İlk Derece Mahkemesi · İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/88 E. 2025/712 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/88
- Karar No
- 2025/712
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/88 Esas KARAR NO : 2025/712 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 29/01/2025 KARAR TARİHİ : 18/07/2025 Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili, dava dilekçesinde; Müvekkili... Madencilik İnşaat Tarım Ürünleri Hayvancılık San. Ve Tic. Ltd. Şirketi'nin iştigal alanları arasında atık geri kazanımı da yer aldığını, söz konusu iştigal alanı kapsamında, davalı...Sanayi Anonim Şirketi ile aralarında geri kazanım hizmetinin tedarikine yönelik bir sözleşme kurulduğunu, kurulan hizmet tedarikine yönelik sözleşme kapsamında; ... numaralı 25.12.2023 tarihli 17.207,40 TL değerinde e-fatura ve... numaralı, 26.12.2023 tarihli 21.986,10 TL değerinde e-fatura düzenlendiğini, düzenlendiği tarihte karşı yana iletildiğini, davalı tarafla yapılan sözleşmeye uygun olarak müvekkili şirket tarafından hizmet sorunsuz ve zamanında ifa edilmesine karşın davalı tarafın kendi edimini ifa etmediğini, bunun üzerine bakiye alacağının tahsil edebilmek amacıyla İzmir... İcra Dairesi nezdinde genel haciz yoluyla icra takibi başlatılmış olup karşı tarafa müdürlüğünün ...7 esas numaralı dosyası kapsamında ödeme emri tebliğ edildiğini, akabinde karşı tarafça 03.05.2024 tarihinde haksız ve kötü niyetli olarak ödeme emrine itiraz edildiğini, bu nedenlerle itirazının iptali ile takibin devamına, likit bir alacağa yönelik itirazları nedeniyle müvekkilimizi zarar uğratan davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde; ilk olarak davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının da kabulünde olduğu üzere; davalı müvekkilince işbu davanın ikame edilme tarihinden önce takip konusu borca istinaden karşı yana ödeme yapılmış olup; takip konusu fatura bedellerinin tamamının ödenmiş olmakla; bu yönüyle, huzurdaki davanın haksız şekilde ikame edilmiş olduğunun sabit olduğunu, yine, her ne kadar davacı yanca takibe dayanak fatura bedellerine istinaden müvekkilince karşı yana yapılan mezkur ödeme ile alakalı olarak 'kısmi ödemenin kendileri tarafından dosya kapsamında asıl alacağa bağlı fer'ilere mahsup edildiği; iddia konusu ana para alacağının 18.996,30- TL'lik kısmı yönünden alacak taleplerinin devam ettiği; TBK madde 100/1 gereği takipten işlemiş bulunan ve takipten sonra işlemeye devam eden faiz ile icra takibi neticesinde ortaya çıkan harç ve vekalet ücreti dahil tüm masraf ve giderlerde ödemede gecikmiş borçlu tarafın, kısmi ödemeyi ana paraya mahsup etme hakkı bulunduğu' ileri sürülmüşse de; davacı yanın dava dilekçesine aktardığı bu hususlara bağlı bakiye alacak ve faiz talepleri de haksız ve hukuka aykırı olduğunu, nitekim, (davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte) takibe dayanak faturalar incelendiğinde; mezkur faturalarda kesin bir vade tarihi yer almadığı açıkça görülmekte olup; yine, mevcut delil durumu ile sabit olduğu üzere; takip konusu fatura borcu ile alakalı olarak takip öncesinde karşı yanca müvekkiline bildirimde bulunularak hukuken temerrüde düşürülmediği hususunun sabit olduğunu, bu çerçevede de; takip öncesi ve sonrasına dönük faiz talepleri haksız ve hukuken mesnetsiz olduğunu, kaldı ki, ödeme emrinde faiz başlangıç tarihleri belirtilmediği gibi; davayı ve faiz istemlerini kabul etmemekle beraber; talep konusu edilen temerrüt faizi oranı da fahiş ve hukuken mesnetsiz olduğunu, tüm bu yönleriyle talep konusu edilen faiz istemine açıkça itiraz ettiklerini, davayı ve dava konusu talepleri kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davaya (ve icra takibine konu) istemlere yönelik zamanaşımı itirazında bulunduklarını, bu nedenlerle haksız ve kötü niyetli davanın usul ve esastan reddi ile; davacı yanın, %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: İzmir ... İcra Müdürlüğü'nü... E sayılı dosyası, ticari defter ve kayıtlar, fatura ve ödeme kayıtları ile bilirkişi raporu delil olarak değerlendirilmiştir. Bilirkişiden alınan 01/06/2025 tarihli raporun sonuç kısmına göre; "...Sayın Mahkemenin görevlendirmesi kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirmeler ile; 3.1)- Davalı ... San. A.Ş.’nin incelenen 2022-2023-2024 takvim yıllarına ait ticari defterlerinin sahibi lehine delil olma vasfına haiz olduğu, 3.2)- Davalı...Ş.’nin incelenen ticari defter ve belgelerinde; Davacı ... Madencilik Tarım Ürünleri Tic. Ltd. Ştii.... Hesap Kodu ile Satıcılar hesabında hareket gördüğü, taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu, takibe konu faturaların kayıt altına alındığı, taraflar arasında ortalam 120 gün vadeli ödeme alışkanlığı bulunduğu, icra takip tarihi olan 26/04/2024 itibariyle davalı şirketin 39.193,50 TL borçlu bulunduğu, takip tarihinden 3 gün sonra 29/04/2025’te borcun ödendiği, 3.3)- Taraflar arasında ki cari hesap ilişkisi ve ortalama 120 gün vade ödeme alışkanlığı dikkate alındığında; İcra takip tarihi itibariyle alacağın muaccel olduğunun söylenemeyeceği, nihai değerlendirmenin sayın mahkemenin takdirlerin olduğu..." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; 1-Dava, atık geri kazanım hizmetleri sözleşmesinden kaynaklanan bakiye açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. 2-Taraflar arasında açık hesap bakiye alacak miktarı noktasında bir ihtilaf bulunmamakta olup uyuşmazlık takip tarihi 26/04/2024 itibariyle alacağın muaccel olup olmadığı noktasındadır. 3-Taraflarca karşılıklı olarak fatura, ödeme kayıtları ve ticari defterlere delil olarak dayanılmıştır. 4-Ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin yasal düzenleme 6100 sayılı HMK'nın 222.maddesinde yer almaktadır. "1-Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. 2-Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. 3-İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." Madde metninde de açıklandığı üzere ticari defterlerin bir tarafın kendi lehine delil olarak kabul edilmesi için öncelikle usulüne uygun tutulmuş, açılış ve kapanış onaylarının süresinde yaptırılmış olması gerekmektedir. Bunun yanında ticari ilişkinin karşı tarafının aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterindeki kayıtların bu deftere aykırı olmaması veya karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir. 5-Mahkememizce her iki taraf vekiline ticari defterlerin ibrazı hususunda kesin süre verilmiş, kesin süre içerisinde yalnızca davalı şirket ticari defterleri incelemeye sunulduğunda davalı ticari defterlerinde yer alan kayıtlar davalı lehine delil olarak kabul edilmiştir. Dosyaya sunulan 01/06/2025 tarihli bilirkişi raporuna göre taraflar arasındaki ticari ilişkide ortalama 120 günlük sürede vadeli ödeme yapıldığı ve takip tarihi itibariyle davacı alacağının 39.193,50-TL olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Yukarıda da değinildiği üzere taraflar arasında bakiye borç miktarı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Diğer yandan belirtmek gerekir ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukukî sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümler uygulanamaz. Ticari defterlerde yer alan fatura ve ödeme kayıtlarının incelenmesinde taraflar arasındaki ticari ilişkinin "açık hesap" şeklinde yürütüldüğü görülmüştür. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesi de “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) “Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden anlaşılmadığı takdirde borcun heman ifa ve derhal icrası talep olunabilir” şeklindeki 74 üncü maddesine göre, kural olarak borcun doğar doğmaz, hemen, ifası istenebilir. Buradaki “hemen” sözünün zaman yönünden anlamı, borçlunun edimi yerine getirmek için dürüstlük kuralına göre ihtiyaç duyduğu zamanın göz önünde tutulması ve buna göre belirlenmesidir (Fikret Eren: Borçlar Hukuk Genel Hükümler, İstanbul 2003, s.907). Kural bu iken, aynı madde içeriğinde istisnası da düzenlenmiştir. Buna göre, borç bir vade veya süreye bağlanmışsa, edim bu vadede veya süre içinde ifa edilmelidir. Süreye bağlı borçlarda ifa zamanı ya tarafların anlaşmalarına ya da hâl ve şartlara yahut bir kanun hükmüne göre belirlenir. İfa zamanı konusu somut olayda uygulanması gereken TBK’da ise 90. ve devam eden maddelerde düzenlenmiş olup mülga Kanun ile paralel bu düzenlemeye göre taraflarca ifa zamanına ilişkin başka türlü bir kararlaştırma olmadıkça veya bu durum hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muacceldir (TBK md. 90). Taraflar arasındaki ilişki niteliği itibariyle hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup kural olarak işin görülmesi ve fatura düzenlenmesiyle birlikte ödeme borcu doğmaktadır. Taraflar arasında ödemenin belirli bir vadede veya talep üzerine yapılacağı yönünde bir anlaşma var ise vadeden önce veya alacaklının talebi olmaksızın borcun muaccel hale gelmeyeceği açıktır. Böyle bir vade sözleşmesinin yazılı olarak yapılmış olması gerekmemekte, taraflarca artık teamüle dönüşmüş bir uygulama varsa bunun da vade sözleşmesi gibi borçluya hak tanıdığı değerlendirilmektedir. Genel kuralın istisnası niteliğinde olan vade uygulamasında ispat külfeti borçlu üzerindedir. Somut uyuşmazlıkta borçlu davalıya ait ticari defterlerde yer alan kayıtlara göre açık hesap ilişkisinde Açık hesap ilişkisini oluşturan faturaların incelenmesinde; -Davacının 03/03/2022 tarihli ve 21/07/2022 tarihli faturalarıyla oluşan 3.258,12-TL açık hesap bakiyesinin 23/08/2025 tarihli davalı ödemesiyle sıfırlandığı, ilk faturayla ödeme tarihi arasında 173 gün süre bulunduğu, -Davacının 26/04/2023 tarihli faturasıyla oluşan 10.944,40-TL açık hesap bakiyesinin davalının 22/09/2023 tarihli ödemesiyle sıfırlandığı, fatura ve ödeme tarihi arasında 149 gün süre bulunduğu, -Davacının 25/12/2023 ve 26/12/2023 tarihli faturalarıyla oluşan ve dava konusunu da oluşturan 39.193,50-TL açık hesap bakiyesinin takip tarihinden sonra 29/04/2024 tarihli davalı ödemesiyle sıfırlandığı, takip tarihinin 26/04/2024 olduğu, ilk fatura tarihi ile takip tarihi arasında 123 gün süre bulunduğu, 28/12/2024 tarihinde davacının 17.544,00-TL tutarlı fatura düzenlediği ancak bunun yargılama konusu olmadığı, görülmüştür. Buna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 3 yıla yayıldığı ve dava konusu olmayan önceki tarihli faturaların 149 günden 173 güne yayılan vadelerle ödenmiş olduğu, bilirkişi görüşünde taraflar arasında 120 gün vadeli ödeme alışkanlığı bulunduğu belirtilmiş ise de fatura ve ödeme kayıtlarına göre vade süresinin 120 günün çok üzerinde seyrettiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıcından itibaren 149 ve 173 günlük vadelerle faturaların ödenmiş olmasıyla taraflar arasında bu yönde bir ticari teamül bulunduğunun kabulü gerektiği, davacının açık hesap bakiyesinden kaynaklanan 39.193,50-TL alacağı bulunmakla birlikte davalıyı temerrüde düşürmeksizin ve teamüle dönüşmüş ödeme vadesi gelmeden önce 123 gün sürede takip başlatmış olması karşısında takip tarihinde alacağın muaccel olmadığının kabulü gerektiği değerlendirildiğinden takip tarihinde muaccel bir alacağın bulunması dava şartı olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek davanın usulden reddine karar verilmiştir. 6-Yargılama sırasında davacı vekili tarafından TTK 1530.maddesi uyarınca davalının ayrıca temerrüde düşürülmesinin gerekmediği, faturanın alınmasından sonra 30 günlük süre sonunda borçlunun temerrüde düşeceği, TTK'da açık hüküm bulunmadığından teamüle dayalı hüküm kurulamayacağı ileri sürülmüş ise de; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2001/1 Esas 2023/1 Karar sayılı 27/06/2003 sayılı içtihatları birleştirme kararında vade farkı alacağına ilişkin yapılan değerlendirmelerde "Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki; incelenen kararlar kapsamlarına göre, vade farkı istenebilmesi için yanlar arasında bu yönde yazılı bir sözleşmenin ya da bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunmasının şart olduğu hususunda ilgili daireler arasında tam bir görüş birliği bulunmaktadır." şeklinde belirtildiği üzere tacirler arasında sözleşme bulunmayan hallerde ticari ilişki içerisinde oluşan teamülün de sözleşmenin tarafını oluşturan tacirler yönünden bağlayıcı olacağı, nitekim taraflar arasında sözleşmeyle kararlaştırılmamış olsa dahi teamül haline gelmesi halinde vade farkı istenebileceğine dair Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı bulunduğu dikkate alındığında, İBK konusuna benzer mahiyette olan görülmekte olan davanın konusunu oluşturan vadenin belirlenmesi konusunda da sözleşmenin tarafları arasında oluşan teamülün uygulama yeri bulacağı açıktır. Bu nedenlerle davacı vekilinin taraflar arasında bu yönde bir ticari teamül bulunmadığına ve uyuşmazlıkta bu yönde bir teamülün esas alınarak karar verilemeyeceğine yönelik itirazları yerinde görülmemiştir. 7-Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2019/5 Esas, 2022/1 Karar sayılı ve 18/02/2022 tarihli içtihadı birleştirme kararına göre, ifa zamanı gelmemiş (vadesi gelmemiş, muaccel olmayan) bir alacak için açılmış dava, erken açılmış dava niteliğinde olduğundan bu davanın açılmasında henüz hukuki yarar bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlıkta talep itirazın iptaline ilişkin olup, erken yapılan icra takibine yapılan itirazın iptali için açılan davada davacının takip yapmakta henüz hukukî yararı bulunmadığından davanın hukuki yarara yönelik dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. 8-Davalı tarafça kötü niyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de taraflar arasındaki uyuşmazlığın borcun muacceliyetine ilişkin olduğu, davacının alacaklı olduğunun her iki tarafın da kabulünde olduğu, buna göre vadesinden önce takip yapılmış olmasının tek başına kötü niyet göstergesi olarak kabul edilemeyeceği değerlendirildiğinden davalı lehine tazminata hükmedilmemiştir. 9-Davanın usulden reddine karar verilmiş olup karar tarihinde yürürlükte bulunan Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 7 nci maddesinin ikinci fıkrası "(2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur...." Aynı Tarife'nin 13 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ise; "(1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir." Şeklinde düzenlenmiş olup, davanın dava şartı noksanlığı nedeniyle reddi halinde tarifenin 3.kısmındaki oranlara göre nisbi tarife üzerinden vekalet ücreti takdir edileceği, bu şekilde tespit edilen miktarın ise tarifenin 2.kısmında yer alan maktu ücretleri geçemeyeceği düzenlenmiştir. Tarifenin 13.maddesinde ise 7/2.fıkra düzenlemeleri açıkça maktu ücret uygulanmasının istisnaları olarak belirtilmek suretiyle uygulanması gereken oranların 13.madde kapsamında değerlendirilmeyeceği şeklinde düzenleme yapılmıştır. Buna göre mahkememizce dava, dava şartı noksanlığı nedeniyle reddedildiğinden, dava değeri üzerinden davalı lehine AAÜT'nin 3.kısmında belirtilen nispi oranda vekalet ücretine hükmedilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Takip tarihi itibariyle alacağın muaccel olmadığı anlaşıldığından davanın USULDEN REDDİNE, 2-Davacının kötü niyeti ispat edilemediğinden kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harç peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir edilen 3.039,41-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve resen ilgili taraflara iadesine, 7-Dava şartı arabuluculuk kapsamında hazine tarafından karşılandığı anlaşılan 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, bu hususta harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin e-duruşma yoluyla yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda, dava değerinin 6100 Sayılı HMK'nın 341/2. Maddesinde gösterilen İstinaf kanun yolu başvuru sınırının altında kalması nedeniyle kesin nitelikte olduğu ve kanun yoluna başvurulamayacağı açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.18/07/2025 Katip... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır