İlk Derece Mahkemesi · İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi

İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/691 E. 2025/869 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/691
Karar No
2025/869
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/691 KARAR NO : 2025/869 DAVA : Kira Sözleşmesinden Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat DAVA TARİHİ: 15/04/2025 KARAR TARİHİ: 08/10/2025 Mahkememizde görülmekte olan tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili .... A.Ş.nin İran'da iran halısı üretimi satışı yapan ve 5 ülkede faaliyet gösteren büyük bir şirket olduğunu, davalı ...'in ise muris Sabri Esen'in mirasçısı olup, müvekkili şirket ile 10.04.2018 başlangıç tarihli işyeri kira sözleşmesinin kiraya veren tarafı olduğunu, kiralanan bu taşınmazın vefat eden ... adına kayıtlı olduğunu, ilgili kira sözleşmesinin müvekkili şirket yetkilisi ... ile davalı ... ve İzmir Barosu avukatlarından Av. ...'in de katılımı ile imzalandığını, bu görüşme esnasında davalılardan ...'in eşi olan ...'inde bulunduğunu, hatta elden ödenen paraları bizzat kendisinin teslim aldığını, ilgili sözleşme gereğince 90.000 TL nin depozito olarak elden teslim edildiğini, bu ödemeye ilişkin davalı ... vekili Av. ...'in İzmir 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasına beyanda bulunduğunu, ayrıca bir yıllık kira bedeli olan 360.000,00- TL'ninde elden teslim edildiğini, davalı ...'in murisin yasal mirasçılarından olup, mirasçılar arasında 27.03.2017 tarihinde miras taksim sözleşmesi imzalandığını, taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesine göre aylık 30.000 TL. (otuzbinlira) kira bedeli ödenmesi hususunda anlaşıldığını, kira başlangıç tarihinden 10.04.2019 tarihine kadar olan bir yıllık kira bedeli olan 360.000 TL'nin elden kira sözleşmesinin imzalandığı anda müvekkili şirket yetkilisi tarafından davalı ...'inde bulunduğu ortamda diğer davalı ve ...'in eşi olan ...'e teslim edildiğini, bir yıllık kira bedeli olan 360.000 TL. ve 90.000 TL. depozito bedelinin elden ödenmesini davalıların istediğini, avukat ...'in bu durumun yasalara uygun olduğunu beyan ettiğini, bir yıllık kira bedelinin ve depozito bedelinin elden ödenmesine gerekçe olarak ise ; İran asıllı olan ve Türk hukukunu bilmeyen müvekkiline sözleşme gereği çok yüksek gelir vergisi yükümlülüğü doğacağı bu yükümlülükten kaçmak için sözleşmeye bir yıllık kira bedelinin alınmayacağının yazılacağı ve bu bedelin elden alınması gerektiğinin söylendiğini ve ikna edildiğini, kira sözleşmesine ise bir yıllık kira alacağının karşılığı kullanılamaz halde olan tüm binanın bakım ve onarım, iyileştirme işlemlerinin kiracı müvekkili şirketçe yapılacağı hususunda sözleşmeye madde konulduğunu ve bu şekilde hiç bir sorun olmayacağının açıklandığını, tüm işlemler yapılırken davalıların avukatı olan Av. ...'in de bulunduğu için müvekkillerin bu anlatılanlara inandıklarını, davalılara güvendiğini, davalıların bir yıllık kira bedelinin elden alındığına ilişkin açık bir ikrarı yoksa da ilgili kira sözleşmesi gereği 90.000 TL (doksanbinlira) depozitonun da elden ödendiğini, bu ödemenin her iki davalının ikrarı ile sabit olduğunu, ancak elden bir yıllık kira bedelinin ödendiği esnada sözleşme tarafı olmayan üçüncü kişilerinde bu ortamda bulunduğunu, mahkemece tanık olarak dinlenebileceğini, müvekkili şirketin daha önce öğrenci dersliği ve yatakhanesi şeklinde kullanılan iş yerini bir satış mağazasına dönüştürebilmek için çok ciddi harcamalar yaptığını, esasen müvekkilin uzun yıllar bu iş yerinde faaliyetlerine devam edeceği inancı ile hiç bir masraftan kaçınmadığını, çok güzel ve şık bir satış ofisi yaptığını, bir yıllık kira bedelini peşin elden ödeyen müvekkilinin yapmış olduğu bu masrafları da davalılardan talep etmediğini, tüm masraflara bizzat kendisinin katlandığını, oysa bir yıllık kira bedelini elden peşin alan davalıların kira gelirinin vergisini bile ödemedikleri gibi miras taksim sözleşmesi nedeni ile iptal olan kira sözleşmesi uyarınca terekeye bir yıllık kira bedeli olan 360.000 TL'yi ve depozito bedelini iade etmemek için almadıklarını söylediklerini, davalıların açıkça kötüniyetli olduklarını, çünkü müvekkili şirket ile 27.03.2017 tarihli miras taksim sözleşmesine dayanarak 10.04.2018 başlangıç tarihli kira sözleşmesini imzalayan davalı ...'in kira sözleşmesini imzalamadan iki ay önce 01.02.2018 tarihinde bizzat kendisi dayanak miras taksim sözleşmesinin iptali davasını açtığını, iki ay önce bizzat davalı ... tarafından iptali talep edilen miras taksim sözleşmesine dayanarak kira sözleşmesi imzalayan elden toplam 450.000 TL. (dörtyüzellibinlira) nakit para alan, müvekkiline kullanılamaz halde olan tüm binanın tamirat tadilat ve iyileştirme masraflarını yaptıran davalıların müvekkilini dolandırıp, zarara uğrattıklarını, davalıların müvekkili dolandırdıkları hususunun İzmir 37. Asliye Ceza Mahkemesinin ... E. ... K. Sayılı dosyasının 18.04.2024 tarihli kararı ile sabit olup, anılan kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin ... E... K. Sayılı kararı ile 04.09.2024 tarihinde kesinleştiğini, her iki davalının da esasen iptali için bizzat dava açtıkları Miras Taksim Sözleşmesinin iptal olacağını bile bile İran uyruklu müvekkili şirket yetkililerinin Türk Hukukunu bilmemelerinden de faydalanarak, dolandırdıklarını, kendilerine maddi çıkar sağladıklarını, müvekkilinin mağduriyetine sebebiyet verdiklerini, iptali söz konusu olan ve davası derdest olan miras taksim sözleşmesine dayanarak işlem yapan kötüniyetli davalıların tüm görüşmelere avukatları ...'i de getirerek müvekkilleri üzerinde güven tesis etmeye, onları ikna etmeye çalıştıklarını, müvekkillerinin miras taksim sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olduğunu görünce ve gelir vergisi çok yüksek olduğu için davalılar bunu ödememek için sözleşmeye madde konulacağını söyleyince inandığını, elden para teslimi yapıp sözleşmeyi imzaladıklarını, oysa davalıların hem ödeyecekleri gelir vergisinden kaçmayı hem de iptali istenen miras taksim sözleşmenin iptali halinde elden almış oldukları bir yıllık kira bedelini diğer mirasçılara daha doğrusu terekeye teslim etme yükümlülüğünden kaçmayı planladıklarını, daha öncede belirttikleri gibi kiraya konu taşınmazın müteveffa ... adına kayıtlı olup, davalı ...'in müteveffanın mirasçılarından biri olduğunu, mirasçılar arasında 27.03.2017 tarihinde miras taksim sözleşmesi yapıldığını, ilgili sözleşmenin 4. Maddesinde düzenlenen taksim şekli hükmünde; a3-1. Sıradaki Gaziemir / Sakarya Mah. 1552 ada, 5 parselde Bahçeli bodrum bir zemin üç normal katlı betonerme tam hisseli işyeri''ne ilişkin son sayfasında aynen ''.... adına tescil yapılacak olan gayrimenkuller ile ilgili tapu müdürlüklerine tescil yapılana kadar, iş bu sözleşmenin imzalanmasından itibaren kira bedellerini alma ve kiraya verme hakkı ...'e ait olacaktır''. şeklinde açıkça düzenlendiğini, ilgili miras taksim sözleşmesi gereği davalı ....'in bu işyerini kiralama hakkı bulunduğunu, müvekkili ile davalı ... arasında imzalan kira sözleşmesinin hukuken geçerli olduğu intibası uyandırıldığını, ilk kez Türkiye pazarına giren müvekkili şirketin büyük umutlarla tüm iş yerinde tadilata başlayarak yerden camlarına, lavabolarından, duvarlarına kadar tüm binayı baştan yarattığını, yapılan masrafların bir çoğunun belgelendirilememiş ise de İzmir 10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/122 D.İş sayılı dosyası ile tarafımızdan yapılan tespitte 2018 yılında 655.578,27 TL masraf yapıldığı hususunun açıkça tespit edildiğini, oysa müvekkilinin yapmış olduğu masrafların çok daha fazla olduğunu, çünkü müvekkili şirketin Türkiye pazarında uzun yıllar İran halısı satacağı inancı ile hiç bir masraftan kaçınmamış gereken tüm tamirat ve tadilatları en iyi şekilde yaptığını, diğer mirasçıların yaptırmış olduğu tespitte sadece faydalı masraflar tespit edilmiş ise de kötüniyetle müvekkilini zarara uğratan davalıların yapılan tüm masrafları ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, kaldı ki, davalıların kötüniyeli olduğunu, müvekkilinin dolandırıldığı, zarara uğratıldığı hususlarının İzmir 37. Asliye Ceza mahkemesinin kesinleşen kararı ile sabit olduğunu, tüm tadilatları tamamlayan ve ticari faaliyetine başlayan müvekkiline ulaşan ve tereke mümessili olduğunu belirten Ömür Erol Yavuz'un müvekkili şirkete kiralananın kira bedellerinin kendisine yatırılması gerektiğine dair başvuruda bulunduğunu, bir yıllık kira bedelini peşin ödeyen müvekkilinin hemen davalı ...'i ve avukatı ... ile görüştüğünü, ancak hem davalı hem de vekilinin bu yaşanan durumun mirasçılar arası bir olay olduğunu ve müvekkili eçısından bir sorun olmadığını beyan etmesi nedeniyle herhangi bir işlem yapılmadığını, beklendiğini, kaldı ki, müvekkilinin ödenmemiş kira borcu bulunmadığı gibi bir yıllık kirayıda peşinen ödediğini, davalıların bu süreçte müvekkiline sürekli bir sorun olmadığını kendi aralarında çözeceklerini söyleyerek oyaladıklarını, ancak, ilerleyen süreçte İzmir ... İcra Dairesinin ... Esas, ... Esas sayılı dosyalarından ödeme emri gelmesi üzerine davalı ... vekili avukat ...'in yönlendirmesi üzerine; icra takiplerine itiraz edilmiş ise de İran asıllı şirket yetkisili ... ilgili icra dairesine bizzat giderek itiraz ettiğini, ancak itirazın yetkisiz kişi tarafından yapılması nedeniyle bu itirazın yok sayıldığını ve müvekkilinin iş yerinden haciz işlemi yapıldığını, iş yerinde yapılan hacizde 205.588,00 TL değerindeki iran halısı haczedildiğini, tereke mümessili tarafından aranan ve kira alacağı nedeni ile icra takibi tebliğ edilen müvekkili şirket yetkililerinin öncelikle davalılar sonrasında da avukat ... ile görüştüklerini ve bu icra takibinin neden yapıldığını sorduklarını, aralarındaki kira sözleşmesine dayanak olan Miras Taksim Sözleşmesinin iptal edildiğini kasıtlı ve kötüniyetli olarak gizleyen davalıların müvekkiline her hangi bir sorun olmadığını avukatları ...'in yardımcı olacağını söylediklerini, Avukat ...'in daha öncede belirttiğimiz üzere; müvekkili şirket yetkilisine hemen ilgili icra dairesine giderek hiç bir kira borcu olmadığına dair bir beyan verdiğinde her hangi bir sorun olmayacağını bildirdiğini ve şirket yetkilisi... hemen ilgili icra müdürlüğüne giderek ödenmemiş hiç bir kira borcu olmadığını yazılı olarak bildirip itiraz ettiğini, oysa bu itirazın hukuken geçerli olmayıp müvekkilimin bu durumu bilmesinin mümkün olmadığını, davalıların daha en başından beri müvekkili kandırıp dolandırdıklarını, bu durumdan çok ciddi kazançlar elde ederek müvekkili mağdur ettiklerini, daha önce de beyan ettikleri müvekkili şirket İran'da faaaliyet gösteren İran halısı üretimi ve satışı yapan büyük bir şirket olduğu gibi, 5 ülkede faaliyet gösteren, ancak diğer ülkelerde sorunsuz olarak ticari faaliyetlerine devam eden müvekkili şirket Türkiye'de büyük umutlarla ve ciddi harcamalar yaparak açmış olduğu iş yerinde bulunan tüm iran halıları diğer mirasçıların kira alacağı talebi ile açtıkları icra takibi nedeni ile haczedildiğini ve cebri icra ile değerinin çok altında satıldığını, iş yerine haczi işlemi yapılan ve işyerindeki tüm halıları haczedilen ve dolandırılan müvekkilinin Türkiye'de ticaret yapmaya korkar hale geldiğini, iş yerini kapatarak ticari faaliyetlerine son vermek zorunda kaldığını, oysa daha en başında davalıların avukatlarınında işleme dahil olması sebebi ile güven hasıl olmuş ve Miras Taksim Sözleşmesinin geçerli olduğu inanacı ile davalıların ve avukatlarının her sözüne itibar ettiklerini, yaşanan bu dolandırıcılık eyleminin ülkemiz açısından da güven kaybı yarattığını, müvekkili şirketin Türkiye'deki tüm ticari faaliyetlerine son verdiğini, davalıların kişisel kazanç kaygısı ile hileli davranışlarının açıkçası Türkiye ekonomisine yani kamu yararına da zarar verdiğini, davalıların maddi anlamda güçlü olup ilgili miras taksim sözleşmesi incelendiğinde murisin terekede hatrı sayılır malvarlığı bulunduğunu, dolayısı ile yasal mirasçı olan davalı ...'inde ciddi bir miras alacağına sahip olduğunu, ancak buna rağmen Türkiye'de ticari faaliyet göstermek isteyen müvekkili şirketi dolandırmaktan kaçınmadığını, ciddi zararlara uğrattıklarını, her iki davalının da miras taksim sözleşmesinin iptali davası açıldığını müvekkilinden gizleyerek kira kontratı imzalamak suretiyle depozito ve bir yıllık kira bedelini elden aldıklarını, bu şekilde en başından iptali için dava açtıkları belgeye istinaden müvekkilinden para alarak dolandırdıklarını, uzun yıllar ticari faaliyet yapacağı inancı ile tüm binayı çok ciddi harcamalar yaparak baştan sona yenileyen müvekkilini çok ciddi maddi zarara ve ticari itibar kaybına uğrattıklarının açıkça ortada olduğunu, müvekkilinin ticari itibar kaybına uğradığı için Türkiye'de iran halısı satışı da yapamadığını, müvekkili davalıların kötüniyetli olduğunu hakkında icrai işlemler başlatılıp, yanlış yönlendirme ile geçersiz itiraz yaptığında farkına vardığını, o ana kadar davalılara ve avukatlarına güvenen müvekkilinin hemen bir avukata giderek bilgi aldığını ve daha en başından yapılan tüm işlemlerin hukuka aykırı olduğunu öğrenince dolandırıldığını anladığını, davalılar hakkında İzmir Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 2019/80382 soruşturma dosyasının etkin hile bulunmaması ve hukuki ihtilaf nedeniyle verilen takipsizlik kararının itiraz üzerine İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliğinin 2020/654 D. İş sayılı kararı ile dosyadaki belgelere göre şüpheli-davalıların şikayetçi-müvekkiline kiraladığı iş yerine ilişkin kira sözleşmesinin düzenleme tarihinin 01.04.2018 tarihi olduğu, kiralanan taşınmazın miras taksim sözleşmesi ile davalılardan ...'e bırakıldığı, ancak davalı şüphelinin mirasçılar arasında düzenlenen miras taksim sözleşmesinin iptali istemi ile dava açtığı ve akabinde iptalini istediği miras taksim sözleşmesinde kendisine bırakılan taşınmazı müştekiye kiraladığı nazara alındığında, İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde miras taksim sözleşmesinin iptali için açılan dava dosyasının ve dava açılma tarihi ve sebebinin tespit edilmesine karar verildiğini, İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin... Esas, 2022/6 sayılı kararının UYAP üzerinden celp edildiğini, incelenmesinde, davacı ... tarafında davalılar Aslihan ESEN, ... 01/02/2018 tarihinde miras sözleşmesinin iptali davası açıldığını, kararın incelenmesinde, iptali istenen miras sözleşmesinin 27/03/2017 tarihli miras sözleşmesi olduğu ve 11/01/2022 tarihli karar ile gabin nedeniyle 27/03/2017 tarihli miras taksim sözleşmesinin fesh edildiğinin görüldüğünü, müracaat neticesi girişilen tahkikat sonucu toplanan bilgi, belge ve delillerden, şüpheli-davalı ...'in kira sözleşmesine dayanak gösterdiği 27.03.2017 tarihli mirasçılar arasında düzenlenen miras taksim sözleşmesinin 01.02.2018 tarihinde iptali için bizzat dava açtığı halde (İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/61 Esas, 2022/6 Karar ) 10.04.2018 tarihinde yani yaklaşık dava açmasından 2 ay kadar sonra , mirasçılar arasındaki anlaşmazlıklar ve görülmekte olan davalar hakkında bilgi vermeksizin müvekkiline kiraladığını, bu suretle tereke temsilcisi tarafından icra takibi ve haciz sureti ile zarara uğramasına neden olduğunu, müvekkilinin kira ilişkisi nedeniyle davalı ...'in eşi olan Ahmet DİNÇER'in de 94.000-TL para aldığı gerekçesi ile şikayetçi olduğunu, suç atfı için neden olmadığını, resmi nikahlı olan davalıların olağan hayatın akışına göre gayrimenkul mal varlığı gibi önemli bir konuda birbirlerinden habersiz hareket etmelerinin beklenmediği, atılı basit dolandırıcılık suçunun şüpheliler tarafından iştirakle işlendiği hakkında yeterli şüphe ve delilin oluştuğunun anlaşıldığını, davalıların müvekkiline yönelik aldatıcı davranışlarlarda bulunarak müvekkilinin zararına, davalıların kendisine menfaat temin etmek suretiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununu 157/1 inci maddesinde tanımlanan “Dolandırıcılık” suçunu işlediğinin anlaşıldığını, davalı ...'in kira sözleşmesine dayanak gösterdiği miras taksim sözleşmesi hakkında iptali için bizzat dava açtığı halde dava açıldıktan kısa bir süre sonra açılan dava ve ihtilaflar hakkında bilgi vermeksizin kiralanan taşınmazı müvekkiline kiraladığını, bu suretle müvekkilinin hem tereke temsilcisi tarafından yapılan icrai işlemler suretiyle hem de miras taksim sözleşmesinin iptali sonucu meydana gelen durumda zarara uğradığını ve mağdur olduğunu açıkça ortada olduğunu, ayrıca müvekkili tarafından davalılara ödenen bedellerin ve iş yerine yaptığı harcamaların iadesinin de yapılmadığını, davalı ile diğer mirasçılar arasında yaşanan dava süreci nedeni ile müvekkili aleyhine bir çok icra takibi açıldığını, müvekkilinin ticari hayatının etkilendiğini, İzmir ... İcra Dairesinin... E. İzmir ... İcra Dairesinin ...E. ve İzmir ... İcra Dairesinin... E. Sayılı dosyaları ile başlatılan icra takibine karşı Türk Hukuk konusunda bilgi sahibi olmayan müvekkili şirket yetkilisi bizzat ilgili icra Dairesine her ne kadar borca itiraz etmiş ise de yetkili olmadığı gerekçesi ile itirazı kabul edilmediğini icra takibinin devam ettiğini, taraflarınca açılan İzmir 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... E. ... K. Sayılı menfi tespit davası dosyasında yapılan yargılamada müvekkilinin kiralanana yaptığı zorunlu masrafların mahsubu ile yine de borçlu gözüktüğünü, yaşanan bu yargı sürecinin müvekkili şirketin mağazada bulunan tüm halılarının haczedilmesi sonucunu doğurduğunu ve müvekkilinin ticari hayatının sona erdirildiğini, kaldı ki iran halılarının değerli olup değerinin çok altında satıldığını ve müvekkili şirketin Türkiye piyasından çekilmesi sonucunu doğurduğu gibi Türkiye'deki kişi ve işlemlere karşı güvenini de kaybettiğini, İzmir 37. Asliye Ceza mahkemesinde yapılan yargılamada; somut olay değerlendirildiğinde; suç tarihinde sanık ...'in kira sözleşmesine dayanak gösterdiği, miras taksim sözleşmesi hakkında iptali için bizzat dava açtığı halde dava açıldıktan kısa bir süre sonra açılan dava ve ihtilaflar hakkında bilgi vermeksizin suça konu taşınmazı müvekkile kiraladığı, bu suretle müvekkile hem tereke temsilcisi tarafından yapılan icrai işlemler suretiyle hem de miras taksim sözleşmesinin iptali sonucu meydana gelen durumda zarara uğradığı ve mağdur olduğu, ayrıca katılan tarafından sanıklara ödenen bedellerin iadesinin yapılmadığı, dolayısıyla sanıklar ... ve ...'in iştirak iradesi içerisinde katılana karşı dolandırıcılık eylemini gerçekleştirdikleri anlaşılmakla sanık ... üzerine atılı Dolandırıcılık suçunu işlediği sabit görüldüğünden atılı suçtan eylemine uyan TCK'nın 157/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına, sanığın katılanın suçtan doğan zararını gidermediği anlaşıldığından CMK'nun 231. maddesi uyarınca yasal imkansızlıktan dolayı sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesine yer olmadığına, TCK.nun 53 maddesinde yalnızca kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler dışında kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezası ile cezalandırılan sanık hakkında uygulanabileceği düzenlendiğinden yasal şartları oluşmadığından sanığın belli haklardan yoksun bırakılmasına yer olmadığına, TCK.nun 51. maddesi uyarınca yalnızca hapis cezasının ertelenebileceği düzenlendiğinden yasal imkansızlık nedeniyle adli para cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar verildiğini, maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak, müvekkilinin uzun yıllar ticari faaliyet yapacağı inancı ile kiralanan iş yerine bir çok harcama yapıp, davalılara elden ödeme yaparak üstüne üstlük hiç bir borcun olmadığı halde iş yerindeki iran halıları haczedilerek muhafaza altına alınarak satıldığını, müvekkilinin tüm binaya yaptığı masrafların tespit edilenden çok daha fazla ise de yapılan tespitte 665.000 TL tutarında harcama tespit edildiğini, davalıların kötüniyetli olarak kendilerine haksız kazanç elde etme amacı ile müvekkilini dolandırıp maddi zarara uğrattıklarını, müvekkilinin görünen zararları sadece iş yerine yaptığı masraflar yada iş yerinden haczedilen malların satılması değil bu malların gümrük yolu ile İran'dan getirilmesini de kapsadığını, uğranılan zararın tam olarak taraflarınca tespit edilemediği için davayı belirsiz alacak davası olarak ikame ettiklerini, mahkemece yaptırılacak olan bilirkişi incelemesi neticesinde gerçek zararın tespit edilecek olup taraflarınca gerçek zarar üzerinden dava değeri arttırılarak yargılamaya devam edileceğini, manevi tazminat (ticari itibar kaydı) taleplerine ilişkin olarak Yargıtayın tüzel kişilerinde manevi tazminat talep edebileceğini kabul ettiğini, TMK’nın 25/son maddesinin, hem kişilik haklarının korunması hem de maddi ve manevi tazminat davalarını kapsadığının kabulüyle tüzel kişilerin kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat davası açabileceğini, şirket malları üzerine haksız haciz veya muhafaza yapılması sonucu ticari itibarının sarsılması nedeniyle manevi tazminat talep edilebileceğini, davalıların müvekkili şirket ile iki ay önce iptalini talep ettikleri miras taksim sözleşmesine dayanarak kira sözleşmesi imzalayarak müvekkilinden 450.000 TL elden para alıp sonrasında ise iptal edilen miras taksim sözleşmesi nedeni ile bir çok icra takibi nedeni ile iş yerlerine hacze gelinip satışını yaptıkları iran halılarının haczedilip satıldığını, müvekkilinin hiç bir kusuru olmadığı halde kötüniyetli davalılar nedeni ticari itibar kaybına uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin dava ve alacak hakları saklı kalmak kaydı ile yapılacak inceleme neticesinde belirlenecek zarar oranında arttırma belirsiz alacak davası olarak şimdilik 50.000 TL. (ellibinlira) maddi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsiline, 500.000 TL. (beşyüzbinlira) manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili, cevap dilekçesinde özetle; dava konusu olayın davacının dava dilekçesinde belirttiği şekilde olmadığını, davalı ... ile davacı şirket arasında akdedilen kira sözleşmesinin yazılı olması itibari ile içeriği hakkında beyanda bulunmaya gerek duymadıklarını, kira sözleşmesinin yazıldığı şekilde taraflar arasında imza edildiğini, kira sözleşme ekinde de miras paylaşma sözleşmesi ya da başka bir ek olmadığını, davalı ...'in akdettiği kira sözleşmesine, diğer mirasçıların sözleşmeye onay vermemeleri üzerine terekeye temsilci atandığını ve tereke temsilcisi tarafından davalının akdettiği sözleşmenin uygun bulunduğunu, dolayısı ile tereke temsilcisinin ve tereke hakimliğinin uygun bulması nedeni ile davacının sözleşme nedeni ile sorun yaşamadığını, davalının akdettiği sözleşmenin geçerli bir sözleşme olduğunu, çünkü tereke hakimliğinin sözleşmeyi uygun bulduğunu, tereke temsilcisinin de onayladığını, davalının akdettiği sözleşme nedeni ile davacının hiç bir zararı olmadığını, ancak davacının sözleşmeye aykırı davranışları nedeni ile tereke hakimliğince işlem yapılmış ise de bu işlemin sorumlusunun davalı olmadığını, tereke hakimliğince sözleşmeye aykırılık nedeni ile bir takım işlemlerin davalıdan bağımsız yapıldığını, terekeye temsilci atanmamış olsa idi sözleşmeye aykırılık nedeni ile davalılarca işlem yapılacağını, davacının gördüğünü iddia ettiği zararın sebebinin de sözleşmeye aykırı davranışı nedeni ile bizzat kendisinden kaynaklandığını, davacının taşınmazı tahliyesinin tamamen kendi inisiyatifi ve kararı ile olduğunu, zira beklediği satışı yakalayamadığını ve ticari faaliyetinin umduğu gibi olmadığını, bu nedenle sözleşmeyi feshetmek ve iş yerini kapatmak için davalılar ile görüştüğünü, hatta kira sözleşmesinin tereke hakimliğince onanmasına rağmen diğer mirasçılar tarafından açılan davayı da haklı tahliye için sebep olması için kabul ettiğini, tereke temsilcisinin zaten kira sözleşmesine onay vermesi nedeni ile davacının kira sözleşmesinin geçerli olduğunu, kira sözleşmesinin geçersizliği ya da bu nedenle davacının mağduriyetinin söz konusu olmadığını, davacının İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davayı da sözleşme süresinden önceki tahliyenin sorumluluğunu bertaraf etme kastı ile kabul ettiğini, bu durumun da ayrıca davacının davasında haklı olmadığını gösterdiğini, davacının bu dosyadaki kabul beyanının da iradi olarak taşınmazı tahliye etmek istemesi sorucu olduğunu, davacının cebri icra ile taşınmazı tahliye etmediğini, hatta davacının kira sözleşmesini sürdürmek istese idi yasal süre zarfında kiralananı tahliyesinin de söz konusu olmayacağını, davacının icra takibi nedeni ile oluşan mağduriyetinin sorumlusunun da yine davalılar olmadığını, icra takip dosyaları içeriği incelendiğinde bu hususun sabit olacağını, icra takip dosyalarının konusun da kira sözleşmesi ya da sözleşme nedeni ile ödenen meblağ olmadığını, icra takip dosyalarının açılmasının sebebinin de davacının kira sözleşmesine aykırı davranışları sonucu sözleşmede belirlenen kira bedelinin ödenmemesi olduğunu, davacı basiretli tacir olup kira sözleşmesini bu sıfatla akdettiğini, taraflar arasında yazılı sözleşme dışında başka bir anlaşma ya da başka bir görüşme de olmadığını, ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesini bağlayıcı nitelikte olmadığını, hakimlikçe dava konusu maddi olayın hukuk kuralları ile yeniden değerlendirileceğini, İzmir ... İcra Dairesinin ... Esas, ... Esas sayılı dosyalarından ödeme emri gelmesinin sebebinin davacının sözleşmeye aykırı hareket etmesi olduğunu, sadece bu dosyalar dahi davalının akdettiği sözleşmenin geçerli olduğunu gösterdiğini ve kira sözleşmesinin geçerli olduğunu, davalının akdettiği sözleşmenin geçersizliğinin hiç bir zaman söz konusu olmadığını, davacının sözleşmeye uygun davranmış olsa idi bahsettiği sorunların hiç birisinin de yaşanmayacağını, davacının iş yerini tahliyesi nedeni ile ya da tereke hakimliğince yapılan icra takibi nedeni ile zarar görmüş olsa da davalının akdettiği kira sözleşmesi nedeni ile bir zararı söz konusu olmadığını, zira davacının taşınmazı tahliyesinin davacının kendi kararı ile olduğunu, miras taksim sözleşmesinin sözleşme dayanağı olarak da davacıya sunulmadığını, hatta sözleşmede bu hususta hiç bir açıklama da olmadığını, zira miras taksim sözleşmesinin feshi nedeni ile terekeye temsilci atandığını ve sözleşmenin temsilciye sunulup onaylandığını, davacının mağduriyet olarak dosyaya sunduğu tüm dava ve icra dosyalarının konusunun davacının davalı ile akdettiği sözleşmeye aykırı davranışı nedeni ile oluştuğunu, zarar olarak dosyaya sunulanların tamamının da davacının sözleşmeye aykırı davranışı nedeni ile oluştuğunu, davacının yine manevi zararının da doğmadığını, maddi ya da manevi zarar olarak ileri sürülen tüm sebeplerin davacının sözleşmeye aykırı davranışından kaynaklandığını, davacının dosyaya sunduğu delillerin ya da dosyaların hiç birisinin kira sözleşmesinin geçersizliği ile ilgili olmayıp tamamının sözleşmenin davacı tarafından ihlali ile ilgili olduğunu, davacının esas olarak kiralanan taşınmazda beklediği satış rakamlarını yakalayamadığını, zarar ettiğini, bu nedenle taşınmazı kendi kararı ve inisiyatifi ile tahliye ettiğini, bunun sorumlusunun da davalılar olmadığını, bu hususun yargılama esnasında kesin olarak anlaşılacağını, bu nedenlerle davacının davasında haklı olmadığını belirterek, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davacı şirket ile davalılardan ... arasında akdedilen 10/04/2018 başlangıç tarihli kira sözleşmesi uyarınca davalılara peşin ödendiği iddia olunan bir yıllık kira bedeli, depozito ve kiralanan iş yerine yapılan tadilatlar nedeniyle uğranılan maddi zararın ve davalı ...'in murisi Sabri Esen tereke temsilciliği tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takipleri sonucu haksız haciz nedeniyle uğranılan ticari itibar kaybına ilişkin manevi tazminatın davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, İzmir 10.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından, mahkememizin görevli olduğundan bahisle göreve dair dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine yönelik karar verilmiş, davacı vekilince anılan karara yönelik sunulan istinaf dilekçesinin son sayfasında eldeki davadaki tazminat taleplerinin dayanağının davalı ... tarafından İzmir 7.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/61 esas sayılı dava dosyasında iptali istenen 27/03/2017 tarihli miras taksim sözleşmesine dayanılarak yapılan kira sözleşmesi sebebiyle uğranılan zarar olduğu belirtilmiş, davacı vekilinin istinaf talebinden feragati üzerine anılan mahkemece verilen karar 28/05/2025 tarihinde kesinleştirilmiş, davacı vekilinin gönderme talebinde bulunması üzerine dosya mahkememize tevzi olunarak mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedilmiştir. İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı istinaf edilmeksizin kesinleştiğinden mahkememizi bağlayıcı nitelikte değildir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; muris Sabri Esen'e ait İzmir ili, Gaziemir ilçesi 1552 ada, 5 parsel, Sakarya Mah. Akçay caddesi no 192 de yer alan taşınmazın bodrum, ikinci kat ve üçüncü katının halı ticareti ve işletmesi yapılmak amacıyla davalı ... tarafından davacıya 01/04/2018 ve 01/05/2018 tarihli kira sözleşmeleri çerçevesinde kiraya verildiği, murisin davalı ... dışında Enis Esen, Kerem Esen ve Aslıhan Esen adında üç mirasçısının daha bulunduğu, mirasçılar arasında 27/03/2017 tarihli miras taksim sözleşmesinin akdedildiği, bu sözleşmenin iptali davasının davalı ... tarafından İzmir 7.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/61 esas sayılı dosyası ile açıldığı, anılan davada muris Sabri Esen'in terekesine temsilci olarak Ömür Erol Yavuz atandığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili, eldeki davada 27/03/2017 tarihli Miras Taksim Sözleşmesine dayanılarak davacı ile davalı ... arasında akdedilen 01/04/2018 tarihli kira sözleşmesinin geçersizliği nedeniyle, davaya konu kiralanan iş yerine yapılan tadilatlar nedeniyle masraf ettiğini, ayrıca davalılara 1 yıllık kira bedelini ve depozitoyu peşin olarak elden ödediğini belirterek, belirsiz alacak davası şeklinde şimdilik 50.000-TL maddi tazminatı, davacı aleyhine anılan kira sözleşmesi ve dava konusu olmayan diğer kira sözleşmesi uyarınca muris Sabri Esen'in tereke temsilcisi tarafından başlatılan icra takipleri sonucu kiralanan taşınmazda davacıya ait İran halılarının haczedilmesi sonucu davacının ticari itibar kaybına uğradığını belirterek, 500.000-TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiş, davalılar ise taraflar arasında akdedilen kira sözleşmesinin geçerli olup, anılan kira sözleşmesine tereke temsilcisinin ve tereke hakimliğinin onay verdiğini, davacının iddia ettiği zararlarının kira sözleşmesinin geçersizliğinden değil davacının kira sözleşmesine aykırı davranmasından kaynaklandığını savunmuşlardır. 6100 sayılı HMK'nın 1.maddesi uyarınca; mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir. Görev kamu düzenine ilişkin olup, aynı zamanda bir dava şartıdır. Mahkeme dava şartlarının var olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştıracağı gibi taraflar da dava şartı eksikliğini her zaman ileri sürebilirler. 6100 sayılı HMK'nun 4/1-a maddesine göre; “Kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda” Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. 6098 Sayılı TBK’nın 269.maddesinde düzenlenen tanıma göre; kira sözleşmesi kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Uyuşmazlık özel hukuk ilişkisinden doğduğundan tarafların (somut olayda davacı ile davalı ...'in) tacir olması mahkemenin 6100 sayılı kanunun 4/1-a maddesi ile düzenlenmiş bulunan görevini etkilemez. Yukarıdaki yasal düzenlemede de açık bir şekilde belirtildiği üzere 6100 sayılı HMK’nın 4/1-a maddesi gereğince kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalara bakma görevi Sulh Hukuk Mahkemeleri’ne aittir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 10/04/2018 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı, tarafların kira sözleşmesi uyarınca üzerilerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmedikleri, kira sözleşmesi uyarınca davacı kiralayan tarafından, davalı kiralayan ... ile davalı ...'in eşi davalı Ahmet Dinçer'e peşin verildiği iddia olunan bir yıllık kira bedeli, depozito ile kiralanan taşınmazın tadilatı nedeniyle yapılan tüm masrafların davalılardan tahsil edilip edilmeyeceği, edilecek ise miktarı, davalı ...'in murisi Sabri Esen tereke temsilciliği tarafından davacı aleyhine kira sözleşmeleri gereğince başlatılan icra takipleri sonucu davacının ticari itibar kaybına uğrayıp uğramadığı, uğradı ise manevi tazminatın koşullarının somut olayda bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise davalılardan tahsili gereken manevi tazminat miktarı noktasında toplanmaktadır. 6100 Sayılı HMK’nın yukarıda anılan 4/1-a maddesi gereğince, yukarıda özetlenen uyuşmazlığın çözümünde İzmir Sulh Hukuk Mahkemeleri görevli olduğundan, davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Görevli mahkemenin İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi olması ve Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle HMK nun 114(1)/c maddesinin yollaması ile HMK nun 115(2) maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE, 2-HMK'nun 20 (1) maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ve yasal süre içinde istem halinde dosyanın görevli İZMİR SULH HUKUK MAHKEMESİ'ne GÖNDERİLMESİNE, 3-HMK nun 331(2) maddesi uyarınca harç, yargılama giderlerinin görevli mahkeme tarafından değerlendirilmesine, 4-HMK'nun 20(1) maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yasal süre içinde gönderme başvurusunun yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmek üzere dosyanın resen ele alınmasına, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı davalı ... vekili ile davalı ...'in yokluğunda HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6.Hukuk Dairesi, 23. Hukuk Dairesi veya 27. Hukuk Dairesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere karar verildi. 08/10/2025 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/691, K. 2025/869, T. 08.10.2025, www.arakarar.com/karar/izmir-4-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-691-e-2025-869-k-88f7ca24c01b