. 6100 Sayılı HMK'nun 114/1-i maddesine göre, aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartı olup, aynı Kanunun 115. Maddesine göre dava şartları davanın her aşamasında Mahkemelerce kendiliğinden gözetilmeli ve bu konuda eksikliğin tespiti halinde usulden ret kararı verilmelidir. Yerleşik yargıtay uygulamasına göre, tarafları, hukuki sebepleri aynı olan yabancı mahkeme kararı ülkemiz mahkemelerinde tanındığı takdirde dava konusu miktar yönünden kesin hüküm teşkil eder. ( Yargıtay .Hukuk Dairesi'nin 20.06.2022 tarih ... E. ... K.sayılı ilamı) Konya . Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas ... karar sayılı 25/01/2019 tarihli kararı ile, Federal Almanya Cumhuriyeti Darmstadt Eyaleti Mahkemesi . Hukuk Dairesinin ... numaralı dosyasından verilen 08/02/2010 tarihli yabancı mahkeme kararının tanınmasına karar verildiği, bilahare düzenlenen 18/03/2019 tarihli tavzih kararı ile yabancı mahkeme kararının tenfizine şeklinde kararın tavzih edildiği, kararın 17/10/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Söz konusu yabancı mahkeme kararının tarafları ve hukuki sebebinin Mahkememiz dava dosyası ile birebir aynı olduğu, yabancı Mahkeme kararına konu edilen 13.804,88EURO'luk kısım yönünden kesin hüküm dava şartı eksikliğinin meydana geldiği sonuç ve kanaatine varılarak bu miktar için davalı ... Holding A.Ş ne yönelik davanın usulden reddi gerekmiştir. DAVALI ... HOLDİNG A.Ş. YÖNÜNDEN DAVANIN 22.436,24EURO'LUK KISMI VE DAVALI ... YÖNÜNDEN DAVANIN TAMAMI İÇİN YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE İSE; Davalı ... Holding A.Ş ve davalı ...'in müşterek vekili tarafından süresinde sunulan cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 6100 Sayılı HMK'nun 142. Maddesi: "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar" hükmünü, Aynı Kanun'un 320/2. Maddesi: "Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilkitirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler..." hükmünü, içermektedir. Mahkememizin yukarıda yer verilen önceki kararında, 7194 sayılı Kanunun 41. maddesiyle 3332 sayılı kanuna eklenen geçici 4. maddesi gereğince, davanın esası ve bu arada zamanaşımı def'i incelenmeksizin, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir. Söz konusu kararın istinafı üzerine yine İstinaf Mahkemesince esasa ve zamanaşımına yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın istinaf başvurusu reddedilmiştir. İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine ise, Yargıtay . Hukuk Dairesinin yukarıda yer verilen ilamı ile; 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 18.05.2023 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile 7194 sayılı Kanunun 41. maddesi ile iptal edilmiş olduğundan tarafların iddia ve savunmaları ile ilk itirazları değerlendirilerek davanın esası hakkında bir karar verilmek üzere, Mahkememiz kararının bozulduğu anlaşılmıştır. Zamanaşımı konusunda davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığından, esasa ilişkin diğer konulardan önce zamanaşımı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (... : Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.) Hukukumuzda zamanaşımı, uyuşmazlığın niteliği ve vasıflandırmasına göre farklı sonuçlara ve sürelere bağlandığından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesi gerekmektedir. Somut olayda davacı vekili, müvekkilinden yüksek kar vaadi ve her an iade edilebileceği garantisiyle para tahsil edildiğini, müvekkilinin geçersiz belgelerle şeklen şirket ortağı gibi gösterildiğini, tahsil edilen paraların muhasebe kayıtlarına yansıtılmadığını, para iade taleplerinin reddedildiğini, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını iddia ettiğinden, uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklı olduğu neticesine varılmıştır. Uyuşmazlığın nitelemesi kadar kuşkusuz zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespiti de somut olayda önem arz etmektedir. Yargıtay . Hukuk Dairesi benzer bir davaya ilişkin olarak 13.03.2023 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı emsal ilamı ile; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir... Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir..." şeklinde karar vermiştir. Yukarıda yer verilen Yargıtay ilamında özellikle belirtildiği üzere, içtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı ve yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı kararlardır. Bu bakımdan eldeki davada, dosyaya sunulan ortaklık durum belgesi ve taraf vekillerinin dilekçe içerikleri dikkate alındığında taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, dolayısıyla zamanaşımı süresinin, 1999 yılında başladığı neticesine varılmıştır. Somut olayda, zamanaşımı bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmünü içermektedir. 818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ile ayrıca uzamış ceza zamanaşımı süreleri düzenleme altına alınmıştır. Genel kural, davanın, zararın ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl içinde açılması gerektiğidir. Ayrıca ilgili kanun maddesinde üst sınır olarak 10 yıllık süre tayin edilmiştir. Söz konusu 10 yıllık sürenin başlangıcı ise eylem günüdür. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir. Davalı şirketin yetkilileri hakkında Konya . Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve ... Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan CMK'nun 223/8 maddesi gereğince davaların ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay . Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (... , s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. (Yargıtay . Hukuk Dairesi ... E. ... K.) Nitekim Konya Bam . Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki davaya ilişkin olarak verdiği 26/12/2023 tarih ve ... Esas ... Karar Sayılı kararı: "..davacının, şirkete 30/06/2000 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 19/01/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenle davalılar ... Holding A.Ş ve ... yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı ... Holding A.Ş ve ... istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; ... Holding A.Ş ve ... yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,.." şeklindedir. Söz konusu İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay . Hukuk Dairesince verilen 29/04/2024 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı karar ise: "... Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." şeklindedir. Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının davalı şirkete para yatırdığı tarihten itibaren 7,5 yıldan sonra - yani zamanaşımı süresi geçtikten sonra - eldeki davanın açıldığı, bu sebeple davalı ... holding a.ş. yönünden davanın 22.436,24euro'luk kısmı için ve davalı ... yönünden davanın tamamı için davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği netice ve kanaatine varılarak; aşağıdaki şekliyle hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-DAVALI ... HOLDİNG A.Ş. YÖNÜNDEN DAVANIN 13.804,88EURO'luk kısmının kesin hüküm dava şartı eksikliği sebebiyle USULDEN REDDİNE, 2-DAVALI ... HOLDİNG A.Ş. YÖNÜNDEN DAVANIN 22.436,24EURO'luk kısmının ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE, 3-DAVALI ... YÖNÜNDEN DAVANIN ZAMANAŞIMINDAN REDDİNE, 4-Dava açılırken peşin alınan 35,90TL ve yargılama sırasında alınan 4.033,28TL tamamlama harcı toplamı olan 4.069,18TL harçtan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60TL harcın mahsubu ile fazla alınan 3.641,58TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından yapılan 5,20TL vekalet suret harcı ve 100,00TL posta tebligat ücreti olmak üzere toplam 105,20TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, 7-Kesin hüküm dava şartı eksikliği sebebiyle verilen karar yönünden AAÜT'ye göre hesaplanan 17.900,00TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Holding A.Ş.'ye verilmesine, 8-Zamanaşımı sebebiyle verilen karar yönünden AAÜT'ye göre (dava tarihindeki Euro kuruna göre: 1 Euro= 6,6425 TL) hesaplanan 38.109,75TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, (zamanaşımı nedeniyle verilen hükme göre hesaplanan 23.593,72TL nin davalılar ... Holding ve ...'e verilmesine, artan bölümün ...'e verilmesine,) 9- Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalanın karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince (2) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.02/10/2024 Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır